Aşk, tek kişilik oynanan, oyun gibidir.
Aşk, tek kişilik oynanan, oyun gibidir.

Özür dilediğim aşk, öyle devrim aşkı, bağımsız bir ülke aşkı, doğa, çevre, börtü, böcek aşkı değil… Basbağı bildiğimiz aşk. Yani onu görünce, kalbimizin yerinden çıkacakmış gibi çarptığı, yüzümüzün al bastığı, göremeyince içimize keder basan, küstüysek hele, tüm dünyanın siyahlara büründüğü, çiçeklerin kokmadığı, tüm renklerin siyahlara döndüğü aşk bu!

Bizzat kendisine, onun olma durumuna aşık olduğum aşktan, geç de olsa özür dilemek istedim. Ona o kadar kötü davrandım ki “artıkdeğiştim, beni affet!” desem de inanmıyor.Aslında belki haklı.. Çocukluğumda, en çok onun hayalinin kurulduğu, bir yaşam çevrelemişti beni. Siyah beyaz Türk filmlerinde, en çok onun yüzünden, başına olmadık şeyler gelenlere, ağlamıştım. Şarkı sözleri hep, çok ama çok aşık olmayı, ya da kavuşamayınca, hayata kahretmeyi öğretti, bir çoğumuz gibi bana da.

Sonra ben büyüdüm, aşk da büyüdü.. Ben büyüdükçe, o benden çok büyüdü, karşılaştığımız da, ona genellikle iyi davrandım. Onu avutmak için, gitarla parçalar bile çaldım. Ay ışığına bakıp, ağladım. Sevinçten, hoplaya zıplaya gezdim. Günler önce, kararlaştırılmış randevulara telaşlandım, özenle süslendim. O da bunları inkar edemez.

Sonra mı.. Ah onu çok çok hırpaladım. Ülkemiz elden gidiyordu, bir şeylerin ucundan tutmak gerekiyordu. Aşk benim için bir zaaftı. Halkımızın değer yargıları, ahlak ölçüleri öyleydi, böyleydi..”Ama halkımız istiyor” derken, hele de herkesin bacısıyken aşk da neydi ki.. Devrimcilerin aşkı nasıl olurdu, bunu hiç bilmiyordum. Önümde, devrimci aşka dair, bir örnek yoktu.

Durun, haksızlık etmeyelim.. “Objektif olarak anlaşıyorsan, subjektif olarak ta anlaşabilirsin” gibi, tumturaklı, aşk üzerine edilmiş laflar ve arkadaşlar izin verirse, seninle nişanlanabilir miyiz?” gibi, bir takım, pratiğe yansımış şeyler yaşadım. Aaa.. Bir de Albayrak kahvehanesinde, çaktırmadan bakanlar, gelince fark etmemiş gibi yapan, ama gelmemi bekleyenler olurdu. O da ne? Aşk bir kenarda çekilmiş, dehşetle beni izliyordu. O bana kırılıyordu ama ben onun, kırıldığının farkında olamayacak kadar, onu unutmuştum.

Neyse.. Hikaye uzun, bildik bir hikaye, devrim olmadı ve günlük yaşam, dışarıda akıyordu. Benimle, aynı siyasi yapıdan olmayan birine, bacısı filan olmadığım için, gönül rahatlığıyla, aşık oldum sonunda. O bana aşık, ben ona aşık.. Aşkımız kocaman oldu, yüreklere sığmaz, taşar oldu. Taşıp aileleri , konu komşuyu rahatsız etmeye başladığında, ona bir ceza verdim. Tutup onu, salonu güzel döşenmiş, perdeleri bilmem nereden ısmarlanmış, bir evin içine hapis ediverdim. Oda yavaş yavaş, tencereye atılan kurbağanın, ısıyı fark etmeden, haşlanışı gibi, duruma adapte oldu. Akıllandı, uslandı, sonunda pişti… İnanmıyacaksınız ama, koyup tabağımıza, yedik onu!

Yamyam gibiydim, sürekli yanımda gezen, benim yüreğimdeki yerinden, çok emin olan aşka, böyle yaptım. Ben de kendime inanamıyordum. Evi, salonu, perdeleri, mutfakta pişen, beşamel soslu yemekleri bıraktım, çıktım.. Yok, çok kötüydü artık. Bana, samimiyetime hiç inanmıyordu. Sonra bir ara, bana inanır gibi yaptı, ama temkinliydi.. Gene kırdım kalbini, sonra gene, sonra gene.. Aşkı küstürdüm, incittim onu.

Sonunda öğrendim ki.. Özgürleştirici olmalıymış, kutsayıcı olmamalıymış, mülkiyetçi olmayı, hiç mi hiç sevmezmiş, eşitlikçiymiş, hep özen istermiş, kurumsallaşma içine kapatılınca, rengi solarmış, intihar edermiş. Ten uyumu yetmezmiş, onu beslemeye, korumaya; kültür uyumu da gerekliymiş. Öyle “senden pozitif elektrik aldım” da denmesinden, hiç hazzetmezmiş. Sınanmayı, hiç mi hiç sevmezmiş, sadakatin dokunulmazlığı, arkasından bir kenara atılmayı da. Burjuva ahlakından çektikleri, “..halkımız böyle istiyor ahlakı” nınkine yakınmış. Öğrendim ama, öğrenene kadar onu çok hırpaladım ki…

İşte, onun için özür dilemek istiyorum. Eminim ki, sizin aşktan, özür dilemenizi gerektiren bir durumunuz yoktur.

AYSEL KILIÇ
ırıs_lyla@hotmail.com 

Bu yazı, yazarın verdiği izinle, daha önce ozgurmedya.org. da yayınlanan, yazısından alındı. 

Bu Yazıyı Toplamda 320 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Cuma, Ocak 30th, 2009 at 17:22 and is filed under Aysel Kılıç, Deneme, Kadın, Makaleler, Psikoloji, Yazar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

hicran

Yorumunuz