141714Aşkın kendisini tanımlarken, insan kendi beklentilerinde yarattığı, sınırlarıda tanımlıyor aslında. İnsan, yaşamı boyunca, en az bir kez olmak üzere, defalarca aşık olarak, aslında kendi sınırları içinde yarattığı, kendisiyle var olma veya yok olmanın sınırlarında dans etmekte. İlk kimlik belirlemenin yaşandığı, ilksel çocukluk aşkı, her kesin mutlaka durması gereken, zorunlu durak. Bu neden böyle olmakta? Çünkü, ilksel kimlik belirlenmesinin, var olduğu zorunlu durak. Çocuk kimliği, kendisini dış yaşamda ifade etmeye başlarken, varlığı nı anlamlandırma ihtiyacı duyar. Bu ancak, cinsin kendini tamamlayacağı, karşıtı kimlikle mevcut olur. Kendine ve dışındaki dünyasına, kendisinin artık birey kimliğine sahip, bağımsız bir birey olduğunu, ispatlamanın temel yoludur. O güne kadar oluşan ve giderek olgunlaşan, cinsellik anlamında farkındalık, yeni bir dönüşüm mecrasında, kendini ifade edebilmek için, karşıt kimlikte var olmayı seçer. Burada, cinsel anlamda var olmanın ilk belirlemesi, kimliksel dönüşümdür. Bunu yaratan temel koşul ise cinsel anlamda olgunlaşan bireyin, var olmanın farkındalığıdır.

Birey artık aşık olmuş, bir anlamda artık bağımsız birey olduğunu keşif etmiştir ama, bireyin sorunu bitmemiştir. Karşı cinsler olarak seçile bilmek sorunu başlamıştır. Kendisi aşık ancak bu, tek kişilik seçicilik, ya karşının seçmesi, kendisi karşı tarafından, seçilmiş olacakmı. Karşının isteklerine uygun, kimlik oluşturma sürecine girmiştir, artık kimliğini onda tanımlamaktadır. Aşık olduğu karşı cinsi, ÜST KİMLİK haline getirerek, onda var olmanın hazzını veya mutsuzluğunu yaşamaktadır. Kendini bir yerlere ait hissetmek duygusu, yaşamının merkezine oturmuştur. O ve kendisinin dünyası, dışardaki tüm dünyadan daha önemli hale gelerek, var oluşunun temel ayrımını oluşturur.

Bu, kendisi ile yaşam arasında oluşturduğu, kimlik anlamında ikinci belirlemedir. İlk temel belirleme, aile ve onlar etrafında oluşan dünya iken, onlarıda aşan ve bireysel anlamda ilk olarak, kendi iradesi ile oluşturduğu belirleme olan aşktır. Çünkü, ilk belirleme olan aile ve onların etrafında oluşan dünya, kendi iradesi dışında belirlenmiş ve ilk dünyası, kendisine isteyerek veya istemeyerek dahi olsa, zorunlu olarak verilmiş olan mirastır. Miras olarak alınan bu dünya, aynı zamanda ilk olarak, kendisinin ilk üst kimlik belirlemesidir. Buda onun iradesi dışında, var etmek zorunda kaldığı, zorunlu olarak kabul ettiği mirastır. Aşk, işte burada pozitif bir rol oynayarak, kişinin ilk başkaldırısı olan, kimliksel dönüşümü veya ölümünün ayıracı olur.

İlk kimlik ile ikinci kimlik çatışkısı olursa ne olur? Aşkın var oluşunun isyancı ve başkaldıran karekteri ile teslimiyetçi ve uzlaşmacı karekterinin meydan savaşı, işte bu noktada başlar. İlk kimlikle, ikinci kimliğin çatışmasının gerekçeleri bellidir aslında, ilk kimliğe uymayan her şeyi, ilk ve ikinci kimlik sorgular. Kimlik, ikinci kimliğin kendi varlık nedenini, tehdit ettiği konusunda korkuya kapılırsa, saldırganlaşır ve rakip kimliği yok ede bilmek için, mücadele etmeye başlar.

Aile üst kimliğine karşı olan her şey, onun için tehdit aracıdır ve bu tehditi yok etmek için, inanılmaz bir direnç ile ve her türlü yöntemle, iki üst kimliğin savaşı sürer, birisinden birisi teslim oluncaya kadar. Burada kavga konusuda ilginçtir, kimliğin her türlü olumlu ve olumsuz özellikleri, saldırı konusu haline gelir. Bu nedenle kimliklerin; dinsel, felsefi, toplumsal konumları, geçmişleri, renkleri, ulusları, ahlakı, çevre duyumları.Her türlü ilke, bir yana bırakılır. Şiddet’te dahil, her türlü yöntemle saldırı başlar.

Savaş kaçınılmazdır ve bu savaşın var olan tek nedeni, hangi kimlik üst kimlik olarak, varlığını sürdürecek. Buda kimlik üzerindeki, sürdürülmek istenen hakimiyet sorunudur, iktidar olmak için, mücadele sorunudur. Bireyin, üst kimlikçe denetlenme sorunudur. Bu kavga, kimliklerin onuru ve gururu adına, bireyin ”göremediği veya fark edemediği tehlike ve oluşumu engelleme” adına onun için, onun iyiliği için sürdürülür veya gerekirse, sırf o bireyin iyiliği adına acımasızca yok edilir.

Aşk artık çıkmaz sokaktadır, ya direnerek savaşı kabul etmek veyada teslim olarak kendine ihenet etmek çizgisine çekilmiştir. Bu anlamda toplumda, aşkın yüceltilmesinde büyük bir saygı yaratılırken, onu sadece efsane konumuna çekerek, tehlikede önlenmeye çalışılmış.

FATİH MEHMET YILDIRIM
fmyildirim88@hotmail.com

Bu Yazıyı Toplamda 517 Kişi Okudu

Tags: , , , , ,

This entry was posted on Cuma, Ocak 30th, 2009 at 22:44 and is filed under Deneme, Fatih Mehmet Yıldırım, Felsefe, Kitap, Makaleler, Medya, Psikoloji, Yazar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

hayat

Yorumunuz