BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

Yaşamın orta yerinden, eskiler almıyorum. Duygularla karıştırıyorum. Yoğuruyorum. Kendime karşı yarattığım öteki ben, bana tanıma, anlama, dönüştürme serüvenini önerdi..
Geçmişten olabildiğince uzak, sınırsızlığa olabildiğince yakın.
Nesneyi yalınlaştırdım. Belirsizliği sevdim, biçime, kurala lanet okudum. Çok rahatladım. Köpeğimiz banyo lifini yemiş, güldüm kızamadım. Kızım kaptan olacakmış. Denizatlarıyla dans edecekmiş, parasıyla bana ev alacakmış. Gözüm doldu, ağlayamadım. Denizatlarının tekeşli olduğunu, erkeğin doğurduğunu biliyor muydunuz? Ocakta zeytinyağlı barbunya, tuzunu çok attığımı fark ettim, kendime engel olamadım. Oğlum, Napoliten şarkılar düşlemiş benim için.
Borges, “anlatılanın bir yüzü ışıkta ise diğer yüzü karanlıktadır ” demiş. Sizce Çukurova’da yağmur farklı mı yağar?
Patlıcan kızartılırken, çok yağ çekmesin diye, suda bekletilmeliymiş.. Dolmaya, fesleğen çok yakışırmış. Barbunyanın dibi tuttu mu?
Kızım, “kendini aştın annecim” dedi. Çok rahatladım.
Fizik tedaviye gidiyordum, elektrikler kesildi. Sizi sonra alalım dediler. İşkencede, elektrik kesilince böyle mi yapıyorlardı.. Unutmuşum. Siz, böyle bir şey anımsıyor musunuz?
Öğleden önce, burnunuza yemek kokusu gelse, annenizin herkesin ağız tadını kollayarak, tencerede yemek yaptığını mı düşünürsünüz? Bu yemek kapuskaysa, yine mi böyle düşünürsünüz? Yemekten gelen şap tadı, dilinizi burarsa, “hayırdır inşallah, bu da ne tadıdır mı?” Dersiniz? Demez misiniz?
Kırmızı ışıkta, arabanızla durduğunuzda, arkadan bir aracın gelip size vurabileceğini, bu nedenle ölebileceğinizi, hiç düşündünüz mü? Ben de düşünmezdim! Düşünür oldum. Hatta, kırmızı ışıkta geçsem, daha mı doğru olur? Der oldum.
Her sabah uyandığımda, bir şeylere geç kalmanın telaşıyla, suçluluk duymaya başladım. Saatlerin üzerimizdeki egemenliğinden, siz de yorulmadınız mı?
En son, ne zaman aşık oldunuz? Aaaa .. O damı aşk değilmiş, yine aşık olma yanılsamasımıymış. Üzülmeyin, bu bana da çok oluyor.. Aşk yok, sureti arada bir gülümsüyor.. Aşık olma durumuna olan, aşkımdan yanılıyorum ben de, sık sık.
Seratonın hani mutluluk hormonumuz.. Aşık olunca salgılanan, onu paketlemişler, eczanelerde satılıyor, tam seratonın değil ama, seratonının etkisini uzatan bir şey. Eğer, kapsül halinde olanı içemiyorsanız, likit formu var. Öneririm, içimi kolay ve tadı güzel.
Aşk içinde, böyle bir olasılık olabilir mi acaba?
Pıtrakların yapraklarında, halusonejik madde varmış. İncirin gölgesi güzel olurmuş ama, uykusu ağır olurmuş. Yılanlar da, incir gölgesi severmiş. Bunları biliyor muydunuz?
Bahçeli bir evde oturuyorsanız ve de bahçenizde asma varsa, üzümlerinizi hiç toplayamıyorsanız, sakın ola ki ilaç atmayın. Birinden duydum ve uyguladım. Asmaya bir ayna asıyorsunuz, onun yansıttığı ışık, kuşları korkutuyor. Kuşlar gelmiyor ve üzümün çekirdeğini yiyemiyor ve böylece, çekirdeği yenmiş üzümün, suyunu içen yaramaz karıncalar, üzümünüzü yiyemiyor ve siz yiyorsunuz. Karışık mı oldu bu? Daha sade bir şey anlatayım, çilek ekmişseniz, yanına yeşil soğan dikerseniz, çileğinize zarar gelmiyor.
Kiraz ağacınız varsa, yeşil soğan olmuyor ama.. Fiğ ekmelisiniz, hem koruyor, hem de gereksinimi olan maddeleri, toprağa veriyormuş. İnsanların arasında, böyle ilişkiler olur mu? Hem kollayan, hem geliştiren ilişkiler var mı? Kollarken; boğmayan, gelişmesine de izin veren… Var değil mi? Benim çok dostum oldu öyle.
Çok mu dağıttım konuyu, farkında olmadığımı söyleyemem, ama ben de, darmadağınığım bu aralar.
Sait Faik`in şu yazısı ise (her seferinde arayıp bulurum) tam da ruh halime denk düşüyor. Şöyle:
”Söz vermiştim kendi kendime:
Yazı bile yazmayacaktım.
Yazı yazmakta, hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında sakin , ölümü bekleyecektim; hırs hiddet neme gerekti? Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım. Oturdum, Adanın tenha yollarında gezerken, canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için, cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Tuttum öptüm.. YAZMAZSAM DELİ OLACAKTIM!”
Napalım, benden önce demiş.
Aysel Kılıç

Bu Yazıyı Toplamda 263 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Perşembe, Şubat 12th, 2009 at 02:40 and is filed under Aysel Kılıç, Makaleler, Medya, Yazar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

dost

Yorumunuz