Archive for the ‘Medya’ Category

SEN BENDE SENDİN, BENSE SENDE BEN OLDUM(MU)

SEN BENDE SENDİN, BENSE SENDE BEN OLDUM(MU)

Susmam gerekli şimdi
Her zamankinden daha çok…
Susturmalıyım şu lanet yüreğimi…
Yutmalıyım!
Dilimin ucundaki tüm cümlelerimi…
Teslim etmeliyim ruhumu karakışlara
Bir başına…
Ve çekip gitmeliyim uzak diyarlara…
Dur artık!
Sevmeyi bilmeyen yüreğim
Dur…
Sus dilim!
Lal ol yeter…
Yeter…
Hiçbir şey demeyin bana bugün.
Bırakın!
Kendi gözyaşlarımda boğulayım.
Teselliye gerek yok.
Mendilleriniz sizin olsun
Aksın özgürce yanaklarımda aşağı
Süzüle süzüle.
Karışsın sol yanımdan akan kanla
Harmanlansın. Read the rest of this entry »

25
May

HADİ GİT – Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

HER SEVDANIN SIĞINAĞIDIR ANILAR, SENİN SEVDANSA BENİM SIĞINAĞIM OLDU(MU)

HER SEVDANIN SIĞINAĞIDIR ANILAR, SENİN SEVDANSA BENİM SIĞINAĞIM OLDU(MU)

Kimliksiz kalan
Sevgimin gölgesinde
Mızrabımın vurduğu tellere
Takılı kalan saçların
Türkü oldu dudaklarımda
Her şeyde sen vardın
Sen olmalıydın
Tüm besteler sana yapılmalı
Tüm sevdalar
Seni anlatmalıydı bana
Biliyordum;
Görmeyecektin yanan yüreğimi
Biliyordum;
Duymayacaktın yankılanan sesimi
Sana benzeyen;
Bir sen daha olmayacaktı bende
Kayıp etme korkusuydu benimkisi
Biliyordum çünkü;
Bir gün çekip gideceğini
Gidiyordun işte
Hadi git durma Read the rest of this entry »

_mg_04391Bombalar yapmayı
Atmayı da öğrendik
Gökyüzünü
Boydan boya
Durmadan aşmayı da
Bir insanlığı öğrenmedik
Birde sevmeyi anne
Atomu bölmeyi
Şehirlerin defterini dürmeyi
Ay’dan gezegenleri
Kolayca fethetmeyi
Bir insanlığı yüceltemedik
Birde sevmeyi anne
Dünyamızı kirletmeyi
Çocukları öldürmeyi
Yeşili yok etmeyi becerdikte
Bir insanlığı beceremedik
Birde sevmeyi anne
Televizyon başına kurulup Read the rest of this entry »

ÇOCUKLARIN MUTLU OLDUĞU DÜNYALAR KURMAK İÇİN, SAVAŞA HAYIR DİYORUZ(MU)

ÇOCUKLARIN MUTLU OLDUĞU DÜNYALAR KURMAK İÇİN, SAVAŞA HAYIR DİYORUZ(MU)

Patika yollarını
Özledim çocukluğumun
Saf
Temiz
Riyasız ve yalansız
Çevirdiğim topacımı özledim
Tamirhanelerin önünde beklerdim
Sökülen lastiklerden
Çıkan bilyeleri
Toplamayı özledim
Bisiklet demirlerinin çemberlerini
Çevirmeyi de….
Paramız olduğunda
Aldığımız İnci sakızlarından
Çıkan artist resimlerini
Toplamak zenginlikti
O heyecanı da özledim
Mahalleler arası yaptığımız
Cuma akşam üzeri
Savaşlarımız vardı bizim
Mahallenin liderini
Seçmek için
O bile yalansızdı
Tarafsızdı
Çünkü kimse
Oynak olup
Taraf değiştiremezdi Read the rest of this entry »

17
Mar

AKDENİZ – Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

TÜM YALNIZLIĞIMA SEN ŞAHİTSİN AKDENİZ VE DALGALARIN

TÜM YALNIZLIĞIMA SEN ŞAHİTSİN AKDENİZ VE DALGALARIN

Akdeniz
Uçsuz bucaksız
Sınırsızlığınla
Kucakla beni
Gökyüzüyle
Denizin birleştiği
Noktadaki mavi
Kucakla beni
Saçlarımın
Her telini okşayan
Tenimin
Her hücresine
Dokunan rüzgar
Dokun!
Yüreğime de
Al götür
Götür tüm kırılmışlıkları Read the rest of this entry »

SEN SEN İSEN, AYNADAKİ KİM O ZAMAN,

SEN SEN İSEN, AYNADAKİ KİM O ZAMAN,

İnsanın var oluşundan itibaren, insanın bilinç ve yaşamını oluşturan, onun temel ana gelişimi sağlayan en önemli etmen farkındalık ve şartlanma üzerine kurulmuş mekanizmadır. İnsanın temel var oluş güdüsünü tetikleyen ve ona anlam kazandıran şartlanma, insanın tüm bireysel ve toplumsal sürecinin en önemli köşebendidir. İnsan; bilincini oluşturma sürecinde, bu iki temel mekanizma üzerinde kendini şekillendirir, var olan temel öğrenme edinimini tetikleyen önce meraktır, sonrası deneyimleme ve sonuç olarak bilincinde tanım yaratırken, şartlanmayı oluşturur.

Ateş yakar sürecini kısaca takip edelim, kişi önce ısınma veya pişirme amaçlı ateşe doğru merak güdüsü ile yönelir, onu anlamak için insan olarak temel duyularını harekete geçirerek, onu kendinde deneyimleme amacı ile koşul yaratır. Gözle ışığı, kokuyla yanmayı, yaklaştıkça ısıyı deneyimler, ancak bu şartlanma sonucunu oluşturmaz, çünkü koşul tamamlanmamıştır hala, eksik olan direkt deneyimleme bilincini oluşturacak sonuç çıkarma koşulu yaratılmaktır. Bu çıkarım için temas şartı oluşturarak, uzaktan görsellik yerine eylemlilik yaratarak, deneyimi tamamlamak için sonuç çıkarılır. Bu da elle tutma sonucu yanma ve yanmanın bilinçte yarattığı ateş yakar inancının oluşmasıdır. Bu deneyle sonuçlanan ise ateşi tutmak için, mutlaka yakma yaratmayacak yan öğeye, yani maşa ve benzeri alete veya onu yaratmak için, bilinç içi tasarıma ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Read the rest of this entry »

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

Bu gün iki çocuk annesi olduğum gün, herkesin mutlu olacağı bir günde, ben hüzün doluyum. İki günahsız, iki suçsuz bebek, bu sorumluluğu taşıya bilecek miyim bilmiyorum. Kaç kez aldırmaya çalıştım bırakmadılar. ‘Çocuk olunca her şey düzelir, sevgini onlara verir unutursun Erdal’ı’ diyordu annem, ‘umarım haklı çıkar! Belki onlar beni tekrar hayata döndürür, ölmüş olan ruhum, tekrar yaşam umudu kazanır, sevinç dolar, belki mutlu bile olabilir???.’
Gözlerinden akan yaşları silerek, düşündüklerine kendi bile inanmıyordu. Ama bir şeyi iyi biliyordu, dünyaya getirdiği bu çocukların mutlu olmaları için, elinden gelen her şeyi yapacaktı. Yanında yatan bebelerine bakarak, henüz isim takmadığını hatırladı. Önce kızını alıp göğsüne yatırdı, sonrada oğlunu, isim bulmuştu bebeklerine. Buse ve Bülent, ‘ikinize söz veriyorum, anneniz olarak, sizin mutluluğunuz için elimden gelen her şeyi yapacağım,’ diyerek yavrularını sıkı sıkıya göğsüne bastırdı.
Zaman su gibi akıp gidiyordu, bebekler yürümeye başlamıştı. Buket söz verdiği gibi, tüm ilgisini çocuklarına veriyordu, çok yoruluyordu ama buna dayanma gücü vardı. Dayanamadığı tek şey, Ömer’in sürekli kendinden, kadınlık görevi beklemesiydi. Buna dayanamıyordu işte, her gün bu konuda olan tartışmalardan bıkmıştı. Yine akşam oluyordu, korku doluyordu yüreği, istemiyordu Ömer’in ona dokunmasını, ama hiç bir şeyi önleyemiyordu. Her gece aynı işkence, her gece aynı tecavüzü Read the rest of this entry »

SEVGİNDE TANIMLAMADIĞIM NE VAR, ÖZÜRLÜMÜYÜM BEN YOKSA, SENMİ ÖZÜRLÜ OLAN(SIN)

SEVGİNDE TANIMLAMADIĞIM NE VAR, ÖZÜRLÜMÜYÜM BEN YOKSA, SENMİ ÖZÜRLÜ OLAN(SIN)

Ne!
Gökyüzünün berraklığı
Ne!
Güneşin sıcaklığı
Ne!
Kuşların ötüşü
Mutlu ediyor beni
Sevgiden
Özürlüyüm ben
Anlam veremem
Sevgi sözcüklerine
Dondurulmuş
Yüreğimde
Sanki!
Yabancı bir kelime
Korkmuyorum
Gecenin!
Puslu karanlığından
Üşümüyorum
Sevgisizlikten
Acıtmıyor artık
Hiç bir şey beni
Kanayan ruhum
Donmuş
Buz eteklerinde

SONGÜL TOKER
S-Toker@web.de

www.songultoker.com Read the rest of this entry »

9
Mar

GÜLÜM BENİM – DEHMAN ÇEVİK

   Posted by: admin Tags: , ,

YAŞAM SANKİ SENSİZ ANLAMSIZ GİBİ(Mİ)

YAŞAM SANKİ SENSİZ ANLAMSIZ GİBİ(Mİ)

Sen yokken de
Günler doğdu göllere
Çoğu umurumda değil
Yaşam!
Hep böyle miydi sanki
Coşkulu
Sıcak
Sevecen
Çekilmez değil.
Şarkılar sesinle güzel
Rüzgar!
Nefesinle ılık
Poyraz!
Fırtına değil.
Göl de mehtabı
Şafak da tan’ı
Hep sevdim gülüm
Gül yanaklım
Ama hiç böyle değil.
Mehtabım oldun dün gece
Gecem karanlık değil Read the rest of this entry »

3
Mar

MEKTUP – OLCA BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

Merhaba iyilik meleğim.
Öncelikle, yumuk ellerinden ve gül yanaklarından öperim. Umarım sağlığın yerinde ve sen çok iyisindir. Çünkü, senin yokluğunu düşünmek bile istemiyorum. Biliyorum! Övülmekten hoşlanmazsın, hatta nefret edersin, ama bana kızma lütfen, içimden geldi, senin yüce insanlığını kağıt, kaleme dökmek istedim. Sana bir hatıram olsun, saklarsın belki, çekmecenin bir köşesinde.

Satırlarımı okuduğunda belkide; çok uzaklarda olacaksın, eğer şanslıysam yanı başında oturacağım. Bilemiyorum, tek bildiğim şey, iyilik meleğimi her zamankinden daha çok özlediğim ve huzuruna ihtiyaç duyduğum. Aslında çoğuları gibi, sevenlerin o kadar çok ki, herkes seni göre bilmek için yarışa giriyor, etrafında buluna bilmek için can atıyor. Nerdeyse koca şehir tiryakin olmuş. Eşlerin, dostların, akrabaların desem, zaten öyle.

Ya uzaktakiler, istedikleri zaman seni göremedikleri için en büyük hasreti, özlemi onlar çekiyor. Gerçi bir Meleğin özlemini çekmek bile güzel, çünkü seni tanıyan artık, sensiz yapamıyor. Neden diye düşünme bile? Evin bir Cennet’in sıcaklığına sahip. Evin sahibi ise huzur saçan bir Melek. Ya insanlığı ve güzel yüreği. Hiç rastlamadım ömrümde inan, senin gibi bir varlığa. O sonsuz sabrınla, bizleri bıkmadani usanmadan teker teker dinliyorsun. Şikayetçi olmadan, Seni bunaltsakta bizlere katlanıyorsun. Sen o kadar yücesin ki; derdimize hep derman oldun, acılarımıza hep melhem oldun, sıkıntılarımıza hep çare buldun.

Yolumuzu şaşırdığımızda bize doğru yolu gösterdin. Karanlığa düştüğümüzde tutup kolumuzdan, aydınlığa çıkartın. Sen güzel insan, don tutmuş yüreklerimizi, sevginle ısıttın. Sen nur yüzlüm, gönüllerimize Allah aşkını hissettirdin ve bizlere insan sevgisini aşıladın. O sıcacık bakışlarınla baktığında, kadife sesinle konuştuğunda, karşında oturan kötü insanın bile, huyu suyu değişiyor. Bir mekana girdiğinde, huzur saçan yüreğin, milleti bir mıknatıs gibi kendine çekiyor, herkesi başına topluyor. Read the rest of this entry »

3
Mar

CİN’İM – Dehman ÇEVİK

   Posted by: admin Tags: , ,

SEN AŞKIMIN GÖZYAŞLARIYDIN, ŞELALE OLUP YANAKLARIMDAN SÜZÜLEN

SEN AŞKIMIN GÖZYAŞLARIYDIN, ŞELALE OLUP YANAKLARIMDAN SÜZÜLEN

Ay yoktu
Ay’a baktın
Ay oldu.
Karanlıktı gecem
Bir baktın
Mehtap oldu.
Seninle gülümsedim
Girdin gönlüme
Gün doğdu.
Kuraktım, susuzdum.
Çoraktı topraklarım.
Bir öptün
Çöllerime gül doldu.

 

DEHMAN ÇEVİK

22.07.1998. ANKARA. Read the rest of this entry »

2
Mar

BÖYLE ÖP – Dehman ÇEVİK

   Posted by: admin Tags: , ,

SEN YALNIZLIĞIMIN ŞAFAĞI OLDUN, GÖZLERİN SE DENİZ FENERİM(Mİ)

SEN YALNIZLIĞIMIN ŞAFAĞI OLDUN, GÖZLERİN SE DENİZ FENERİM(Mİ)

Öyle derin,
Öyle sıcak
Gözlerime bir baktın
Gözümde izin kaldı.
Hep böyle bak ne olur
Gözün’süz koma beni.
Ta eskiden tanıdık
Bu deli duyguyu
Sen dirilttin içimde
Durup dururken
Bir küçücük buse ile
Dün ilk defa
Dudağımda busenden
Bir tatlı tuzun kaldı.
Hep böyle öp ne olur
Tuzun’suz koma beni

DEHMAN ÇEVİK

13.08.1998 Read the rest of this entry »

SEN SEVDAMIN SESSİZLİĞİSİN, BENSE SESİN OLDUM(MU)

SEN SEVDAMIN SESSİZLİĞİSİN, BENSE SESİN OLDUM(MU)

Sen uzakta
Dalından koparılmış çiçek
Ben sana hasret
Çiçeksiz bir dal
Beni sensiz bırakma
Sevgini sevgime kat
Yüreğin yüreğimde kal
Sen yoksan
Ellerim soğuk, yüreğim çıplak
Sen yoksan
Geceler soğuk, karanlık bin kat
Beni sensiz bırakma
Mutluluğumu
Yüreğinden, gözlerinden
Dudaklarından uzat

DEHMAN ÇEVİK Read the rest of this entry »

Bazen şiirinin bestesi ve okuyanı erdal kızıltaş

Read the rest of this entry »

BAZEN okuyan ve beste Erdal KIZILTAŞ, BAZEN şiiri’nin şairi Fatih Mehmet YILDIRIM

Read the rest of this entry »

12eylul-02Yıl 1979, yer Mamak askeri ceza evi, ziyaretçilerim gelmiş. Samsun yolu ana nizamiyede, benim bulunduğum B blok tutuklularının ziyaretçi günü, amcam ve kuzenlerim ve de köyden arkadaşım ziyaretçi olarak bulunmaktadırlar. Askerin düzenlemeyle ilgili sert davranışına karşılık verilince bir arbede yaşanır, yumruklaşma ve coplaşmalar olur.

Askerler benim iki ziyaretçimi de anında tutuklar. Diğer üçüncü nizamiyenin yüksek tellerini tırmanır kaçar. Askerler arkasına düşerler. Poliste alarma geçirilir. Tüm Mamak alarmdadır. Ziyaretçi M.S. bir tavuk kümesine gizlenmiştir. Kümeste üç tavuk bir horoz vardır. Horoz çok bağırtlak bir tiptir. M. Horozun boğazını sıkar ve susturur. Jandarma bahçede aranmaktadır. Fakat o ara boşta bulunup horozun boğazını bırakınca bir bağırma daha duyulur M. Korkuyla daha sıkar horozun sesini keser. Jandarma polis uzaklaşınca horozun boğazını bırakan M. Kümeste akşama kadar kalır karanlaşınca çıkar. Üstü başı kümes pisliği kokan M. evin yolunu tutar.

Diğer iki ziyaretçi benim amcam ve kuzenimdir. Aradan bir hafta geçince havalandırmada bulunduğum anda her ikisinin seslerini duydum. Pencereye zıpladım baktım ki, ikisi de banyoya gelmişler. B Blokta banyolar en arkada havalandırmanın yanındaydı. İki kelime bile konuşamadık. Kendi kendime gülmeye başladım. Çok ilginçti. Böyle bir şey olabilir mi? Ziyaretçilerinde tutuklu vaziyetteler. Üç ay böyle geçti. Ben 17 Mart’ta çıktım.

Kuzenim ve amcam daha içeride yatıyorlar. Avukatı ayarladım. Mahkeme olmalarını sağladım ve üç hafta sonra çıktılar. Bizde ziyaretçileri tutuklanan ve ziyaret ettikleri kişi mahkeme tarafından çıkarılmasına rağmen, içeride tutulan tutuklu ziyaretçiler olarak, Mamak tarihine geçtik.

Mamak’ta ziyaretçi olacağına tutuklu ol……!

ALİ İHSAN SAĞMEN
www.alisagmen@hotmail.com

askerler_canakkaleROMAN TANITIMI: KULVAR DEĞİŞTİREN ADAM: YAZARI K. TAHİR SAPAZ
Kulvar değiştiren adam, adlı roman, öğretmenim Tahir Sapaz tarafından, iki binli yıllarda kaleme alınmış, içindeki konunun her birisi ayrı bir hikaye ve felsefeyi içeren çok güzel bir kitap. İlk anda sıkıcı gibi gelen kitabı, anlamaya çalışmaya başladıkça beni sardı. Belki mekan ve kahramanları tanıdığımdan ve belki de kahramanımız Veli çavuş’un dil üslubunu, ben çocukken duyduğumdan olacak beni derecesiz etkiledi. 2006’da baskıya verilmiş kitapta Yazarımızın dünya görüşünü ‘ Kulvar değiştiren adam’la karşılıklı sohbet ve yorumla ele alması ve dünle bugünü karşılaştırması çok harika olmuş.

Veli Çavuş, Kızıldeniz’de, Yemen’de, Suriye de ve de Çanakkale de savaşmış bir kurtuluş savaşçısı dır.
Eğer bu insan bu günkü teknolojiyle karşılaşsaydı çok şey öğrenilirdi ve anlatımlarından tarihi canlı gibi, tanığından izleyebilir ve duyardık.

Veli Çavuş, lakabı, nam ı diğer ‘Kirli Veli’, sırtından askeri pardesüsünü ve ayağındaki çarığını ölene kadar çıkarmayıp, düzene tepki göstermiş bir insandır. O hep savaş halindedir.
Düşmanı, her cephede perişan etmiş ve Atatürk ile diz dize çarpışmış bu dev insan, alavereye, dalavereye, soygunculuğa, rüşvete ve Osmanlının siyasetine, kendi deyimiyle; Hüt hüt….de hüt hüt. Read the rest of this entry »

25
Şub

UNUTTU – PINAR BAL GÜNGÖR

   Posted by: admin Tags: , , ,

UNUTMAK HATIRLAMAKTAN ZOR(MU)

UNUTMAK HATIRLAMAKTAN ZOR(MU)

Yine!
Öyle bir gündeyim
Yaşama hevesimin
Bittiği yerdeyim
Kahrolan gururumu
Bir kenara attım
Faydası yok
Anladım
Yoksun artık
Bitmeyen çilemi
Kalbime gömdüm
Kapanmıştı yaram
Tekrar kanattım
Ne eşe
Ne dostta
Anlatamadım
Öyle bir acı ki
Yandıkça yanıyor
İstemiyor artık
Beden yoruldu
Titremiyor aşkım Read the rest of this entry »

SEN BENDEKİ BEN OLDUNDA, BEN SENDEKİ BEN OLAMADIM(MI)

SEN BENDEKİ BEN OLDUNDA, BEN SENDEKİ BEN OLAMADIM(MI)

Boğuluyorum!
Gecelerde birtanem
Sigarayıda
Çoğaltıkça çoğaltım
Avuçlarım sen kokuyor
Tütün kokuyor parmaklarım
Sarhoşumda en ağırından
Seni!
İlk tanıdığım günkü gibi
Lakin!
Mutluluktan değil
Alkolden be birtanem
Geceler yine salkım saçak
Yürüdüğüm sokaklara
Gölgemi bırakarak
Mehtabın bile farkında değilim
Odam küsmüş
Yatağım dargın
Ben bu gece
Yine yemişim vurgun
Koyma beni
Yalnızlığımın
İzdüşümsüz sürgününe birtanem Read the rest of this entry »

24
Şub

YALAN DÜNYA – OLCA BAL

   Posted by: admin Tags: , , ,

BEN BULUTLARI ÖZLERKEN, BULUTLAR BENDEN UZAKTA(MI)

BEN BULUTLARI ÖZLERKEN, BULUTLAR BENDEN UZAKTA(MI)

Bağda bahçede
Dolaşmayı ister
Deli gönlüm
Daracık sokaklarda kalmışım
Berrak denizlerde
Yüzsün bedenim
Bulanık gölün
Kirli suyuna dalmışım
Masmavi bulutların üstünde
Uçsun derken hayallerim
Yedi kat yerin dibine
Gömülmüşüm
Yunus Emre’nin şiirlerine
Duygulansın isterken yüreğim
Zamanın acı haberlerine
Taş olmuş hislerim
Ben
Cennetin adaletinde
Yaşamak isterken
Yalan dünyada
Kayp olmuş benliğim Read the rest of this entry »

23
Şub

UNUTULMAYAN SEVDALAR 1 Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

Kapı çaldığında, yemekle uğraşan yaşlı kadın, kapıyı açmaya giderken torununa seslendi.
-Kızım, kapıyı duymadın mı?
Ses çıkmayınca gülerek kapıya doğru giderken,” hayırdır bu saat de kim gelirki bana” diye düşünürek kapıyı açtı, yıllardır görmediği oğlunu kapıda gördüğünde, sevinç çığlıkları atarak boynuna sarıldı. Ana oğul hasretle kucaklaşırken:
-Seni çok özlemişim be ana, burnumda tüttün, ne kadar özlediğimi, şimdik çok daha iyi anladım.
Erdal’ın burnuna, en sevdiği yemek olan dolma kokuları gelince, annesine takılarak:
-Helede şu kuru patlıcan dolmalarını. Hiç kimse seninle bu konuda boy ölçüşemez, kimin anası.
-Sana kurban olsun dolma, otur hemen getireyim de ye, anasının kuzusu.
Sevinçle mutfağa doğru giderken, ayakları sanki kanatlanmış gibiydi, hasretini çektiği oğlu dönmüştü. Read the rest of this entry »

17
Şub

BEKLEYİŞ – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin Tags: , ,

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

Neden acı çekeriz sevdalandığımız zaman, mutlu olacağımız yerde? Ya da, daha doğru bir soru olarak, ne zaman acı çekeriz, ne zaman yüreğimizde onulmaz bir burukluk hissederiz?

Genelde, karşılıksız sevdaların, insanın yüreğini daha çok acıttığına inanılıyor. Oysa ben, bunun doğru bir tespit olmadığını düşünüyorum. Çünkü hayatta kesin olan ve bütün gerçekliğiyle bilinen, içinde farklı bir beklentiyi barındırmayan her şey, çok daha kolay kabul görür. Bir sevda karşılıksızsa, bu açık bir gerçekliktir ve karşılıksız seven, bunu rahatlıkla kabul edebilir, dolayısıyla sızısı da uzun ve derin olmayacaktır. Ama ya, içinde geri gelineceği, karşılık verilebileceği umudunu taşıyan sevdalar, nasıl sevdalardır, bilen var mı?

Giden, hiçbir zaman, gerçekten gitmemiştir yanımızdan, yaşattıklarıyla daima burada, yanı başımızdadır. Ve işte asıl acıyı biz, bu umut dolayısıyla yaşarız. Kalbimiz daima, bu sıcak umut yüzünden kanar. Çünkü o, mutlaka geri dönecektir, en azından bu ihtimal henüz tükenmemiştir. Akılla yüreğin sürekli çatıştığı, karışık bir durumdur bu. Belki de, bir daha asla dönmeyeceğini bile bile, bekleriz. Ne de güzel anlatıyor bu durumu şarkı: Read the rest of this entry »

17
Şub

YAZMAK – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin Tags: , ,

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

Yazmak üzerine çok şeyler söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir tarihinden saatlerce sözedebiliriz. Ama bana öyle geliyor ki; kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Yazmak her geçen gün, iyiden iyiye zorlaşıyor.
Sanatın! bütün diğer dallarında olduğu gibi edebiyat da, ne yazık ki hayatın ticari kıskaçlarının içerisinde, değişimlere uğruyor. Edebiyatçı artık daha fazlasıyla, günlük iaşe derdini ön plana alarak yazıyor. Açıkçası! “Para” her şeye olduğu gibi, edebiyata da hükmediyor…
Ne kadar beklersek bekleyelim, artık bir Don Quişot, ya da Jan Valjen gibi kahramanlara rastlayamayacağız romanlarda. Yeni kahramanlar, parasal nedenlerden ötürü, pazarın kurallarına göre yaratılıyorlar. Popüler, bir çırpıda tüketilen, felsefesi olmayan geçici zevklere hitap eden kahramanlarla tanışıyoruz…
Çevre kirliliği gibi, eser kirliliğiyle, daha kibar bir ifadeyle, eser fazlalığıyla da karşı karşıyayız. Para kaygısıyla, çoğunlukla bir defalık eserler ortaya çıkıyor. Okuyorsunuz, gülüp eğleniyor ya da bir güzel hüzünleniyor ve kitabı bir kenara, bir daha yüzüne bakmamak üzere bırakıyorsunuz… Çünkü yazar para kazanmak istiyor; bunun icin paraya endekslenmiş sözcükler üretiyor. Okuyucu para kayb etmek istemiyor; bunun için parasal değere endekslenmis sözcükleri satın alıyor. Görünüşte her şey yolunda gibi; yazan da, okuyan da memnun. Ama sözcükleri meyva pazarına çıkartırsanız; gırtlağınız, para gücünüz, reklamlarınız ve çevreniz yeterli güç ve büyüklükte değilse, meyveniz şimdiden çürümeye başlamış demektir. Çünkü siz de o günlük meyva pazarında sözcüklerinizi satışa çıkardınız! Read the rest of this entry »

SEVGİYİ YAŞAMAK İÇİN GÜNE GEREK VAR (MI)

SEVGİYİ YAŞAMAK İÇİN GÜNE GEREK VAR (MI)

Sevgililer Gününde .. Sakın ola ki, fizik tedavi seansına gitmeyiniz.. Elektrik akımı veren fizyoterapist, “rahat mısın canım, rahat mı? Sıcaklık iyi mi.. Ya akım akım yeterli mi?” Dedikçe midenize kramplar saplanabilir ve de elektrik akımının midenize verildiğini sanabilirsiniz. Oysa uyuşma ve ağrılar kolunuzdaydı değil mi?

Sonra, sizin için önemli olan bir gelişmeyi, arkadaşlarınız da ciddiye alıyorsa, bunu haber vermenin gününü, sakın sevgililer günü olarak seçmeyiniz. Her tanımadığınız sesle heyecanlanıp, bir ilanı aşk beklerken, hayal kırıklığından kalp krizi geçirebilirsiniz.

Büyük alışveriş merkezlerine, asla gitmeyiniz! Çizmenin vurduğu ayağınızı, zorla sürüklereken, elinde kırmızı karanfilli kızlarla, genç erkeklerin arasındaki yalın, ama nasıl desek ki, ucuz sevda sözleri, sevgiliye ve sevgiye olan özleminizi, zınk diye bitirebilir. Ve zaten yalnız olan yaşamınızı, iyice sevgisiz bırakabilir.

Yine internet üzerinden, kimseyle sakın ola ki flört etmeyiniz, üzerinde pijama ile internet başında bekleyen birinden, size sevgili olma olasılığı zaten sıfırdır. Sıfırı da tüketmeyiniz.

Sonra sırtınızdaki iyileşmeyen sivilceyle uğraşmayınız, sevgililer gününde yalnız olmanızın nedeni ne o sivilce, ne de burnunuzun kemerli oluşudur, başka nedenler arayınız. Read the rest of this entry »

GÖZYAŞLARIM ACITSADA YÜREĞİMİ, AĞLIYORUM

GÖZYAŞLARIM ACITSADA YÜREĞİMİ, AĞLIYORUM

“Domuz mu dedin, camız mı dedin?” Diye sordu Kedi.
Alice, “Domuz dedim”diye yanıtladı.”Hem baksanıza, her dakika böyle durduk yerde görünüp kaybolmaktan vaz geçsenize! İnsanın fena halde başını döndürüyorsunuz.” Kedi. “Peki” dedi ve bu kez kuyruğunun ucundan başlayıp gülümsemesinde son bulmacasına, yavaş yavaş görünmez oldu. Ve her yanı ortadan gittikten sonra gülümsemesi daha bir süre havada kaldı.
“Bak hele!” Dedi Alice. “Gülümsemesiz kedi çok gördüm ama kedisiz gülümseme! Ömrümde gördüğüm en tuhaf şey bu!”

Alice Harikalar Diyarında, LEWIS CARROL

Bu kedinin adı “Chesire Kedisi” ve kedisiz gülümseme migren semptomlarını tanımlamak için kullanılmış. “ALİCE İN WONDERLAND” sendorumu olarak tanımlanmış ve de Lewıs Carrol`un migreni var mı yok mu? Bu tartışma konusu olmuş.”Kedisiz bir gülümseme” çok edebi değil mi? Ben ünlü biri değilim, dolayısıyla migrenimin de bir hikmeti harbiyesi yok . Ama herkesin migreni, kendisi için önemlidir.
Ali Ersin olsa, şimdi sorardı, “migrende eşitlik var mıdır?” Yok.. Migren de eşitlik yok, herkesin migreni olmadığından, ya da ağrı eşiği aynı olmadığından değil bu eşitsizlik, migreniniz varsa simetrik cisimleri bile asimetrik görebilirsiniz. Yani eşit cisimler bile, eşitsiz görünür gözünüze. Kedi gider, gülümsemesi ağaçta asılı kalır, size sırıtır oradan. Ondan dolayı, migrende eşitlik yok diyorum. Read the rest of this entry »

BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

Yaşamın orta yerinden, eskiler almıyorum. Duygularla karıştırıyorum. Yoğuruyorum. Kendime karşı yarattığım öteki ben, bana tanıma, anlama, dönüştürme serüvenini önerdi..
Geçmişten olabildiğince uzak, sınırsızlığa olabildiğince yakın.
Nesneyi yalınlaştırdım. Belirsizliği sevdim, biçime, kurala lanet okudum. Çok rahatladım. Köpeğimiz banyo lifini yemiş, güldüm kızamadım. Kızım kaptan olacakmış. Denizatlarıyla dans edecekmiş, parasıyla bana ev alacakmış. Gözüm doldu, ağlayamadım. Denizatlarının tekeşli olduğunu, erkeğin doğurduğunu biliyor muydunuz? Ocakta zeytinyağlı barbunya, tuzunu çok attığımı fark ettim, kendime engel olamadım. Oğlum, Napoliten şarkılar düşlemiş benim için.
Borges, “anlatılanın bir yüzü ışıkta ise diğer yüzü karanlıktadır ” demiş. Sizce Çukurova’da yağmur farklı mı yağar?
Patlıcan kızartılırken, çok yağ çekmesin diye, suda bekletilmeliymiş.. Dolmaya, fesleğen çok yakışırmış. Barbunyanın dibi tuttu mu?
Kızım, “kendini aştın annecim” dedi. Çok rahatladım.
Fizik tedaviye gidiyordum, elektrikler kesildi. Sizi sonra alalım dediler. İşkencede, elektrik kesilince böyle mi yapıyorlardı.. Unutmuşum. Siz, böyle bir şey anımsıyor musunuz?
Öğleden önce, burnunuza yemek kokusu gelse, annenizin herkesin ağız tadını kollayarak, tencerede yemek yaptığını mı düşünürsünüz? Bu yemek kapuskaysa, yine mi böyle düşünürsünüz? Yemekten gelen şap tadı, dilinizi burarsa, “hayırdır inşallah, bu da ne tadıdır mı?” Dersiniz? Demez misiniz? Read the rest of this entry »

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

Yazarlık öğretilir mi? Öğretilir, bana öğretildi. Herkes yazar olabilir mi? Evet, yeteneği, hevesi, azmi ve anlatacak öyküsü olan herkes yazabilir. Yol gösterecek birisi, bu yola çıkanlara, yardım edebilir. Daha önce denediğim bir yöntemle, ilgilenenlere bilgilerimi aktarmak istiyorum. Başlayalım:
Evet!.. Yazmak… O, heyecanlı bir yolculuktur… Hazırlığı günlerce sürer. Zaman zaman hazırlığınız boşa gidebilir… Korkunç ve acıtan bir gerilim yaşarsınız… Konu, karakterler, mekân, hedef kitleniz ve iletmek istediğiniz mesaj… Her şey hazır… Kâğıt ya da bilgisayarınız size, siz ona bakar durursunuz. Tek kelime yazamazsınız. Kendinizden, inançlarınızdan kuşkuya kapılırsınız. Oysa beyninizde yazmıştınız… Hatta altına cafcaflı bir imza da atmıştınız… Bu, hep olur ve her yazar bunu yaşar. Korkmayın, hazırlığınız boşa gitmeyecektir… Bu hazırlığı, şimdi değerlendirebilir, olmazsa başka bir eserinizde yan öykü olarak kullanabilirsiniz… Hazır olan bu malzeme değerlendirilmek üzere sizi bekleyecektir…

Fark ettiğiniz gibi “hazırlık” deyip durdum. Çünkü ilk aşama budur. Hazırlığınız yoksa yazamazsınız. “Yazma eylemi” düşünce olarak beyninizde sizinle birlikte yaşar gider… Nedir bunlar? Çarşıda alınıp satılır mı? Hayır… Hazırlığın ilk malzemesi kendinizsiniz… Deneyimleriniz, sevgileriniz, nefretleriniz, tanıklıklarınız, ilişkileriniz, yeme-içme alışkanlıklarınız, okuduğunuz ve gördüğünüz her şey… Kısacası “siz”… Read the rest of this entry »

BAZAN HÜZÜNDÜR YAŞAMAK

BAZAN HÜZÜNDÜR YAŞAMAK

Tut ki!
Üşümüşüm gece karanlığında
Sende yoksun
Çığlıklarım!
Asılı kalmış gökyüzüne
Ayak seslerimi!
Hapseylemişim!
Kaldırım taşlarına
Korkmuşum!
Ana rahmine sığınırcasına
Sana tutunmuşum
Isıt diyerek bedenimi
Sil dercesine
Küllerini mazinin
Ayıpmı bilmem
Tutkunun tutkusu
Tut ki!
Sana vurulmuşum
Tut ki!
Olamıyorum sensiz
Günahmı!
Hadi söylesene Read the rest of this entry »

UMUTLARIN ÖLDÜĞÜ YERDE, İNSANLIK GERİLMİŞTİR ÇARMIHA

UMUTLARIN ÖLDÜĞÜ YERDE, İNSANLIK GERİLMİŞTİR ÇARMIHA

Ağaçlarımızı yakıyorsunuz ya.. Hani meşelerimizi “sadece onları yakmıyorsunuz, umutlarımızı yakıyorsunuz mu” diyeceğimi sandınız? Asla … Umutlarımız hiç yok olmadı..! Ağaçlarımızı yakarken, onların üzerinde yaşıyan börtüyü, böceği, gölgesinde boy veren çiçeği, mantarı, sincapları, tavşanları, tilkileri, kelebekleri, sakız yaptığımız kengerleri, kuşları ve de sayısız mikroorganizmayı da yakıyorsunuz..
Bizim doğduğumuz topraklarda ateşe su dökülmez! Günahtır.. Suyun canı acır bu yüzden ateş toprağa gömülür. Biz ağaçları da kutsal biliriz, taşı toprağı da.. İnanmayacaksınız belki ama teyzem hasta olan teyzemin oğlunun iyileşmesi için bir kayaya , gözlerimin önünde yalvardı. Bir duvarın içindeki tahta kirişe adaklar sundu. Kurban kestik, kanını alnımıza sürdü.. “yer gök şahidim olsun ki” diye dualar etti. Teyzemin oğlu öldü gerçi ama; inanın ki böyle yaptık.

Küçükken bir ağacın dalını kırmıştım, teyzem “günah!” dedi. Hemen öptüm ağacın gövdesini özürler diledim. Ağacın benim gibi doğadaki bir canlı olduğunu ona göre ayrıcalığımın olmadığını o günden beri bilirim. Siz yakıyorsunuz, biz söndürmek için su dökemiyoruz..

Teyzemin dizinin dibinde yattığım bir ceviz ağacı vardı. Gövdesine bakarak bir sürü figür bulur, onlara masallar uydururdum.. Ceviz kabuklarında avucumun içine kına yakardım yok yok .. Ceviz kabuğundan dudağıma boya yapardım, taştan kına yapardım avcuma..
Sincaplar ceviz çalınca onlara kızmadık, onlar da paylarını alıyor derdi teyzem. Ağaç bizim değildi, toprak bizim değil. Su da bizim değil. Suyu ateşe dökemeyiz biz, suya eziyet olur bu.. Biz eziyet etmeyi hiç mi hiç sevmeyiz. Ne eziyet ettiririz, ne de eziyet ederiz.. Read the rest of this entry »

9
Şub

HAKKIMDA – SONGÜL TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

SONGÜL TOKER

SONGÜL TOKER

1969′da, ailem tarafından Almanya’ya getirildim, Adana doğumluyum. Çocukluk yıllarımın yarısı İstanbulda, diğer yarısı ise Heidelberg’te geçdi. Evlendikten sonra NRW’ye yerleştim, şu an Bochum’da kalmaktayım.

89 yılında başlayan edebiyat çalışmalarım, şiir ve roman dalında sürerken, (bir kadının, Almanya’daki yaşamından kesit sunan bir çalışma) talihsiz bir olay yaşayarak, eşim
tarafından yakıldı. Yaşadığım bu olaydan etkilenerek, çalışmalarıma bir süre ara verdim. İcimde kadın olarak ezilmenin verdiği öfkeyle, hayatıma yeni bir yön vererek, Türk cocukları ve kadınlarına yönelik sosyal faaliyetlere başladım. Her zaman, yaşam ve sanattaki yerim, ezilen ve zayıf kitlenin yanı oldu. Edebiyat çalışmalarına, 1994’den sonra tekrar, rahmetli Fakir Baykurt hocam tarafından yönlendirildim. Hocamın hep söylediği bir söz vardı: “Songül’cüğüm, çocuk eğitimine aslında yetişkinlerden başlamalı, halkımızın çoğunda büyük bir eğitim eksikliği var.” Ben de, bu düşüncenin gerçekleşmesi için, elimden gelen çabayı vermekteyim.

2001’den bu yana, “Bezek Edebiyat işliği” üyesiyim, burada bir gurup yazar arkadaşla, edebiyat çalışması yapıyor, yazdıklarımızı tartışyor ve olgunlaşan yazıları kitaplaştırıyoruz.

Anaokulu öğretmeniyim, yıllarca çocuk ve çocuk eğitimiyle uğraşmaktayım. Şu an, yeni bir proje çalışması içindeyiz. ”Üç kuşak bir arada,” bu projenin amacı; çocuklar, gençler ve yaşlıları bir araya getirerek, dialog ve ilişkileri güçlendirmek.

Yaşlıların yanlızlık çemberinden kurtulmaları için, interaktiv ilişkiler ve etkinlikler düzenlemek. Çocuk ve çocuk eğitimi alanında, aileleri eğitmek içerikli, bir proje çalışmamız sürmektedir.

Her çocuk kutsal bir emanettir ve tüm çalışmalarımız, çocuklar için olsun dileğiyle.
Hepinize sevgiler

SONGÜL TOKER

Page 1 of 41234»