Archive for the ‘Edebiyat’ Category

BİR RÜYA GİBİYDİ BİZİM AŞKIMIZ, YAŞANDI VE BİTTİ(Mİ)

BİR RÜYA GİBİYDİ BİZİM AŞKIMIZ, YAŞANDI VE BİTTİ(Mİ)

Hani!
Aşkların suskun seslenişinde
Çığlıklarımız vardı
Boğazımızda düğüm, düğüm
Haykıramadığımız
Ya da bir gece kahvesinde
Demli tavşan kanı çayın
Bitiremediğimiz yarım kalan sohbetinde
Gözlerine dalardım
Sanki!
Zaman dururdu o an
Bütünleşirdim seninle
Sen!
Ben olurdun
Bense sen
Aşkların bilmecesini çözerdik
Çoğu zaman
Ferhat ile Şirine takılırdık
O görkemli sevdayı
Tartışırdık seninle Read the rest of this entry »

AŞK VE İHANET, BİR KILICIN İKİ YÜZÜ(MÜ), ACIMIZA KATTIĞIMIZ İNKAR(MI)

AŞK VE İHANET, BİR KILICIN İKİ YÜZÜ(MÜ), ACIMIZA KATTIĞIMIZ İNKAR(MI)

Nasılda acımasızca kıymıştık bu yaralı sevdamıza, ömrümüzün tüketilmiş yıllarına, hüzünle karışık, sevda dolu ihaneti koymuştuk, değil mi bir tanem. Oysa sensizlik, nasılda acıtmıştı beni, çakır yeşili gözlerin, inci tanelerini dökmeye hazırdı hatıralarımda, şimdiki gibi. Onlara bir ömrü emanet edebilirim, ama sana değil be bir tanem, sana değil! Sen düzenin yeminli bekçisi, bense yıkmaya gücü yetmeyen, yeminli düşmanı, bu sevdanın kaderi nasıl olacak bir tanem. Bu yükü ne sen taşıya bilirsin, ne de ben, değil mi? Nasıl bakarım sonra dostlarımın yüzüne, ya sen nasıl bakarsın, bize karşı bu amansız kavganla var oldun, başkomser olman kurtarır mı zannediyorsun seni! Neden geldin yılların yorgunluğunu taşıyan bu bedene ve ne olursa olsun, sen bir gecelik kadınım olamazsın, sen kıysanda sevdan adına ben ve dostlarıma, ben sana kıyamam. Bu kadar zalim olamam, hala bir yanım alabildiğine romantik, bir yanımsa patlamaya hazır bir volkan sanki anlasana! Başımı kaldırdığımda, çakır yeşili gözlerini bana dikerek, beni incelediğini fark ettim. Gülümsemeye çalıştığımda, Aysel:
— Beni bir gecelik dahi olsa, kabul etmeyeceksin anlaşılan, değil mi Mustafa! Bana yalan söyleme, bu bile zor gelecek sana. Bana ve bu elbiseye, bir gecelik dahi olsa katlanmak istemiyorsun değimli? Sadece bir gecelik, belki o zaman vicdanımın o amansız ağırlığı kalkarda omuzlarımdan, doğrulur kalkar da, bakarım etrafıma, ben nerede yanlış yaptım. Bu sevdanın bendeki anlamı ne? Neden bu kadar önemlisin benim için? Sevdam mı, yoksa içimdeki öldürmeye çalışıpta, öldüremediğim küçük Aysel´mi baş kaldıran? Bana yardım etmek zorundasın, aşkımız adına, vicdanın adına sana sesleniyorum! Yardım et bana.
Korktuğum gerçekleşmişti, çakır yeşili gözlerden, şelale misali inci taneleri dökülmeye başlamıştı ve ben, çoktan yenilmiştim sana. Sıkı sıkıya sarıldım, hasretimin acı yükünü bırakarak geçmişe, sarılmak istediğim, yıllarca gelişini beklediğim günlerdeki hayallerim gibi ve günah yıkandı gözlerinin ayasında. Read the rest of this entry »

SUSKUN YALNIZLIĞIMIN TÜM ÇAĞRILARINDA, GELİŞİNLE YAŞAM BAŞLADI(MI)
SUSKUN YALNIZLIĞIMIN TÜM ÇAĞRILARINDA, GELİŞİNLE YAŞAM BAŞLADI(MI)

Zaman gece yarısını çoktan geçmişti, gözlerim tavandaki tüm ayrıntılar bakmıştı, ancak ne kadar gördü, bilmiyordum. Sadece o hüzün dolu sesin ve gözlerin vardı tüm gecem boyunca. Ben, düzenin yeminli karşıtı, düzenin savunucusu baş komiser ile olacaktım, ne adına, ne adına olacaktı bu birliktelik, suskun korkularıma sığındım değil mi?
Bazı şeyler yerine oturmaktaydı, geçmişin çıkmaz sokaklarında, yolumu görür hale gelmiştim. Kimi olaylarda tutuklanmış, inanılmaz şekilde bırakılmıştım, beni sen mi koruyordun Aysel, neden, sadece bana olan aşkından mı? Sorulacak ne kadar çok soru var düne dair, cevap verecek misin acaba?
Sorularımın cevabını verecek mi, o inci tanelerini dökmeye hazır, çakır yeşili gözlerine nasıl dayanırım, söylesene bana? Yine mi yenileceğim, tüm kalelerimi zapt mı edeceksin, beni bana bırakarak, hüzün limanlarıma hapsedeceksin? İşte bir tek buna dayanamam, bu acıya katlanamam, oysa hep başım dik yaşamış, hep dik durmuştum yaşam karşısında. En büyük dayanağımın sen olduğunu anladığım anda, omuzlarıma taşınmaz yük, sırtıma kambur ekledin.
Sabahın ilk ışıkları yalarken yeryüzünü, çaresizliğimin girdabında boğulmuş şekilde, tavanı izliyordum. Bütün bir zamanın sonucunda tek yapa bildiğim, sana olan özlem dolu hasretimdi, sen yıllardır içimde kanayan yaram, yürek sızım, öfkeli tutsak başkaldırımda bile, tutunduğum sabrımdın. Anılardan geriye sen ve direnen ben kaldım derken, yıkarak bütün surlarını acımın, sana emanet bırakılmış bağlılığım kaldı değilmi. Kalan ömür çizgilerim, senin vicdan yükünü nasıl taşısın? Taşır mı acaba?
Bunca yıldan sonra ansızın neden gelmiştin, hangi hesabın hesapsızlığına sığınmıştın, ödenecek bedeller ödenmeden neden gelmek ihtiyacını şimdi duymuştun? Beynimin hücrelerinde asılı çengeller, beni huzursuzluğun engin deryalarına atmaktaydı. Ben, her şeye rağmen seninle bir araya gelmeye ve seninle konuşmaya karalıydım. Bir yanım ihanet, bir yanım sevdam ve bense acılarımın ortasında yapayalnız, gözlerim ise tavana mahkum hala.
Artık zamanı gelmişti aramanın, yavaşça elim telefona gitti, numarayı çevirdikten sonra beklemeye başladım. Uzunca bir süre çalmıştı ve kendiliğinden kapandı, şaşkın bir halde telefona bakıyordum. Neden açmadın, oysa dün benimle konuşmaya hazır olduğunu söylemiştin, bu kararından neden vaz geçtin? Beni bir kez daha, yeniden kararsızlığın pençesine hiç acımadan attın, neden be gülüm, neden? Gün tekrar örtüsünü atmıştı sokaklara ve ben aynı yerde oturuyordum, gözlerim bu defa telefona sabitlenmiş bir şekilde bakıyordu. Read the rest of this entry »

GİTMİŞTİN VE BANA ANILARI(MI) EMANET ETMİŞTİN

GİTMİŞTİN VE BANA ANILARI(MI) EMANET ETMİŞTİN

Birazdan, yıllar sonra karşılaşacağım, eski bir dostla olmanın aşırı heyecanını taşıyordum. Ortaokul yıllarımın anıları, birden bire fırlayarak çekmecelerinden, ortalığa saçılmışlardı. Ne kadar çok anılar sıkıştırmışım, küçücük denizime. Benden taşan bu duygular, daha da anlamlandı. Sanki o günlerin yalnızlığını duyumsadım ve ilk telefonu aldığımda yaşadığım şaşkınlığı, ben nasılda mutluyum şu anda.

Geçmişimin ayak sesleri; yürek sancılarım, sevincim, kederim, ansızın çalarak kapımı, saklandıkları köşelerinden çıkarak, sökün etmişlerdi beynimin kıvrımlarına. Neden ve niçin diyerek, sormak istedim, yıllar sonra ki gelişine? Soramadım! İyi ki sormadım, belki de mühür vurdu sevincim dillerime. Başkası değil de, neden sensin, ama senin gelişini yıllarca bekledim ve gelmedin. Kim bilir belkide gelemedin, gelmek istesen de. Fark etmez aslında; gelişinle ne değişecek ki?

Yılları düşündüm, sensiz geçen yılları, anılarım ihanet etmese bana, hatırlayacağım ama hatırlamak istemiyorum galiba! İlk seninle 2’ci sınıfta karşılaşmıştık, ben İzmir’ den gelmiştim, deli dolu, haşarı bir öğrenci, sense sınıfın en güzel ve en uslu kızı. Gözlerin çakır yeşili ve hep hüzünlü bakardı, sanki ağladın, ağlayacaksın ve ben hep senin ağlamandan korkardım. Belki de o günlerden kalma, her kadının gözyaşlarında bende ağlarım.

Zor yıllardı, her yerde çatışmalar devam ederken, insan ölümleri köşe başlarını tutmuştu ve benim kulağım, gözüm dışarıdaki çatışma seslerine odaklanmıştı. Sınıf başkanı ve o dönemin okul lideriydim ve seni koruyan silahşor. Sense suskun bir kabullenişle, yanımda bulunurdun, çoğu zaman silahımı emanet alır, içerde bana teslim ederdin. Benim her karşı çıkmamda, ‘’sen değil başka arkadaş içeriye soksun’’ deyişimde, öylesine hüzünlü ve bir o kadar kararlı bakardın ki, susardım ve sessiz iradene her seferinde yenilirdim. Yenildiğim kendimdi aslında, sana olan sevgime yenilirdim. Ve hayatım boyunca bir tek sen yenmiştin beni ve inciler dökmesinden korktuğum gözlerin. Read the rest of this entry »

17
Ara

AŞK YÜREKTE GENÇ KALIR – OLCA BAL

   Posted by: admin

AŞK YÜREKTE YAŞANAN HÜZÜN GİBİDİR, SANCISI HAFİFLER AMA YOKOLMAZ(MI)

AŞK YÜREKTE YAŞANAN HÜZÜN GİBİDİR, SANCISI HAFİFLER AMA YOKOLMAZ(MI)

( Dursun Yılmaz’ın hayat hikayesi )
Bir Cuma akşamı dayımlara uğradım. Arada bir kendisini ziyaret ederim, sevdiğim ve saygı duyduğum büyüklerimden birisidir. Belkide, zor geçen çocukluğumda desteğini çok görmemden. Onunla, yıllara dayalı tatlı sohbetlerimiz olur zaman zaman. Ve ben, dayımı çok iyi tanıdığımı sanıyordum kendimce. Yanılmışım! Ta ki bu ziyaretime dek. Eşi Mürvet yengemle mutfakta oturmuş hoş beş edip, enfes demlediği tavşankanı çayı içiyorduk.
Bir zaman sonra, dayı’m başı önde içeriye girdi. Kafasını hafifçe kaldırıp beni gördüğünde, “Oh hoş geldin yeğenim,” dedi. Bende ayağa kalkıp iki yanağından öperek onu çok özlediğimi söyledim. Yüzüme, gözlerimin içine uzunca bir bakış attı, sanki rica da bulunacakmışçasına. Sonra, “Olca kızım,” dedi. “ Senin öyküler yazdığını duydum!” Bende, utangaç bir sesle; “Eh dayı,” dedim, “İşte bir şeyler yazmaya çalışıyorum.” O sırada, Mürvet yengem dayı’mın akşam yemeğini tabağına koyuyordu. Bir tepsiye de salatasını ve ekmeğini hazırladı. Dayı’m tepsiyi eline alarak, “Gel bakalım sana anlatacaklarım var. Birde Hamdi Çavuşun oğlu, Dursun’un hikayesini yaz.” Peşinden gittim, bi an duraklayarak Mürvet yengeme doğru mutfağa döndüm. Telefonla konuşuyordu! Ben daha yenge sende gelsene demeden, torunu Miraç’ın ateşi çıktığını ve minik bebeği görmesi gerektiğini söyleyerek, aceleyle evden çıktı. Read the rest of this entry »

28
Kas

ZAMANIN DİNLENCESİ – Fatih Mehmet YILDIRIM

   Posted by: admin

ZAMAN KADEHİNDE AŞK BAŞKA(MI)

ZAMAN KADEHİNDE AŞK BAŞKA(MI)

Zaman!
Sonsuzluğun beklentisinde
Ve an!
Hapis olmuş gözlerine
Bedenim seni özlüyor
An zamanı
Zamansa
Sana mahkum
Bana mahkum
Bize mahkum
Gün saymakta
Bedenimizin ceza evinde
Biliyormusun!
Her şeye rağmen
Bırak
Esir kalayım gözlerinde
Aşkın sarhoşluğunu
Tadayım dudaklarının
Busesi şarabımda
Dağılsın saçların
Deniz misali Read the rest of this entry »

29
Tem

UÇURTMA – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: ,

GÖZLERİNDE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞADIM VE SEVGİYİ, UÇURTMA MEVSİMİNDE ÖZGÜRLÜK GİBİ(Mİ)
GÖZLERİNDE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞADIM VE SEVGİYİ, UÇURTMA MEVSİMİNDE ÖZGÜRLÜK GİBİ(Mİ)

Funda öğretmen, yetimhanenin bahçesinde diğer küçük çocukların arasında Hüseyin’i göremeyince, telaşlanarak aramaya koyulur! Yemekhanesinden başlayarak, yattığı odasına, bodrum katından tut, çatısına varana kadar, ama bulamaz! Telaşı daha da artarak yüreği alevlenir bir anda, mutfakta çalışan Akgül ablasının yanına koşarak nefes nefese, ’’Hüseyin’i gördün mü? Ve yakınarak ‘’yine kayıplarda’’ der. Hademe Akgül, ‘’görmediğini’’ söylerken kendiside endişeye kapılır! ‘’Anlaşıldı kızım, bu çocukla işimiz var bizim,’’ sırtından önlüğünü çıkartarak, ‘’beraber arayalım’’ der. Saatlerce aramanın sonunda, Funda öğretmenin sinirleri bir hayli gerilir ve güneşin batmasıyla karanlık yavaşça etrafa yayılmakta. Funda öğretmenin alnından sıkıntı terleri akarken, yanakları da öfkesinden kızarmıştı. Gözlerini büyümüş, ellerini de sıkıca birbirine ovuşturarak söylenmeye başlamıştı; ‘’Biz ne yapacağız şimdi, ya başına bir kötülük geldiyse! Ah Akgül abla, her çocuğu anladım! Çözebildim eğitim hayatımda! Bir tek Hüseyin’e yaklaşamadım, neyi uyguladıysam başarısız kaldım!’’ Delirecek gibiydi artık Funda öğretmen. Hüseyin’i, o küçük içine kapanık çocuğu ayrı severdi. Read the rest of this entry »

9
Tem

SEN İSTEDİN- Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

RESİMLER VE YALNIZLIK BİZDE KALDI(MI)

RESİMLER VE YALNIZLIK BİZDE KALDI(MI)

Sus dedin
Sustum…
İlham perin oldum
Esrarengiz kaldım
Yıldız misali göklerde
Ulaşılmazsın dedin
Düştüm avuçlarına
Yoruldum dedin!
Göklerin perdesini çektim
Saçlarım yastık
Tenim yorganın oldu
Yağmur ol yağ dedin
Yağdım!
Kurumuş taşın toprağın
Bereketlendi
Tomurcuklar açtı yüreğinde
Rüzgar ol
Es dedin
Estim!
Bazen tenini okşayarak
Bazen iliklerine akarak Read the rest of this entry »

YALNIZLIĞA TUTUNCA YAŞAM SEVDA BİR YÜK(MÜ) YOKSA ÇEKECEĞİMİZ BİR HASRET(Mİ) KALIYOR GERİDE

YALNIZLIĞA TUTUNCA YAŞAM SEVDA BİR YÜK(MÜ) YOKSA ÇEKECEĞİMİZ BİR HASRET(Mİ) KALIYOR GERİDE

Umutların tükenmişliğinde
Yalnızlığın hırçın kollarında
Var olmayan bir hayale
Daldıkça dalıyor yüreğim
Kimi zaman bir dost arıyor
Kimi zaman yalnızca anneyi…
Kah!
Şefkate susuyorum çöllerde
Kah!
Sevgiyi özlüyorum aşk denizinde
Denizi doğayı seyrederken
Dağlardan!
Yamaçlardan iniyorum
Ruhumun!
Bomboş derinliklerine
Çığlıklarından ürküyorum ruhumun
Kulaklarıma!
Pamuklar tıkamak istiyorum
Yalnızlığa direniş çığlıkları
Read the rest of this entry »

YAŞAMIN ANLAMINI SENDE BULDUM(MU) VE NEREDE KAYIP ETTİM BEN

YAŞAMIN ANLAMINI SENDE BULDUM(MU) VE NEREDE KAYIP ETTİM BEN

Kendi doğrularımı kaybettim yanlışlarımda… Çalkantılı ikilemlerin çifter çifter devir daim yaptığı ruhumu arıyorum, buram buram sensizlik kokan benliğimde bensizliğimde… Tıpkı koca bir deryada bıraktığım, deryadan farksız bir katrenin izini sürmek istercesine… Bilmiyorum nedendir bu ulaşmak istemezlik ruhuma! Çok da seviyorum kendimi oysa? Gel gör ki ben olmak istediğim ben’e bir arpa boyunu geç; bir karınca adimi kadarcık dahi yaklaşamıyorum annem. Sen kadar kendimedir de hasretliğim.
Kana kana içmek istedim hep sevgiyi verilebildiği ölçüde. Bilhassa seni ve sevgini yaşayıp kazımak isterdim her zerreme…

Fakat ben seni tanıma fırsatını bulamadan meçhuller alıverdi seni… Seni tanıyamamakla beraber; asılsız benliğimle dolanıyorum dünya denen mekanda, o günden bugüne. Üzgünüm annem! Ben de istemiyorum ruhumun böyle silik silik varlık gösterisini. Onulmaz yaraların büyüdükçe, büyüyüşünü engelleyemeyişim acıtmaz mı ki beni sence? Olmak istediğim örnek bir benlik değil ki beynimdeki: Read the rest of this entry »

8
Haz

KURTARICI AŞK – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: ,

YAŞAMDA VAR OLMAK VE YOK OLMAK ARASINDA TEK GERÇEK SEVGİ(Mİ)DİR
YAŞAMDA VAR OLMAK VE YOK OLMAK ARASINDA TEK GERÇEK SEVGİ(Mİ)DİR

Mehmet hakkında anlatılanlara inanmadığımdan yaşadığı şehre gitmeye karar verdim! Gözlerimle görmek istiyordum anlatılanları, ortak dostlarımız bitmiş ve tükenmiş olduğunu anlatıyorlardı, dosttum olarak yardım elimi uzatabilmem için. Durumunu en açık şekliyle anlamak zorundaydım Benim tanıdığım Mehmet çakı gibi bir delikanlıydı, güçlüydü, hayat acımasızca üstüne de gelse, Mehmet bir adım bile geri atmadan, gülerek zorlukların üstüne yürürdü. Hali ormanların kralı bir Aslanı andırır, gerektiğinde içindeki Aslanı hayata sürerdi! Çevresindeki insanlar onu tutkuyla izler, var olan sağlam kişiliğine hayran olurlardı. Hakkında işittiklerim beni etki altına almış ve yol boyunca arabamı kullanırken, ister istemez şimdiki halini düşünerek, kendimce onu yargılıyordum.
Ne oldu sana Mehmet, sen kendini terk ederek bir başka varlık mı gönderdin yerine? Yoksa kendini bizlere sağlam ve güçlü göstermen bir rolden ibaret miydi? Eyer öyleyse Mehmet, rolünü en güzel şekilde oynayarak, bizleri de inandırdın güçlü olmana. Ya da yılların biriktirdiği acılar, yüreğini mi esir aldı bir anda, güçlü Mehmet’in bu yıkılışı, inanamadığım yükseklerden yerlere inişi, belkide istemeden kendini yok edişi. Read the rest of this entry »

24
May

HAKKIMDA – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

YAŞAMDA VAR OLMANIN YOLU YAZMAK(MI) VEYA YAŞAMAK(MI)
YAŞAMDA VAR OLMANIN YOLU YAZMAK(MI) VEYA YAŞAMAK(MI)

21.04.1973’de, benim için geçerli olan! Yurdumun en güzel şehri, İstanbul’da dünya’ya gözlerimi açtım. Ne yazık ki çok sevdiğim İstanbul’umu yedi yaşına kadar yaşaya bildim. Ailem, Almanya’nın Düren şehrinde yaşadığından, beni de yanlarına aldılar. Okul hayatım Düren’de başlamıştı ve ortaokul son sınıfa kadar okumuştum, normal derecede bir karne ile meslek hayatına atıldım. Dokumacılık üzerine mesleğimi bitirdim. Ve 12 yıldır dokumacılık üzerine bir fabrikada çalışmaktayım. Çocukluğumda en büyük hayalim Tiyatrocu olmaktı maalesef sadece hayallerde kaldı. 11 senelik evlilik hayatımı arkamda bırakalı 7 seneyi geçti. Kızımla beraber bir evi paylaşıyoruz. Hayatımda pek faaliyetlerim oldu diyemem. Yıllarca çevremin sorunlarıyla uğraşmaktan, kendi isteklerime duyarsız kaldım. Yaşam boyu içimde birikenleri hep yazmak istemişimdir. İnsanların acılarını, umutlarını, sevgilerini, kendi dünyalarında kayboluşlarını, yükselişlerini! Her yönüyle kalemimle paylaşmak istedim. Demek ki her şeyin bir zamanı varmış! Fatih Mehmet Yıldırım’la tanıştığım günden beri, kitaplar’lada tanıştım ve içimdeki birikimlerimi yazmam için bana Read the rest of this entry »

10
May

ÖLÜMÜN PENÇESİNDE – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

Yine kafamın içinde bin bir türlü sorular, biri bitmeden diğeri başlıyordu, artık ne yapacağımı şaşırmıştım. Yağmurun sürekli ölmek isteyişine bir anlam veremiyordum, zaten zamanı geldiğinde ölmeyecek miydik? Korkuyordum, her an bir delilik yapmasından, yine ölümü çare bilerek, büyük bir cesaretle çekinmeden ölüme başvuracağından korkuyordum. İçimde yaratılan korkular, bir biriyle yarışarak kabusa dönüşmüştü ve tedirgin bir hayat sürmeye başlamıştım.
Bir sabahı uyandığımda kafam her zamankinden daha dalgındı, balkona çıkarak Baharın verdiği ılık havayı içime çektim ve kendini dışarı at, en doğrusunu yaparsın diye düşündüm. Biraz olsun ruhumu rahatlatmak için, kendime bakım yaparak en şık kıyafetlerimi giydim ve dışarıya çıkarak yürümeye başladım. Bayağı yürüdükten sonra, hiç farkına varmadan tanımadığım sokaklara girdim. Gözüme köhne bir yerde Kafeterya çarpınca, sandalyeleri ve masaları dışarıdaki bahçeye kurulmuş, hemen boş yer seçerek oturdum, bayağı kalabalıktı. Garson yanıma gelerek siparişimi sordu, bir bira istedim, Güneşin altında canım soğuk bir bira çekmişti, garson biramı masaya bıraktığında, kendimi tutamadan hızlı yudumlarla içmeye başladım ve içtikçe içinden çıkamadığım düşüncelere daldım.
Birden içimde oluşan cesaretle, cep telefonumu elime alarak Yağmuru aradım ve bulunduğum yere gelmesi için rica ettim, yarım saat sonra Yağmur soluk bir yüzle gelmişti. Bana hafiften gülerek elimi sıktı ve karşıma oturdu. Garsona iki bira siparişi daha vermiştim. Bir yandan ise konuya nasıl gireceğimi düşünüyordum, artık onunla konuşarak muhakkak öğrenecektim, neden mücadele etmektense, sürekli ölmek isteyişini. Yüzüne tedirgince bakarak, lütfen Yağmur artık beni üzmekten vaz geç ne olursun anlat. Read the rest of this entry »

_mg_04391Bombalar yapmayı
Atmayı da öğrendik
Gökyüzünü
Boydan boya
Durmadan aşmayı da
Bir insanlığı öğrenmedik
Birde sevmeyi anne
Atomu bölmeyi
Şehirlerin defterini dürmeyi
Ay’dan gezegenleri
Kolayca fethetmeyi
Bir insanlığı yüceltemedik
Birde sevmeyi anne
Dünyamızı kirletmeyi
Çocukları öldürmeyi
Yeşili yok etmeyi becerdikte
Bir insanlığı beceremedik
Birde sevmeyi anne
Televizyon başına kurulup Read the rest of this entry »

ŞİDDET VE ZULÜME KARŞI, DOLDURDUK ALANLARI, EMEK VE BARIŞ ADINA(MI)

ŞİDDET VE ZULÜME KARŞI, DOLDURDUK ALANLARI, EMEK VE BARIŞ ADINA(MI)

Zor günlerin zulüm rüzgarı
Bu gün 1 Mayıs
Esme biraz
Karanlık zindanların
Solgun çiçeği
Kızıl karanfilim
Aç biraz
Şafak türkülerini
Söyleyen dilim
Bu gün susma
Konuş biraz
Özgürlüğün çocukları
Alanda şimdi
Al gençliğin bayrağını
Alanlara dol biraz
Yaşam sancıda
Doğacak güne
Avuçlarımda güneş
Tut biraz
Sende katıl
Yüreğimdeki Türkiye
Bu gün 1 Mayıs
Coş biraz

FATİH MEHMET YILDIRIM
01.05.05 MANNHEIM MARK PLATS SAAT 11.09

Read the rest of this entry »

ZAMANIN BAŞLADIĞI YERDE İNSAN, ARAF'ININ SUSKUNLUĞUNU YAŞIYORDU(MU)

ZAMANIN BAŞLADIĞI YERDE İNSAN, ARAF'ININ SUSKUNLUĞUNU YAŞIYORDU(MU)

İnsanın yaşam kaynakları oluşurken, kendisiyle barışık yaşayabilmesinin en önemli araçlarından birisi, ihanet ve farkındalıktır. İnsanın kendinde sorguladığı, yaşamının devamında önem verdiği, diğer bir var oluş durumu ise, gerçekliliği kendine göre kurgulayarak kabulleniştir. Var olanı şekillendirmek ve anlamlandırmak için, kendisinde oluşturduğu imgeler, kendisinin ifade tarzını oluşturur. Aslında bu, kendisinde var ettiği tecrübeler ile anlamlandırmayı sağlayan dil arasında ki çelişkisiz çelişkisidir.

Ana dilde kendisini ifade etmeye çalışırken, aslında kendisinde oluşturduğu imgeleri ifade etmeye çalışıyor, burada konuşma dili ile yazım dili arasındaki farklılık var oluş olarak şekillendikçe, farkındalık başlıyor. Kendisinin yaşam süreci içinde oluşturduğu imgesel ifade ile kelimelerin anlamlandırılması, kişinin kullandığı kelimeler farklılık göstermeye ve süreç içinde anlamlarını kendisinin oluşturduğu, imgesel dili geliştirmeye doğru yöneltir. Aslında bu şizofrenik bir durumdur, kendisinde yaratmaya çalıştığı gerçekliliği ifade ediş tarzında, insan farklı gerçeklilik ile aynısal kelimeler kullanarak, farklı ifade tarzına yönelmesi, kendisinde yaşadığı ve anlamlandırmadığı uyumsal travmasını (kişisel depremini, sarsıntısını) yaşar. Read the rest of this entry »

YAŞAMIN BAŞLADIĞI YERDE HÜZÜNLER GİZLİ(Mİ)
YAŞAMIN BAŞLADIĞI YERDE HÜZÜNLER GİZLİ(Mİ)

Erdal annesinin gözündeki korkuyu görerek:
- Korkma anaların anası, sadece biraz hava almaya çıkıyorum.
Oğlunun öfkesine çabuk yenileceğini bildiği için, dışarıda Ömer’le karşılaşma durumunda,  mutlaka saldıracağını düşünerek:
- Söz mü oğul.
Ailesini bu kadar çok özlemesine rağmen, geldiğinden beri yaşattıklarından acı duyarak, ‘’o şerefsiz için ailemi perişan etmek ne kadar doğru, bu hesabı nasıl olsa kapatacağım, zamanı gelince,’’ diyerek annesine sarılarak onu öptü ve ayrılırken:
- Söz anam söz, yüreğini serin tut güzel anam, merak etme.
Annesinin arkasından bakışlarını yüreğinde duyarak, merdivenlerden inerek sokağa çıktı. Herkesin meraklı bakışları altında, elleri cebinde sokakta yürümeye başladı. Meraklı sorularla karşı karşıya kalmamak için, çocukluğunu yaşadığı mahalleden ayrılarak, yıllardır gitmediği şehrin diğer semtine yürüdü. Saatlerce başıboş dolaşan Erdal, içindeki fırtınalar yaratan düşüncelerinden kopamıyordu. Buket canlanıyordu gözlerinin önünde, okudukları öyle canlıydı ki beyninde, onun yaşadığı acılar, karanlığın içinden süzülerek geliyordu karşısına, sanki yaşananları canlı olarak görüyordu.
Buketin çığlığını duyuyor, canım sevgilim diyerek, onu kurtarmak için elini uzatıyordu. Askıda kalan eli, her şeyin ona, hayal gücü olduğunu hatırlattı, içi yine öfke doldu Ömer’e karşı. Öfkeden dişlerini sıkıyor ve yine küfretmeye başlıyordu. ‘’Ulan O… çocuğu, sakın elimden kurtuldum sanma, ölene kadar peşinde olacağım. Seni gebertmeden bu dünyadan gitmeyeceğim, onun bunun çocuğu.’’ Öfkesini frenleyemiyordu.
Tekrar koşup, Ömer’in evine gitmek istedi, ‘’dışarı çıkmaz ki, korkak köstebek, onun gücü kadına yeter’’ diyerek, yanında duran ağacı tekmelemeye, yumruklamaya başladı. ‘’Erkeksin öylemi…. erkeklik cesaret ister, mertlik ister, sana sığınmış zavallı bir kadını kullanmak mı erkeklik. Erkeklik bir kadının çaresizliğinden faydalanmak, onu ölüme sürüklemek mi ulan’’ diyerek, tekmelediği ağaçtan öfkesin alamayıp, ağaca sarılıp, ha bire kafasını vuruyordu ağacın gövdesine. Read the rest of this entry »

15
Nis

UNUTULMAYAN SEVDALAR 4 – Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: ,

BİRTANEM, GELECEKSİN DİYEREK SABRIMA SABIR EKLEDİM(Mİ)
BİRTANEM, GELECEKSİN DİYEREK SABRIMA SABIR EKLEDİM(Mİ)

Erdal tüm öfkesiyle merdivenleri hızla indi ve Ömer’in oturduğu evine koşarcasına yürüyerek, kapının ziline ısrarla basmaya başladı. Pencereden bakan Ömer, aşağıda duran Erdal’a şaşkınlıkla bakarak seslendi:
- Ne oluyoruz ya! Dağ başında mı yaşıyoruz?
Erdal, inanılmaz bir güçle kapıyı sallayarak, sanki kapıyı yıkmaya çalışırcasına uğraşırken, başını kaldırarak Ömer’e:
- Aç lan şu kapıyı!
Öfke dolu sesi, caddede dehşet ve tehdit dolu olarak yankılanıyordu. Herkesin duymasına aldırmadan bağırırken, merakla toplanmaya başlayan kalabalık, olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Erdal:
- Görüyorum ki baya erkekmişsin, yoksa erkekliğin sadece kadınlara mı geçerli? ,
Aşağıdaki adamı tanımıştı, karısının eski sevdalısı olan Erdal’dı, ‘’anlaşılan karım denen kaltak, buna ya her şeyi anlattı, ya da bir şekilde haber uçurdu, dünde ambulans buradayken buradaydı, belki de buluşmaya geldi. Bu adamdan kurtulmalı, bu daha fazla tantana çıkarırsa, herkesin olan bitenden haberi olur. En iyisi buna uymayayım,’’ aşağıya doğru baktığında, Erdal kapıyı tekmelemeye, yumruk atmaya devam ediyordu. Ömer sakin bir sesle:
- Git oğlum buradan, yoksa polis çağırırım!
Çevreden toplananlar, Ömer’in bu kayıtsız haline şaşkınlıkla bakıyordu, bölük pörçük duydukları sözlere anlam vermeye uğraşırken, Erdal’ı uzaktan tanıyanlar, kendisine seslenmeye çalışıyorlardı, ancak onun kimseyi duymadığını, gözünün Ömer’den başka kimseyi görmediğini fark etmekte gecikmediler. Yaşlı bir kadın, ‘’bu bizim Erdal, karıncayı bile incitmez, neden delilendi acaba. Ömer’den ne alıp veremediği olur ki’’ diyerek, çevreye laf yetiştirmeye çalışıyordu. Erdal çıldırmış bir halde: Read the rest of this entry »

BUGÜN DÜNÜMÜN YANSIMASI VE DÜNÜM BUGÜNDE(Mİ)

BUGÜN DÜNÜMÜN YANSIMASI VE DÜNÜM BUGÜNDE(Mİ)

Güzel bir hazan mevsimiydi, gölün etrafında yürüyüş yaparken, çocuk parkının yanına gelmiştim. Oynayan çocukları görmek, onların gözlerindeki coşku ve sevinci yakalamak, beni daima mutlu ederdi. Çocuklarla oynamayı çok severim, o tertemiz dünyaları hep büyülemiştir beni.

Hemen boş duran salıncağa koşup, sallanmaya başladığımda, tüm yetişkinlerin gözleri üzerime çevrilmişti. Büyük olasılıkla beni garipsiyorlardı, oysa ben o anda, ne kadar mutluydum, bir bilseler. Sanki gökleri kucaklıyorum o anlarda, her seferinde daha da hızlanarak salıncakta sallanıyorum, bir an göklerin maviliğine erişirken, tekrar dönüyor ve işte ağaçların altın rengi yaprakları. Yemyeşil çimenlerle, çocuklar. Tekrar mavi, yeşilimsi göl ve gökyüzü arasında, alabildiğine hızlanmak, kucaklamak istiyorum dünyayı.

Hafiften esen rüzgarın, tenimle oynaşması sırasında, içimdeki özgürlük duygusu çoğalarak büyüyor. Yeniden aşık oluyorum, doğanın o muhteşem ve esrarengiz güzelliğine. Tüm güzellikleri derin nefeslerle içime çekiyorum, içimdeki çocuğu yaşıyorum alabildiğine ve sınırsız. Buraya geldiğimde, her seferinde çocukluğumla yüzleşir, içimde canlı ve dimdik duran çocukluğum, ses ve görüntüye dönüşür, anılar benliğimi doldurur, dönerim içimdeki o günlere.

Anımsadığım kadar 5 yaşlarında olmalıydım, ondan önceki dönemi çok hatırlamak istesem de, kıssa gölgelerin altında, bölük pörçük, tam duyamadığım kesik sözcükler dizisi olarak anımsıyorum. Annem, babam ve 4 ablamla, bir ağabeyim ve bir ninem oluştururdu bizim aileyi. Read the rest of this entry »

3
Nis

AYSUN SON KEZ AĞLIYORDU – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

YAŞAM NE KADAR ZOR VE SEVMEK NE KADAR GÜZEL DEĞİLMİ

YAŞAM NE KADAR ZOR VE SEVMEK NE KADAR GÜZEL DEĞİLMİ

Canım sıkkın bu gün, bir hüzün çöktü içime, oturamıyorum bir türlü. ‘’Neden acaba’’ diyerek kendime sordum? Doğrusu aklıma gelen tek şey, sabah okula doğru yürüyen Tarık’ı görmem olur. O masum çocuğu her görüşümde, ister istemez bende etki bırakır ve benim maziye yolculuk etmeme neden olur! Annesi Aysun’u hatırlarım, eminim benimle birlikte, bu şehirde yaşayan birçok insanın hafızası, o talihsiz genç kızı unutmadı. Gerçi unutulacak gibi değil, insanın yüreğini paramparça eden anılar bıraktı yüreklerimize.

Aysun aşırı derecede güzel, uzun boyu, incecik ve zarif yapısı, çimen yeşili ışıldayan gözleri ile dikkat çekerdi. Öyle içten sıcacık gülümsediğinde, insanın sanki içi ısınırdı. Onu görenlerin ortak sözleri genelde hep aynı olurdu, ‘’Allah nazarlardan saklasın, bu nasıl güzellik, melek gibi güzel ve masum’’ derlerdi. Çünkü sahip olduğu yüzü kadar, ruhu da bir o kadar güzeldi, bir çocuk kadar temiz, içtiği su, yediği ekmek kadar saftı. Merhametliydi, iyilik doluydu ve herkesi kendisi gibi sanır, kötülük düşünmez ve kimseden kendisine kötülük geleceğinin hesabını yapmazdı.

Dört çocuklu işçi bir ailenin kızıydı, kardeşler bir odayı paylaşırlar, iyi geçinirlerdi, çünkü ailelerinden başka dayanakları yoktu. Anne ve babası yoğun iş temposu içinde, kendilerine bile vakit ayıramadan yaşarlardı. Güneş batmaya yakın, yorgun ve bitmiş şekilde eve gelirler, isteseler de çocuklarına gereken ilgi ve şefkati gösteremezlerdi. Tüm diğer ailelerin ortak derdi aynıydı, bir an önce para biriktirerek dönme hayalleri taşınırdı, dışarıda büyüdü çocuklar, daha doğrusu başıboş büyümek zorunda kaldı benim neslimin çocukları. Her birimizde kapanmazlar izler bıraktı, eksiklikler yarattı ve bedelini ağır ödeyenler de oldu. Read the rest of this entry »

21
Mar

ZÜHAL – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: , , ,

HERKES MUTLULUĞA LAYIKTIR ÇOCUĞUM, SEVGİ ŞİDDETİ YENECEK BİRGÜN
HERKES MUTLULUĞA LAYIKTIR ÇOCUĞUM, SEVGİ ŞİDDETİ YENECEK BİRGÜN

Canım, canım Zühal’im, nerelerdesin bebeğim. Yıllardır elimde kalan, çocukluğundan kucağımda oturduğun resmin var. Renkleri bile soldu, yıprandı fotoğrafın. 15 senedir her gün elime alıp, uzun uzun baktığım, acaba seni sokakta görsem tanırmıyım diye düşündüğüm Zühal’im. Nereden tanırım seni, resimde 5 yaşındaydın, kocaman kadın oldun şimdi, kim bilir ne kadar güzelsindir. İzini bir bulabilsem, teyzen seni çok aradı bebeğim. Artık hasretin dayanılmaz oldu, acı bağladı yüreğimi, nerelerdesin canımın içi.

Ne doğduğun günü unuttum, nede seni kollarımda gezdirdiğim günleri, ismini bile ben seçmiştim sana. Seni sevmekten, şımartmaktan başka bir şey bilmezdik. Ailenin neşe kaynağı idin. Kocaman boncuk gibi ela gözlerin vardı. Kirpiklerin upuzun, yanakların al al olurdu güldüğünde. Köfte dudakların, beline kadar simsiyah, uzun saçların vardı. Her gün tarardım saçlarını, çok severdin bana saçlarını taratmayı, beni gördüğünde ilk yaptığın, tarağı kapmak olurdu, elime vererek kucağıma otururdun.

Seni bir gün görmesem, deli gibi özlerdim, ertesi sabah koşarak sana gelirdim. Bir tane Zühal’im, baban vefat ettiğinde 2 yaşındaydın. Rahmetli enişte, nadir bulunan değerleri taşıyan, çok iyi bir insandı, üstünüze titrerdi. Sizi mutlu edebilmek için, uğraşıp dururdu, ne yazık ki kanserin pençesine düştüğünde eridi, gitti 6 ay içinde. Babanın yokluğunu sana hissettirmemek için, ben, babam ve annem seni el bebek, gül bebek büyüttük. Read the rest of this entry »

19
Mar

İNSANOĞLU VE NUR IŞIĞI – Olca BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

TANRI VE İNSAN NURU VAR EDEN NEDEN DEĞİLMİ

TANRI VE İNSAN NURU VAR EDEN NEDEN DEĞİLMİ

Günlerden Cuma ve ben çok yorgunum, çoğuları gibi yoğun bir çalışma haftasını bıraktım arkamda. Saatler ne çabuk geçmiş, farkına bile varmamışım. Güneş çoktan batmış, zifiri karanlığa davet çıkmış bile. Yavaş yavaş, caddeleri süsleyen binaların ışıkları sönüyor, bense hala otuyorum, gözüme uyku bile girmiyor. İki saate yakın, yatağıma uzanarak savaştım kendimle, uykuya dala bilmek için, ama olmadı, neyse diyerekten kalkıp bir sigara yaktım. Derince bir nefesle içime çekmeye başladım ve düşüncelere daldım.

Artık anlam veremediğim, anlamaya çalışsamda, anlayamadığım garip insanoğlunu düşünüyorum. Misafir olduğumuz şu gezegende, yaşantımızı nasıl çekilmez hale getirdiğimizi. ‘Yaşam zordur, bir sanattır yaşamak!’ Hayat şartları kolayın dışında, her birimiz uğraşıp duruyoruz, türlü türlü dertlerin içinde kaynıyoruz. Yaşamımızda neden en güzelini, en mükemmelini çıkartmıyoruz ortaya. Aksine biz insanlar, kendi çabalarımızla, daha da çekilmez hale getiriyoruz, bu Dünyada barınmayı. Read the rest of this entry »

17
Mar

YAŞAMAYI SEVİYORUM – Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

SEVMEK YAŞAMIN ANLAMI(MI) VE ANAHTARI(MI)

SEVMEK YAŞAMIN ANLAMI(MI) VE ANAHTARI(MI)

Seviyorum insanları
Sarısını
Esmerini
Kadınını
Erkeğini
Düşünmeyi seviyorum
Sevilmenin
Sevilme şeklini
Seviyorum yaratanı
Yarattığı güzelliği
Toprağı seviyorum
Ağacı, suyu
Güneşi seviyorum
Gökyüzünde bulutları
Uçsuz bucaksız
Karanlığı seviyorum
Avuçlarıma düşen
Yıldızları seviyorum
Acıları seviyorum
Direnme gücü veren
Özlemeyi!
Hasreti seviyorum
Kavuşturan
Kavgamı seviyorum Read the rest of this entry »

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

Bu gün iki çocuk annesi olduğum gün, herkesin mutlu olacağı bir günde, ben hüzün doluyum. İki günahsız, iki suçsuz bebek, bu sorumluluğu taşıya bilecek miyim bilmiyorum. Kaç kez aldırmaya çalıştım bırakmadılar. ‘Çocuk olunca her şey düzelir, sevgini onlara verir unutursun Erdal’ı’ diyordu annem, ‘umarım haklı çıkar! Belki onlar beni tekrar hayata döndürür, ölmüş olan ruhum, tekrar yaşam umudu kazanır, sevinç dolar, belki mutlu bile olabilir???.’
Gözlerinden akan yaşları silerek, düşündüklerine kendi bile inanmıyordu. Ama bir şeyi iyi biliyordu, dünyaya getirdiği bu çocukların mutlu olmaları için, elinden gelen her şeyi yapacaktı. Yanında yatan bebelerine bakarak, henüz isim takmadığını hatırladı. Önce kızını alıp göğsüne yatırdı, sonrada oğlunu, isim bulmuştu bebeklerine. Buse ve Bülent, ‘ikinize söz veriyorum, anneniz olarak, sizin mutluluğunuz için elimden gelen her şeyi yapacağım,’ diyerek yavrularını sıkı sıkıya göğsüne bastırdı.
Zaman su gibi akıp gidiyordu, bebekler yürümeye başlamıştı. Buket söz verdiği gibi, tüm ilgisini çocuklarına veriyordu, çok yoruluyordu ama buna dayanma gücü vardı. Dayanamadığı tek şey, Ömer’in sürekli kendinden, kadınlık görevi beklemesiydi. Buna dayanamıyordu işte, her gün bu konuda olan tartışmalardan bıkmıştı. Yine akşam oluyordu, korku doluyordu yüreği, istemiyordu Ömer’in ona dokunmasını, ama hiç bir şeyi önleyemiyordu. Her gece aynı işkence, her gece aynı tecavüzü Read the rest of this entry »

BEN VAR OLDUĞUMDA SEN YOKTUN VE SEN YOK OLDUĞUNDA BEN VARIM

BEN VAR OLDUĞUMDA SEN YOKTUN VE SEN YOK OLDUĞUNDA BEN VARIM

Buket gözlerini açtığında kocasını görünce birden bitmeyen bir acıyla çığlık atmaya başlamıştı. Ömer hemen ilk yardım düğmesine bastı. Gelen hemşire sakinleştirici iğne vurmaya çalıştığında, Ömer, Buketin sıkı sıkıya kollarını tutuyordu. Buket’se hala çığlıklar atarak:
-Bırakın beni bırakın, ben yasamak istemiyorum! Ölmek istiyorum, buna damı hakkım yok. Bu benim hayatım, ölmek istiyorum, bırakın beni!
İnleyen Buket, iğnenin tesiriyle sakinleşmeye başlamış, gözleri tavana dikili kalmıştı. Hayatın tüm renkleri soluklaşmıştı, her şey siyah beyazdı artık. Zaman tünelinin karanlığında savruluyordu. Yolculuk hangi bilinmezlikler diyarına götürecekti kendini, bilinmiyordu! ‘’Ne olmuştu, neden her şey dağılmıştı birden, birden mi?. Hayır! yavaş, yavaş dökülmeye başlamıştı, tuğlaları ‘yıkılan evdi burası’. Bir gün bunun olacağı görünüyor ve biliniyordu. Ama kimse yoktu bunu önleye bilecek! Kendinin de gücü yoktu buna. Sahnede oyun bitmiş, perdeler kapanmış, bir tek kendi kalmıştı. Hangi parça oynanmıştı, bu oyunun adı neydi, onu da hatırlamıyordu! Bir şeyler kırılmış, bir şeyler parçalanmış, bir şeyler kopmuştu beyninde. Donmuştu tüm hücreleri, duyguları, acılara karşı bağışıklık kazanmıştı. Artık acıtmıyordu hiç bir şey kendini, daha doğrusu ne gülmek, ne ağlamak, ne konuşmak. Silinmişti hafızasından, heykel gibi bakıyordu insanlara, bir anlam veremiyordu gülmelere, konuşmalara. Ömer kapıyı çalarak, içeri girdiği odada bekleniyordu: Read the rest of this entry »

8
Mar

DEV ADAM – GÜL HANIM KUZGUN

   Posted by: admin Tags: , ,

DÜNDEN BÜGÜNE BİZ VARDIK, SEN VE BEN AŞKLA VAR OLDUK(MU)

DÜNDEN BÜGÜNE BİZ VARDIK, SEN VE BEN AŞKLA VAR OLDUK(MU)

Radyoda
Eski bir şarkı
Havada burada çok kötü
Dışarıda
Yağmur yağıyor
İçimde bir ürperti
Sanki!
Hiç yoktun
Sanki!
Bir hayaldin sadece
Ama taaa derinlerde
Bir yerlerde
Ölmeyen aşkın
Uzaklardan gelen
Ölümsüz temsilcisiydin
Bir varsın Read the rest of this entry »

3
Mar

MEKTUP – OLCA BAL

   Posted by: admin Tags: , ,

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

Merhaba iyilik meleğim.
Öncelikle, yumuk ellerinden ve gül yanaklarından öperim. Umarım sağlığın yerinde ve sen çok iyisindir. Çünkü, senin yokluğunu düşünmek bile istemiyorum. Biliyorum! Övülmekten hoşlanmazsın, hatta nefret edersin, ama bana kızma lütfen, içimden geldi, senin yüce insanlığını kağıt, kaleme dökmek istedim. Sana bir hatıram olsun, saklarsın belki, çekmecenin bir köşesinde.

Satırlarımı okuduğunda belkide; çok uzaklarda olacaksın, eğer şanslıysam yanı başında oturacağım. Bilemiyorum, tek bildiğim şey, iyilik meleğimi her zamankinden daha çok özlediğim ve huzuruna ihtiyaç duyduğum. Aslında çoğuları gibi, sevenlerin o kadar çok ki, herkes seni göre bilmek için yarışa giriyor, etrafında buluna bilmek için can atıyor. Nerdeyse koca şehir tiryakin olmuş. Eşlerin, dostların, akrabaların desem, zaten öyle.

Ya uzaktakiler, istedikleri zaman seni göremedikleri için en büyük hasreti, özlemi onlar çekiyor. Gerçi bir Meleğin özlemini çekmek bile güzel, çünkü seni tanıyan artık, sensiz yapamıyor. Neden diye düşünme bile? Evin bir Cennet’in sıcaklığına sahip. Evin sahibi ise huzur saçan bir Melek. Ya insanlığı ve güzel yüreği. Hiç rastlamadım ömrümde inan, senin gibi bir varlığa. O sonsuz sabrınla, bizleri bıkmadani usanmadan teker teker dinliyorsun. Şikayetçi olmadan, Seni bunaltsakta bizlere katlanıyorsun. Sen o kadar yücesin ki; derdimize hep derman oldun, acılarımıza hep melhem oldun, sıkıntılarımıza hep çare buldun.

Yolumuzu şaşırdığımızda bize doğru yolu gösterdin. Karanlığa düştüğümüzde tutup kolumuzdan, aydınlığa çıkartın. Sen güzel insan, don tutmuş yüreklerimizi, sevginle ısıttın. Sen nur yüzlüm, gönüllerimize Allah aşkını hissettirdin ve bizlere insan sevgisini aşıladın. O sıcacık bakışlarınla baktığında, kadife sesinle konuştuğunda, karşında oturan kötü insanın bile, huyu suyu değişiyor. Bir mekana girdiğinde, huzur saçan yüreğin, milleti bir mıknatıs gibi kendine çekiyor, herkesi başına topluyor. Read the rest of this entry »

Bazen şiirinin bestesi ve okuyanı erdal kızıltaş

Read the rest of this entry »

BAZEN okuyan ve beste Erdal KIZILTAŞ, BAZEN şiiri’nin şairi Fatih Mehmet YILDIRIM

Read the rest of this entry »

27
Şub

ANILAR – Songül TOKER

   Posted by: admin Tags: , ,

GİDİYORUM GERİDE ANILAR VE SENİ BIRAKARAK(MI)

GİDİYORUM GERİDE ANILAR VE SENİ BIRAKARAK(MI)

Yine!
Sana seslenmek geliyor
İçimden
Odamın
Her köşesinde
Gölgen gezinmekte
Anıların
Yalnızlığıma
Yansıması
Yüreğime inmekte
Kurduğum
Küçük
Hapis hanemde
Yani seninle
Yaşamayı
Düşlediğim dairede
Senden kalan
Eski bir resimle
Bir avuç hatıralar
Paylaşmaktayım
Penceremde Read the rest of this entry »

Page 1 of 512345»