Archive for the ‘Kültür Sanat’ Category

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

Yazarlık öğretilir mi? Öğretilir, bana öğretildi. Herkes yazar olabilir mi? Evet, yeteneği, hevesi, azmi ve anlatacak öyküsü olan herkes yazabilir. Yol gösterecek birisi, bu yola çıkanlara, yardım edebilir. Daha önce denediğim bir yöntemle, ilgilenenlere bilgilerimi aktarmak istiyorum. Başlayalım:
Evet!.. Yazmak… O, heyecanlı bir yolculuktur… Hazırlığı günlerce sürer. Zaman zaman hazırlığınız boşa gidebilir… Korkunç ve acıtan bir gerilim yaşarsınız… Konu, karakterler, mekân, hedef kitleniz ve iletmek istediğiniz mesaj… Her şey hazır… Kâğıt ya da bilgisayarınız size, siz ona bakar durursunuz. Tek kelime yazamazsınız. Kendinizden, inançlarınızdan kuşkuya kapılırsınız. Oysa beyninizde yazmıştınız… Hatta altına cafcaflı bir imza da atmıştınız… Bu, hep olur ve her yazar bunu yaşar. Korkmayın, hazırlığınız boşa gitmeyecektir… Bu hazırlığı, şimdi değerlendirebilir, olmazsa başka bir eserinizde yan öykü olarak kullanabilirsiniz… Hazır olan bu malzeme değerlendirilmek üzere sizi bekleyecektir…

Fark ettiğiniz gibi “hazırlık” deyip durdum. Çünkü ilk aşama budur. Hazırlığınız yoksa yazamazsınız. “Yazma eylemi” düşünce olarak beyninizde sizinle birlikte yaşar gider… Nedir bunlar? Çarşıda alınıp satılır mı? Hayır… Hazırlığın ilk malzemesi kendinizsiniz… Deneyimleriniz, sevgileriniz, nefretleriniz, tanıklıklarınız, ilişkileriniz, yeme-içme alışkanlıklarınız, okuduğunuz ve gördüğünüz her şey… Kısacası “siz”… Read the rest of this entry »

valse30 yıl akıl hastanesinede kalan ve çamura can veren Camille Claudel… Bakırköy Akıl Hastanesi’nin önündeki `Düşünen Adam Rodin’in sevgilisi Camille Claudel… Yazarımız Aysel Kılıç, işte yaşamı akıl hastanesi ve çamurlarla geçmiş Camille Claudel’i yazıyor. İşte Aysel Kılıç’ın, `Çamura can veren kadın… Camille Claudel` adlı yazısı…
“Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere, sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı, büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar… Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca, ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra, şimdi de kendilerinin hak ettikleri, hapishane hayatını bana yaşatıyorlar… Bütün bunlar Rodin’in şeytani başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra, benim sanatçı olarak atılım yapıp, onu aşmam; bunu engellemek için de, yaşarken olduğu gibi, ölümünden sonra da, ben hep mutsuz kalmalıydım…Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu.. Bu esaretten çok sıkılıyorum. Villeneuve’e hiç dönemeyecek miyim, Paul?”
BEN CAMİLLE CLAUDEL, SESİMİ DUYUYOR MUSUNUZ? YUKARDAKİ MEKTUBU AĞABEYİM PAUL’A YAZDIM. HANİ ŞU ÜNLÜ FRANSIZ ŞAİRİ.. DİPLOMAT PAUL CLAUDEL. BANA DÖNÜP YANIT VERMEDİ. BİR ÇOK ARKADAŞLARIMA , BİR ÇOK MEKTUPLAR YAZDIM. “ÜŞÜYORUM BENİ BURADAN ÇIKARIN “DEDİM. “HEYKEL YAPAMAZSAM , ÇAMURA DOKUNAMAZSAM, DELİRİRİM” DEDİM. Read the rest of this entry »

finetogetheragain0au0gqŞimdi dostlar, konuları sıra ile alacağım, uzun olursa uyarın. Evlilik kurumu, ilk köleci toplumla ortaya çıkmış. İlkel komün al toplumda, diğer deyimle anaerkil dönemde, kadın ve erkek ortak üretim içinde olduğundan iş bölümü netmiş. Kadın toplayıcılık ve idari işleri üstlenirken, erkek avcılık ve güç gerektiren av ve ev aletlerinin yapımını üstleniyor. Kabilede herkes söz sahibi ve doğan çocuklar annenin ve tüm kabilenin.
- İlk üst kimliği bağımlı hissetme burada oluşuyor, ben kabileme aidim ve onlarsız hiçim! Evlilik kurumu yok, kadın ve erkek bir araya geliyor, bu da aynı çadırı, evi, mağarayı, paylaşmakla oluyor! Başkasını isterse kadın veya erkek ona gidiyor, zina yok, miras yok, gönüllü birliktelik. Üretim araçlarının gelişmesi ve üretim fazlasının oluşması ise sınıflaşma oluşuyor. İktidar yine kadın ile erkek arasında paylaşılmış, evden-kabile yönetimine kadar, güç gerektiren savaşa kadar, o dönemde savaş aletleri ok, yay, mızrak, sapan, balta, bıçak olduğunu unutmayın! Zenginleşmeyle birlikte sınıflaşan kabile ve kabile birlikleri, diğer kabilelerle yaptıkları savaşlarda edindikleri ganimetlere, insan da katılınca, kölelik ve onların ürettikleri üzerinde zenginleşmek, bu zenginliği devamlı kılmak için askerleri oluşturmak ile erkek iktidarında en önemli adım atılıyor.
- Özel mülkiyet oluşunca bunun hukuku oluşuyor, daha önce kabileye ait olan toprak, av alanı, mera, artık bireylerin elinde toplanıyor, sonrası ise miras için, aile kuramı ortaya çıkıyor! Aile kuramının temelinde, mirasın sonraki kuşaklara intikali sağlanarak, sömürünün ve gücün aileler elinde bulunmasının garantiye alınması yatmaktadır! Süreç içinde kadın hızlı şekilde iktidardaki gücünü kaybetmeye, deyim yerindeyse köleleşmeye başlamış! Soyun devamından sorumlu yapıya indirgenmiş, namus, ahlak söylemleri dinsel motifle süslenmiş. Soyun devamında bozulmanın önüne geçilerek, mirasın yabancı değil, gerçek ellere geçmesi teminat altına alınmaya çalışılmıştır. Read the rest of this entry »

un3059“Hey gidi günler hey! O günler çook geride kaldı. Halil geliyor deyince, Bodrum’lu kızlar, pencerelere koşardı. Halil’de, Halil’di hani! Çam yarması gibi. Kaşı, gözü; eli düzgün. Cesurdu da. Yiğitliği dillerde, biz de gençtik o zaman. Bakma, saçlarımıza kar düştü, dişlerimiz döküldü. Belimizin kamburu, seksen yılın yükünü taşır. Şu karışıklıklar var ya yüzümde, nah şunlar! Keyiften gelmedi suratıma evlat. Bizim devirler başkaydı. Ne gençliğimizi sürdük, ne bir gün gördük. Dışardan dış gavurlar, içeriden iç gavurlar, gün mü gösterdi bize? Gün dediysem, gün Allah’ın günü, hepsi bir. Şu var ki, memleket keşmekeş içindeydi. İşgal orduları parsellemişti yurdu. Ege’de Yunan var. “Şurdan şurası, benim” diyor da, başka bir şey demiyor. Ateş yılları anlayacağın. Belimizde piştov, elimizde Rus filintası, yatağımız sırtımızda. Dağ, taş, ova, bayır meskenimiz. Küçük Menderes’ten Köyceğiz’e; Denizli’den, Bodrum’a, karış karış, adım adım Read the rest of this entry »

un3059Vakti zamanın birinde, Kars dolaylarında, sesinin güzelliği ile dillere destan bir delikanlı yaşamaktadır. Ali bir türkü çığırmaya başladı mı, dağ taş inlermiş. Bu yağız delikanlı, bir Ermeni kızına aşık olur. Kız da ona sevdalanır. Kız sarışın, gözleri masmavi, güzel mi güzelmiş. Örgülü saçları belinden aşağı sarkarmış. İnce ve uzun endamı, sanki selvi dalı gibiymiş. Hele salına salına yürüyüşü, yürekleri yerinden oynatırmış. Bütün gençlerin gözü onun üzerindeymiş.

Ali ise herkesten daha yürekli, gözü pek, dürüst birisidir. Gece, gündüzünde bu güzel kız vardır. Sevdiği kız her sabah, kalkar kalkmaz bahçeleri bağları dolaşır, Ali de peşinden takip eder, gizli gizli buluşurlar. Yanıp tutuşan yüreklerinin kızgın ateşlerine birazcık su serperler. İki sevdalının bu aşkları kısa zamanda dillerde dolaşmaya başlamıştır. Oğlanın Müslüman, kızın Hıristiyan oluşu birleşmelerinde aşılmaz bir kale duvarı gibidir. Read the rest of this entry »

silhouetteİyi de; ben insanım, artı kadınım, duygusalım, sevdiğimi gözüm gibi korurum, sahiplenirim, onunla ihtiyarlamak isterim. Onu özlerim, benim canımı kurtarması değerli, ama yanına uzanıp saçımı okşamasını, üzüldüğümde, çok komik bir şeye üzülsem de, tırnağım kırılmış, hıçkırarak ağlıyorum, sanki yakınımı kayb etmişim gibi. Gülmeden, bana kızmadan, mantıki sebepler sıralamadan, beni teselli etmesini isterim!
•Şımarıklık yaparım; çoğu zaman kapris yaparım, bak şu kız ne tatlı derken, benim farkıma var, bana güzelliğimi hatırlat diyorum aslında! Bana güzelliğimi hatırlat, yanında kraliçeliğimi hatırlat, kraliçe olmasam da ne kayb edersin? Ben kadınım çünkü, beni anlamaya çalışma, bundan korkarım, kendime olan güvenimi kaybederim, sonra çok çabuk solarım.
•Kaşını kaldırsan, acaba beni sevmiyor diye sorgularım, biraz yüzünü buruştursan, ben de yaptığımı onaylamasam bile, tüm dikenlerimi havaya diker, yoktan yere küserim! Gel benimle barış diye, beni sevdiğini anlayayım, seninle bütünleşeyim diye, seni kayb etmeyeceğime emin olmalıyım. Korkuyla yaşayamam, dengesizleşir, küçük çocuk gibi abuk sabuk işler yaparım! Read the rest of this entry »

benhaladeliyim_lilith_john_collier1Poremetos’un yaktığı yerde
Gazabın ümitleri sürgün veriyor
Öfkeler saçmakta Zeus
Ağlamakta Helen yeryüzüne
Sancısında Olempios yaratmanın
Kan çiçekleri açmakta
Günahında insanlığın
Daha
Daha da ötelere
Yelken açalım
Sokratın
Altın çağında yaşamaya
Morisin güneş ülkesinden
Avuçlayalım mutluluğu
Doyasıya
Hey!
Gençliğimin ölümsüz düşü
Gel beni!
Götür
Kaf dağının arkasına
Meçhulün suskunluğunda yaralıyım
Ararken tanrıları dünyada
Varlığım
Sevginin çiçekleriyse eğer
Koyalım şerhi toprağa
Yaratanı
Yaratalım düşüncede
Rahman
Ve rahim adıyla

FATİH MEHMET YILDIRIM
27.11.95 FRANKENTAL Read the rest of this entry »

patlama_diyarbakir01_x3Binlerce yılın
Çirkefleşmiş kokusunda
Sen!
Anılarımda ki
Bakire şehir Diyarbekir
Bilirim!
Namusunu çalmışlar
Sömürgeci efendiler
Gecenin karanlığında
Oynatmışlar seni
Binlerce kez
Irzına geçmişler
Yinede!
Olsan da Babil’in fahişesi
Sen!
Özgürlüğümü verdiğim
Şafağın da tutuşmuş
Bedenlerimle kutsadım Read the rest of this entry »

Sahnede perde açılmamış. Tüm enstrümanlar kendi başına ses vermekte. Bilinmeyen notayı çalmaktalar. Her enstrüman kendine göre çalmakta. Kimisi hızlı ve sert, kimisi uyumlu ve yumuşak. Perde açılır.
Kaosun müziği çalmakta. Evrenin ilk yaratılışındaki o karmaşanın nabız seslerini hissetmekte seyirci ve giderek müzik dinginleşmekte, huzur dolu bir atmosfere doğru müzik sürer. Arkada dia gösterisi ile evrenin yaratılışı, güneş sistemi, sonrası dünyanın oluşumu, dünyada yaşamın şekillenişi ve insan belirir sahnede. Müzikle birlikte süren dia bittiğinde, sahneye dansçılar girer. Hepsi siyahlar içinde kaosun dansını yaparken, gök gürültüsü ve şimşek çakması ile aniden ışıklar kararır ve ışıklar yandığında ikiye bölünmüş dansçılar, beyaz ve siyah giysileri ile belirirler. Ellerinde silahları ve çiçekleri ile dans etmekteler, siyahlar sert ve savaşır gibi, beyazlar uyumlu ve huzur dolu danslarını sürdürürler. Müziğin ritmi sanki kararsızmışçasına ikili özellik gösterir. Bir yandan hızlanır sonra sert bir geçişle yavaşlar. Dans grubu buna uygun olarak salınırlar, kah ayrılmak, kah bir arada kalmakta, o sırada sahneye giren beyazlar içindeki semazenler dönmeye başlarlar, diğer dansçılar donarak seyrederler. Dönüş bittiğinde beyaz kostümlü dansçılar siyahlardan ayrılarak küme oluştururlar. Birden müzik durur. Tüm ışıklar söner ve yandığında ortada anlatıcı, üstündeki kostüm atlas renginde ve parlak kumaştan yapılmıştır. Arka fonda müzik pes perdeden devam ederken, dia ile tarihten günümüze konuya uygun gösterim devam eder. Anlatıcı başlar anlatmaya: Read the rest of this entry »

iskenceGece sen idin
Siren sesleri ile bölünen
Uykusuz sabahladığım korkularımda
Büyürdün!
Özlemlerimde beklerken
Başımda aşkın büyüsüydün
Sarhoşluğumda!
Dudaklarında ayıldığım
Ve her türlü
Rüzgârında susup kaldığım
Üşürdün!
Umutlarımda büyürken
Bazen!
Unutur giderdin zamanı
Sanki!
Hiç yaşamamış gibiydin
Tutardım ellerini
Buza kesmiş
Tutuşurdun!
Damarlarımda akarken Read the rest of this entry »

Birini bekliyorum
Özlüyorum, dinliyorum
Dilimde ayrılık türküleri
Yüreğim kıpır kıpır
Sanki
Uzaktan gelecek yolcu
Gelecek kimsemde yok
Biliyorum
Bekliyorum
Gece yarısı çalacak kapının
Zil sesini dinliyorum
Gece susacak
Yüreğim susacak
Ben susacağım
Işıklar susacak
Sen
Çığlıklarımda aradığım
Bir sen susmayacaksın arayışımda Read the rest of this entry »

23
Eki

Ömer Hayyam Rübaileri

   Posted by: admin Tags: , , ,

RÜBAİLER (31 RÜBAİ )
Ey bütün bir evrenin
En seçkin yaratığı olan sen!
Sen ki;
İki gözümden ve canımdan
Daha da azizsin.
Ey güzel kimse! Read the rest of this entry »