Archive for the ‘Mizah’ Category

12eylul-02Yıl 1979, yer Mamak askeri ceza evi, ziyaretçilerim gelmiş. Samsun yolu ana nizamiyede, benim bulunduğum B blok tutuklularının ziyaretçi günü, amcam ve kuzenlerim ve de köyden arkadaşım ziyaretçi olarak bulunmaktadırlar. Askerin düzenlemeyle ilgili sert davranışına karşılık verilince bir arbede yaşanır, yumruklaşma ve coplaşmalar olur.

Askerler benim iki ziyaretçimi de anında tutuklar. Diğer üçüncü nizamiyenin yüksek tellerini tırmanır kaçar. Askerler arkasına düşerler. Poliste alarma geçirilir. Tüm Mamak alarmdadır. Ziyaretçi M.S. bir tavuk kümesine gizlenmiştir. Kümeste üç tavuk bir horoz vardır. Horoz çok bağırtlak bir tiptir. M. Horozun boğazını sıkar ve susturur. Jandarma bahçede aranmaktadır. Fakat o ara boşta bulunup horozun boğazını bırakınca bir bağırma daha duyulur M. Korkuyla daha sıkar horozun sesini keser. Jandarma polis uzaklaşınca horozun boğazını bırakan M. Kümeste akşama kadar kalır karanlaşınca çıkar. Üstü başı kümes pisliği kokan M. evin yolunu tutar.

Diğer iki ziyaretçi benim amcam ve kuzenimdir. Aradan bir hafta geçince havalandırmada bulunduğum anda her ikisinin seslerini duydum. Pencereye zıpladım baktım ki, ikisi de banyoya gelmişler. B Blokta banyolar en arkada havalandırmanın yanındaydı. İki kelime bile konuşamadık. Kendi kendime gülmeye başladım. Çok ilginçti. Böyle bir şey olabilir mi? Ziyaretçilerinde tutuklu vaziyetteler. Üç ay böyle geçti. Ben 17 Mart’ta çıktım.

Kuzenim ve amcam daha içeride yatıyorlar. Avukatı ayarladım. Mahkeme olmalarını sağladım ve üç hafta sonra çıktılar. Bizde ziyaretçileri tutuklanan ve ziyaret ettikleri kişi mahkeme tarafından çıkarılmasına rağmen, içeride tutulan tutuklu ziyaretçiler olarak, Mamak tarihine geçtik.

Mamak’ta ziyaretçi olacağına tutuklu ol……!

ALİ İHSAN SAĞMEN
www.alisagmen@hotmail.com

5
Şub

ELEKTRİK 1 – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin Tags: , , ,

yoolYıl 1986…
Mevsim Yaz…
Aylardan Haziran…
Elektrik icat edileli çok olmuştu; ama bizim fukara köyümüze, elektrik denilen şey, daha yeni geliyordu. O da kendisi değil, önce direkleri geliyordu, köylünün elektrikten de, elektrikli ev aletlerinden de haberi yoktu. Sadece on beş yıl önce, pilli bir radyo gelmişti köyümüze.

O radyo geldiğinde çok şaşırmıştık. Muhtar getirmişti onu evine. Sesini de sonuna kadar açmış, yayın yapıyordu. Kendisi de evinin önündeki hamağa uzanmış sallanıyor ve kaliteli tütün sarmasını tüttürüyordu. Öyle bir kubarmış, şişinmişti ki; havadaki bütün gazları çektiğini sanırdınız.

O kara kutunun sesi köyden duyulunca, bütün çocuklar muhtarın evine üşüşmüş, radyoyu garip garip seyre koyulmuşlardı. Radyodan sesler geldikçe çocuklar gülüşüyor; adamlar bu kara kutunun neresine saklandılar, diye radyonun altına, üstüne, sağına, soluna bakınıp, tekrar tekrar gülüşüyorlardı. Muhtar da çocukların şaşkınlığından memnun, şöyle demişti: ‘Sakın dokunmayın ha! Bakın ama dokunmayın. Çok değerlidir o. Şehir işidir, siz anlamazsınız. Ve hem de bizim şehirlilerin değil, Alaman şehirlerinin işidir. Yani gavurların işidir. Sağolsun, amcaoğlu yollamış oradan. Bin kere sağolsun, zaten çok kadir kıymet bilir bir adamdı. Az mı yardımcı oldum ona buradayken. Bir nevi borcunu ödemek istemiştir bana. Hem de düşünmüştür oralardaki medeniyet insanlarını gördükçe, kendi hemşerilerinin ne kadar geri kaldıklarını düşünmüştür. Düşünmüş ve bu radyoyu bize medeniyet öğretsin diye göndermiştir.Hakkaten kadir kıymet bilir bir adammış Süleyman. Ve hem de akıllı ve hem de düşünceli. Lan sakın dokunmayın, lan! Hadi bu kadar yeter, gidin analarınızı, babalarınızı da çağırın. Onlar da gelip baksınlar, medeniyet kutusunu görsünler.’ Read the rest of this entry »

5
Şub

ELEKTRİK 2, SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin Tags: , , ,

29Direkler dikildikten sonra bizim köylü tam iki sene bekledi. Evet, evet, tellerin çekilmesi için, 1986′dan, 1988′e kadar bekledi… İki sene boyunca günde üç defa; Güneş doğarken, en tepedeyken ve batarken, ellerini kaşlarının üzerine koyup, gözlerini kısarak, ilçeye giden toprak yolun görülebilen en son noktalarına baktılar…
Dört mevsim iki defa gelip geçti. Kış olduğunda bizim köylü, bu güzelim direklerin öyle bomboş, bir işe yaramadan duruşuna üzüldü ve onların diplerinden parçalar kopararak tezekleri tutuşturmakta kullandı.

İki sene sonra yine bir yaz günü, teller de eski bir kamyonun damperinde gelince, direklerin beşinin de alt kısımları oyulmuş haldeydi. Önümüzdeki kışın sert rüzgarlarına dayanamayıp, devrilecek gibiydiler. Rüzgarlarda devrilmesinler diye oyuk yerlerine tahta takozlar çakıldı.

Asıl akla mantığa sığmayacak ilginç olaylar teller çekildikten sonra oldu. Daha doğrusu ne olduysa, elektriğin geldiği ilk günlerde oldu. Şimdi anlatacağım olaylar size belki inanılmaz, saçma, akıl dışı gelebilir. Ama ben zaten, onların akla uygun olduklarını iddia etmiyorum; sadece tamamen gerçek olduklarını söylüyorum… Read the rest of this entry »

fil8eicy1Yıllar önce, Frankfurt belediyesi bünyesinde, temizlik işçisi olarak çalışan Hasan, tuvalet sıkıntısı çeker. Caddelerin, sabahtan erken temizlenmesinden dolayı ki, sabah 06oo’da başlanır. O saatlerde de, tuvalet sorunu büyük olur, çünkü Her yer kapalıdır. Sıkıştığınızda yer bulamazsınız.

Hasan işte tam bu saatlerde, bir yaz ayında sıkışıktır. Tuvalet arar bulamaz. Ağaçların arkasına gitmek ister, orasını da gelen geçen görür. Aklına dala çıkmak gelir.
Ağaca çıkar, etrafı gözetler kimsenin görmeyeceğinden emin olunca da, kuşlar gibi Read the rest of this entry »

27
Oca

HORTEN’DEN YORGAN ALIMI – ALİ İHSAN SAGMEN

   Posted by: admin Tags: ,

Horten çobandan yün bekliyor

Horten çobandan yün bekliyor

Recklinghausen şehrine ilk yerleşenlerden madenci kayın babam, eşi Fadik hanımın, baskılarına da dayanamaz, koyun yününden birkaç yorgan almak ister ve biner Hochlamark’tan otobüse, ulaşır şehrin merkezine, şimdiye kadar adını duyduğu, kocaman Horten mağazısına girer.

Ana girişten garip bakışlarla yürür ve söylenir, ’vay anasını be, şu yere bak içinde top oyna’ der. İlk, gezer içini, ancak istediği yorganı bulamaz. Orada dolaşan, beyaz gömlekli orta yaşta bir görevli, anlar kayın pederimin çaresizliğini, sorar; ‘Bitteschön herr, wie kann ich ihnen helfen’ – Buyurun size nasıl yardımcı olabilirim.

Kayın babam, ıkına, sıkına, yorganları göstererek, meeemmmeeee diye garip şekilde koyun sesi çıkarır, satıcı anlar hemen, kaz tüyü olduğunu anlatır, ama, babam anlamaz. O yine meee.. diye tutturur. Satıcı oranın şefi imiş, alır yanına girerler depo kısmına, kayın babam kapının ağzına ayakkabısını bırakır, çünkü çok temiz bir yer ve özel yerdir diye düşünür. Adam bakar ki, ayağında ayakkabısı olmayan müşterisini alır ve geri getirip giydirir. Yine yanına alır ve yorganlara götürür. Read the rest of this entry »

3
Oca

BU GARİ ‘Mİ? (AH ALAMANYA)

   Posted by: admin

çarşaf dergisi

çarşaf dergisi

Bir Ankara sıcağında, arabamı, bakım için eski sanayinin olduğu dış kapıya bıraktım. Babam da yanımda, gel baba, şöyle, Sümerbank ve İş Bankasının o tarafa doğru yürüyüp, heykelin oraya ulaşalım ve kebapçıda yemek yiyelim dedim.
Otobüs durağının yanına geldik. Uzun boylu bir Rus bayan, durağa doğru geliyor. Kadın, tam manken, güzel mi güzel, beyaz tenli ve sarı uzun saçlı, gözleri de mavi, bizim yanımızda, güney doğu lehçesi ile iki kardeş olduğunu zannettiğimiz gençler de konuşuyordu.

Genç delikanlıların da, bu kadın dikkatini çekti ve “abooo bu garimi? He ula görmiyinmi garii, veyy, ula bir kere Allah rızası için istesek verirmii” dedi.
Babamı bir gülme aldı. Bende gülmeye başladım.
Gençler, “abee nee güliysiiz” dediler.
Babam, oğlum, ben çok isteme gördüm de, hiç Allah rızası için kadından cinsellik istendiğini görmedim, dedi.

ALİ İHSAN SAGMEN
alisagmen@hotmail.com

2
Oca

ET NASIL YÜRÜTÜLÜR (AH ALMANYA)

   Posted by: admin Tags: ,

ihsanMezbahada çalışan arkadaşlarımız, bir protesto yürüyüşünde, gerekli olacak etlere, para ödememek için, önemli bir miktarda eti, dışarıya çıkarma kararı alırlar. İçlerinde Ozan A’da vardır. Etlerin en iyi yerlerinden kesip, bellerine sararak, üç gün üst üste, etleri dışarıya çıkartırlar. Fakat son gün, kapıda kontrol yapan görevli, Ozan A’ya:
- Nasılsın, bayağı kilo almışsın.
Der ve karnına vurur. Ozan’ın rengi gider. Yakalandığını zanneder bir an ve ekler: Read the rest of this entry »

2
Oca

BUNDAN SONRA CAYANIN, AVRADINI S… (AH ALMANYA)

   Posted by: admin Tags: ,

ihsan1Karamahmutlu, Armutçu lakablı, Mehmet Yıldırım vardı. Küçük Esat’ta çukurkahveden, herkes tanırdı onu, taşaronluk yapardı. Ama bu hikayesi Almanya, Köln’de geçer. Şu an 70 yaslarında ve emekli… Köln‘de Hasan adında bir genç vardır. Hasan, sünni bir genç kızla tanışır ve nişanlanır. Aradan zaman geçer, düğün zamanı gelir çatar. Kız tarafı tutturmuş, illa da nikah diye, ama ortada hoca yok. Eskiden Almanya’da hoca bulmak, çok büyük bir sorundu. Hasanın aklına, Armutcu Memet gelmiş:
-Abi, kurban oluyum sana, yalvarıyorum, şu işi çöz.
-Yapamam oğlum. Read the rest of this entry »

31
Ara

DEVRİM OLURSA (AH ALMANYA ) ALİ İHSAN SAGMEN

   Posted by: admin Tags: ,

karikatur45nt7xm9fc21Arkadaşlar, kendi aralarında şakalaşırken, aç Hüseyin isimli olanı, diğer arkadaşlarına sorar. Devrim olursa Ozan’ımıza hangi mevki yi vereceksiniz dostlar?

Ozan’ı, kızdırmaktan başka bir şey düşünmeyen aç Hüseyin, herkesin kafasını soru ile yormaya başlar. Bazıları iyi bir yere tayin eder, diğerleri daha iyi yer araya dursun, saz ve sözleriyle meşhur olan Ozan’ımız, dostlarının bu cömertsizliğine bozulur.

O, daha kariyerli bir iş hayali ile düşünmüş olacak ki, Aç Hüseyin’in’Taş ocağında taş kırdıralım, nasıl olsa onlarda proleter’ teklifine ateş püskürür.

Ozan basar küfürü Hüseyin’e ve de derki, “şimdiki halim ondan daha iyi beyler, o zaman ben niye devrim yapayım ki?

27
Ara

ÇARŞAMBA’YA, CEZAEVİNDE ETLİ KURU VAR ABİ

   Posted by: admin Tags: ,

11827973733jpgYıl 1978 Mayıs ayıydı, ben, Abidin, Oğuz, İsmail abi ve Çelebi karakola düştük. Oradan kimlik soruşturması için, bizi emniyet’ten, siyasi şubeye gönderdiler. Zemin katta, hücredeyiz. DAL gurubu ve diğer iskenceciler, sürekli işkence ediyorlar. İçeriye getirilen insanlar, yerlerde süründürülerek getiriliyorlar. Bir torba atar gibi atılıp, gidiliyor. Birde sakın su vermeyin diyorlar. Su içince, elektrik verilen kişinin vucutu şişme yapiyor. Bu arada, hırsızlıktan gelende çok, Avni baba diye bilinen komiserde onları, bu işkence tezgahından geçiriyor. Pazartesi, akşama yakın, kırk yaşın üstünde bir adam geldi. Çelebi, o kadar meraklıki, gelene soruyor, gidene soruyor. Diğer hırsızlardan birisi, filtreli sigaranın, filtre bölümünü yaktı ve tükürerek bir bıçak yaptı, sanki jilet dersin. Herkes ona bakiyor. Çelebi, “anam gurbanın oluyum, daha neler görecek la” dedi. Adam döşüne caldı, sigaradan yapma jileti, ortalik kan gölü oldu, hemen polise bildirdiler ama ilgilenen kim, diğer yeni gelen vatandaş, bağırıyor. Beni yarın mahkemeye çıkarın nolur, diyor. Çelebi, hemşerim sen neye geldin? Diye sordu. Abi yarın mahkeme olursam, Çarsamba‘ya etli kuru fasulye garantide, eğer ertesi güne kalirsam, yetisemem. Çelebi sordu, sen ne çaldın arkadaş diye, oda karyola çaldım, portatif olanından, dedi. Biz hep birden baska bir sey yokmuydu, dedik. Zavallı adam şaşırdı. Abi ben yakalanmak için çaldım. Amacım Çarsamba‘ya etli kuru fasulyeye yetişmek…………..

A.İhsan Sagmen, 19.07.2007
alisagmen@hotmail.com

27
Ara

AKILLI MİSAFİR (AH ALMANYA) ALİ İHSAN SAGMEN

   Posted by: admin Tags: ,

zgde57Zamanın birinde, iki arkadaşım İsviçre den ziyarete gelmişlerdi. Birisi, Sami hoca, diğeri ise İmam, Frankfurt Haupt bahnhof’un da ( Ana tren garı) inmişler. Ceplerinde parada yok, uzun sürede aç kalmışlar, tüm harçlıklarını da tren ücreti olarak ödemişler.
Kapı zili çaldığında eşim açar kapıyı. Bakar ki, Sami ve İmam, hoş geldiniz der içeri alır.
- Bacı İhsan nerede?
- Bir saate gelir, çalışıyor.
- Hocam ne içersiniz? Çay, kahve?
- Hele, bir dur bacı, İhsan gelsin!
Sami ve İmam’ın mideleri zil çalmaktadır, düşünürler ne diyelim şimdi, çayın, kahvenin sırası mı, diye. Eşimde, sormaz tabi ki, açlık Read the rest of this entry »