Archive for the ‘Sinan Erbektaş’ Category

Foto:Mehmet Ünal Fatih Mehmet Yıldırım

Foto:Mehmet Ünal Fatih Mehmet Yıldırım

Yolu Mannheim’ın Pazar meydanına düşenler onu mutlaka bir gün fark etmişlerdir; bir kafeteryalarda otururken, bir kitap okurken veya yine birileri ile sohbet ederken. O Mannheim, Ludwigshafen, Worms gibi şehirlerin artık envanteri sayılır – yani o olmazsa sanki bir eksiklik hissedilir. Uzun boylu ve uzun saçlı, babayiğit ve sohbeti seven birisidir…

Özgeçmişini bildiğim kadarıyla; Fatih Mehmet Yıldırım 5 Haziran 1962 Kırklareli Babaeski doğumludur. Babası Pilot Üsteğmen’in şehit olması üzerine, hayata atılmış ve daha erken yaşta ağır sorumluluk almaya başlamıştır. 70′li ve 80′li yıllarda toplumsal hareketlerinde aktif yer almış ve de yaşanan gerginliklerin canlı şahidi olmuştur. Almanya’ya yerleştiğinde yaşadığı onca acı dolu olayların etkilerini önce duygu dolu şiirlerine yansıtmıştır ve daha sonra da bu yansımalar yazıla yazıla bir kitap dolusu öykü olmuştur.

Ben Fatih ile fahri, sosyal ve kurumsal çalışmalar esnasında tanıştım. İlk zamanlar daha henüz tedirgindik ve karşı tutumlar içerisindeydik. Buna rağmen çok sürmedi daha güzel bir dünyanın tatlı ütopyalarını paylaşmamız ve karşılıklı oturup şiirler okumamız. 1997’de hatta rahmetli Fakir Baykurt ile beraber ortaklaşa bir Şiir Şöleni gerçekleştirebilmemiz bile kısmet oldu bizlere. Sanat, edebiyat ve felsefi tartışmalarımızın ötesinde ikimizin bir başka ortak yanı daha vardı ki; o da 80’li yılların hayatımız üzerinde oluşturmuş olduğu ve bir daha da geri dönüşümü olmayan belirtisi.

80’li yılların getirdiği ağır koşullar

1980’li yılların getirdiği ağır koşullar akıbetinde güzelim vatanından ayrılarak bir belirsizliğe doğru yola alanlardandık ikimizde. O yıllardan sonra memlekette kalan yakınlarımız ile her geçen yıl bağlarımız biraz daha azalması bir yana, Almanya’da doğup büyüyen nesillere de bir türlü anlatamaz olduk bizi saran o ince efkârımızı, melankoliyi. Pir Sultan Abdal çok ta yerinde söylemiş ‘Her şey yerinde güzeldir!’ diye. Ben de o yıllara ait duygularımı bir şiirimde şöyle dile getirmeye çalıştım: Read the rest of this entry »

4avDeğerli okuyucularım, sizlerle Rüya dergimizin, ‘İnsan Can’ köşesinde, – alışılmışın ötesinde-, insan ve insanî konular hususunda fikir alışverişinde bulunmaktan dolayı tatlı bir heyecan ve derin bir mutluluk hissediyorum. “İnsan Can” yazı köşemde; gerek bilimsel, gerek metafizik konulara temas ederek, insan psikolojisi, insanoğlunun soy, inanç ve kültür tarihi, güncel hayatımızda karşılaştığımız sorunlar, sorunları çözmeye yönelik metotlar ve yüreğimizde beslediğimiz duygularımıza doğru birer ruhî yolculuklar yapacağız.

Sevgi, Sanat ve İnanç aslında bilimsellik ile açıklana mayan olgular olarak kabul edilmektedir. Özellikle ‘inanç’ konusu geçmişte bilim dünyası tarafından kale alınmamış ve bu tür konular büyük bir oranda dinlere endeksli kalmıştır. Yüzyıllardır bilim, araştırmalar ve geliştirmeler sayesinde insanlığa teknolojik harikalar kazandırabilmişse de, ne var ki; asıl insanın kendisinin ilerlemesinde o kadar da faydalı olamamıştır ve hatta insanın bazı hassas hisleri teknolojinin desteği sayesinde zamanla körelmeye yüz tutmuştur. Bu hususta düşündüren konulardan da biriside örneğin şudur ki; tıp teknolojisinin gelişmesiyle beraber bir dizi eskiden beri tanınan hastalıklara karşı başarılı ecza buluna bilinerek imha edilmiştir, ama genel anlamda hastalıkların sayısı azalmamıştır ve hatta bilimi en son sınırlarına kadar zorlayan yeni hastalıklarda türemiştir. İşte bu noktada haklı olarak şu soru ortaya atılmaktadır ki; acaba insanlar bilinçli veya bilinçaltı eğilimli bu hastalıkları kendilerimi üretiyorlar? Read the rest of this entry »

SİNAN ERBEKTAŞ

SİNAN ERBEKTAŞ

Kaos ve belirsizliklerden ibare olan yaşantımıza, gelenekler ve ritüeller, belirli bir düzen ve tutanak getirmektedirler.
Batı ekonomisi; tüketici olarak hitap ettiği medeniyetlerin kültürlerindeki gelenekleri kendi ürünlerinin satışının daha da artması için farklı pazarlama konseptlerine geliştirmiştir.
Noel Baba (Nikolaus), Noel’den önceki dört Pazar (Advent), Noel (Weihnachten), Yılbaşı (Sylvester) kutlamaları derken, millet hediyelik eşyalar için iyi bir para döküverir. Şimdi sıra Karnaval’dadır. Bundan sonra küçük Paskalya yortusu (Pfingsten), Babalar Günü, Anneler Günü, Sevgililer Günü, Paskalya (Ostern), 1 Mayıs derken, sıra yaz tatilleri ve daha sonra Ekim şenlikleri, Halloween, Kırmızı Burun ile bu döngü devridaimini tamamlayacak – ve ondan sonra al baştan.
Şimdi tekrar kısa bir Karnaval’a dönelim. Karnaval; Hıristiyanların, büyük perhizden önce et kesiminde, çeşitli ve tuhaf kılıklara girerek toplu halde yaptıkları şenliklerdir. Bir zamanlar Fransız kuşatmasına karşı sosyal politik bir başkaldırı misyonunu bile üstlenmiştir bile diyebiliriz.
Lakin bu türlü dinî bayram eğlenceleri Hıristiyanlıktan önceleri de görülür. Sümer şairlerine göre Tanrıça İnanna, toplumun süsü, Sümer’in neşesidir. Çatal höyük’te bulunan 8500 yıllık ana tanrıça figürü, tarih boyunca anılan ana tanrıça kültünün bir uzantısı ya da Anadolu’daki versiyonudur. Bereket tanrıçası Kibele’e gidenlerin yumurta boyamaları, ayinle ilgili danslar yapmaları, diğer kültleri de hayli bir etkilemiştir. Eski Mısırlılarca İsis ve Apis bayramları, İbranilerde eski Yunanlılarda, Romalılarda türlü adlarla anılan dinî eğlenceler vardır. Gürültülü, neşeli müzikli olan bu eğlencelerde toplu danslar yapılır, herkes çeşitli ve güldürücü kıyafetlere bürünür. Aşırı serbestliğin de hoş görüldüğü yerler vardır.
İşin aslına bakıldığında; bu tür eğlenceler insanın yaşadığı kalıplaşmış ve kısıtlamalarla dolu bir ortamından bir müddet de olsa çıkıp, yeni bir ortama girmesini sağlayan bir özentiyi gün ışığına çıkarır. Read the rest of this entry »

SİNAN ERBEKTAŞ

SİNAN ERBEKTAŞ

Mutlaka sizlerde yaşamışsınızdır şuna benzer bir olayı: Birileri ile bir sohbet veya tartışma ortamındasınız – siz herhangi bir fikir savunuyorsunuz ve karşınızdaki ise başka bir fikir savunuyor. Karşınızdaki size, bu fikri nerden edindiğinizi soruyor ve sizde cevaben, bir kaynak veriyorsunuz. Karşınızdaki kişi, sizin vermiş olduğunuz kaynağı eleştiriyor ve küçümsüyor…
Böylesi bir olaya detaylı baktığınızda, bu sadece salt bir eleştiri değildir(!) – sizi yanıltmayı ve yenilgiye uğratmayı hedefleyen, üstü kapalı bir saldırıdır!

Bir kişi yaşama sürecinde etrafındaki insanlardan, değerlerden ve bilgilerden kendisi için önemli gördüklerini ayırt eder. Kişinin kendince güvenilir bulduğu bu tür bilgi verilerine ‘sağlam veri/bilgi’ (alm.: stabiles Datum) denilmektedir. Kişi böylelikle kendince doğruları ve yanlışları, iyiliği ve kötülüğü, uğraşılmaya değer ve değmez unsurları fark ederek, kendine en uygun tutum, davranış, hedef ve benzeri şeyler belirlemektedir ki; buna da ‘oryantasyon’ (Orientierung) sağlamak denilir.

Oryantasyon; Fransızca kökenli bir kelimedir ve kolayca görülebildiği gibi ‘Orient’ kelimesini içermektedir. Orient ‘Şark’ anlamına gelir ve Avrupalıların kendi bakış açılarından Ortadoğu bölgesine vermiş oldukları bir adlandırmadır. Eski Avrupa’nın Şark bölgesinden elde edinerek kendi dillerine tercüme ettikleri bilgi kaynakları sayesinde ortaçağ karanlığına ışık tutabilmiş ve Aydınlanma dönemini gerçekleştirebilmiştir. Aydınlanma süreci yeni yönergesini Şark’tan gelen bilgiler doğrultusunda düzenleyebildiği içini o gün bugündür bir kişi veya kurumun rotasının (yeniden) belirlenmesine ‘oryantasyon’ edinmek diye bir kavram betimlenmiştir. Read the rest of this entry »

SİNAN ERBEKTAŞ

SİNAN ERBEKTAŞ

Sizler de düşünmüşsünüzdür muhtemelen – acaba gerçekten iki insan türü var mı dır ki diye: iyi insanlar ve kötü insanlar?
İnsan tabiatı gereği ne salt iyiliğe yönelir, ne de mutlak kötülüğe. İlginç olan, her kes kendi davranışının, aslında iyi niyetten dolayı olduğu kanaatindedir. Ama ne var ki; insan korkularının etkisinde kaldığında tez ecnebi avcılığına meyilleşir. Nerede bir grup insan, katli vaciptir diye kötüleniversin, orada onların kırımına başlanabilir.
Sosyolojik izlenimlere bakıldığında, insanların % 20si anti-sosyal bir ruh haline eğilimlidir (tandans gösterir). Anti-sosyal; yani, kolektif yaşamın daha iyiye doğru gitmesine kaygı ile bakan, toplumsal yapılanmalara ruh halleri ile zarar veren ve sosyal faaliyetlerin karşısında, engel olmakta olan kişilikler. Ancak; anti-sosyal tandanslı bu kişiliklerin daha yakından incelendiğinde bunların sadece % 2½ , tehlikeli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu demektir ki; bir toplumun yeni ve daha sağlıklı bir düzene çıkartılabilmesi sadece biraz uğraş ile mümkün olabilecektir. Ne de olsa, toplumun % 80i sağlıklı ilerlemek isterken, sadece % 20lik bir azınlık buna karşı bir tutum belirtisindedir. Topluma zarar veren bu anti-sosyal kişiliklerin tek dayanakları, toplumun onları yeterince erken fark edip, deşifre edip ve aforoz edemeyişindendir. Böylelikle bir toplum kimin yararlı, kimin zararlı olduğunu bilmesinde büyük fayda vardır. Şah İsmail’inde de söylediği gibi ‘ak ile karayı seçebilmek’ lazım! Read the rest of this entry »