YAŞAMIN ÇELİŞKİLERİ OLARAK GÖRDÜKLERİMİZ, KENDİ İÇ ÇELİŞKİLERİMİZ(Mİ)
YAŞAMIN ÇELİŞKİLERİ OLARAK GÖRDÜKLERİMİZ, KENDİ İÇ ÇELİŞKİLERİMİZ(Mİ)

Uzun seneler süren Din ve inançlar  araştırmalarımı, kısa olarak topladığımda: Hepsinin temelinde Sevgiyi ve hoşgörüyü buldum.
Günümüz koşullarında, insanın kendini bulması, imkânların çok olmasına rağmen daha zor. Teknoloji asrında, insan kendine çok uzak kalmış. Yaşadığımız şartlar, okul, devlet sistemi insanı kendisinden uzaklaştırmış. İnsanların %90 telaş ve  koşuşturma içinde. Kendileri için nerdeyse hiç zamanları yok.
İnsanları bazı şeylere bağımlı yapabilmenin en iyi yöntemi de kişiyi kendinden uzak tutmaktır. Kendinden uzak olan kişi, kolayca bir şeylerin bağımlısı olur ve Sanayi sistemi bunu çok iyi yapmaktadır. İnsanlar; aşırı tv, alkol, sigara, araba bağımlısı olmuşlardır ve bundan da sistem çok iyi kazanmaktadır.
Tasavvuf dünyası, yaşadığımız mantıksal dünyanın tersine,  duygu ve sır dünyası.  Tasavvuf da imkânsız diye bir şey ve zaman kavramı da yok. Her türlü sorunun cevabı mevcut
Mantıksal Dünyamızda, gerek aile, gerek okul, gerekse günlük yaşantımızda, bize öğretilenin tam tersidir Tasavvuf dünyası.
Her şey sende düğümlenir, her şey sende çözümlenir”
Var oluşun temel kuralları; sevgi, hoşgörü ve affetmektir. Aslında bütün inançlarda temelinde bunu anlatır. Sevgi sonsuzdur ve sevgi paylaştıkça çoğalır.   Birçok hastalığın ilacı da affetmektir. Bütün bunları anlayabilmek için kişi kendini tanımak zorundadır.
İnsan kendi isteklerinin tutsağıdır!
Yaşadığımız Anadolu topraklarında asırlardır sayısı belirsiz Ermiş, Evliyalar gelip gitmişler ve hepside, Tasavvuf diliyle Kamil insan olmayı öğütlemişler.

“Her ne ararsan, kendin de ara…. (H.B.Veli)

Gelip geçti bu yoldan Atalar
Gül bahçesinde
Gül oldular
Gül’ü gülle tartılar

Gelen gider
Konan göçer
Bu devran böyle sürer…

Gönül verir, nasip alırsın
Nefis çeker, darda kalırsın
Birlik olur çoğalırsın
Şüphe seni dibe çeker.

Çocukluk dönemi ve İlk deneyimler:
Bilinçaltı, anne karından itibaren yaşananları saniye saniye kayıt eder. Çocukluğun 5-7 yaşları arasında bilinçli olarak ilk deneyimlerimizi yaparız. İlk deneyimler. Bilinçaltı kişinin etkilendiği olaylardan şablonlar oluşturur ve bu şablonları, seneler sonra kişinin karşısına tekrar tekrar çıkarır, (örneğin; parayla olan ilk deneyiminiz ne olduysa, ilerleyen yaşlarınızda bu olayı hep yaşarsınız), taaki bunu fark edilip çözünceye dek.

“Dönüp dönüp dolanacak.
Çözüm içinde doğacak.
Doğaldır, hayatta bitmeyen çelişkiler”

1. İnsan yapısının işleyiş şekli (tümüyle)

*    Bilinç şekilleri :   a) Beden b) Bilinç c) Bilinçaltı (alt bilinç)  d) Üst Bilinç
**  Bedenin çeşitleri: a) Ruhsal beden b) Eterik beden c) Duygusal beden d) Fiziksel beden
*** Enerji

Bilinçaltı
bilinçaltı, üst bilinç (kişinin ruhu) ve bilinç (mantık) arasında tercümanlık görevi yapar. Ve Bilinçaltı yaşanan her anı sürekli kayıt eder. Ayrıca geçmiş yaşamlardan getirdiği, çözülmeyi bekleyen sorunlar da vardır.

Üst bilinç ve Bilinç arasındaki tercümanlık; Mantığın kelime olarak söylediklerini, bilinçaltı resim’e dönüştürerek ruh’a iletir veya tam tersi ruh’tan gelen resimleri kelimeye çevirip mantığa iletir.     Burada aynı zamanda dikkat edilmesi gerekende şu; bilinçaltı kelimelere bir süzgeçlik görevi de yapmakta, bu süzgeçten negatif kelimeler geçemiyor, örneğin; yok, hayır, istemiyorum gibi.

Kısa bir örnekle: ‘Bugün yağmurun yağmasını istemiyorum’ dediğiniz zaman, bunu bilinçaltı süzgeçten geçirip resim’e dönüştürdüğünde, elindeki resimde yağmur yağıyor. Çünkü ‘istemiyorum’ kelimesi süzgeçte kaldı geçemedi, diğer kelimeler ise süzgeçten geçti, böylelikle dışarı çıktığınızda istediğinizin tam tersi, yağmurlu bir hava ile karşılaşıyorsunuz. Bunun yerine bugün hava güneşli derseniz, bunu bilinçaltı daha iyi anlıyor.
Bilinçaltı, kişinin etkilendiği olaylardan şablonlar oluşturur ve bu şablonlar seneler sonra kişini karşısına tekrar tekrar çıkar taaki bu şablon fark edilip çözünülünceye dek. Genelde şablonları çocukluk döneminde oluşturur.
Bilinçaltı, ani ölümleri anlayamadığından bunu şablon olarak bir sonraki yaşama aktarır.
Eğer mantıkla, bilinçaltı arasında gerginlik varsa, buda insanda bunalım, yaşamak istemeyen vs olarak yansıyor. Bilinçaltı ve mantık arasındaki bağlantı iyiyse, o insan rahat ve dengeli oluyor.

Yunus Emre’nin söylediği gibi; ‘bir ben var benden öte, bir ben var ben içinde’.

Ayrıca çok eski dinlerden olan ‘Kahuna,’ bilinçaltını biraz değişik anlatır. Kahuna’lara göre her insanın içinde bir hayvan vardır, kişinin hareketi ve davranışları içindeki hayvanın huylarına benzer. Bunun için Kahunalar öğrencilerine, önce kendi içlerindeki hayvanı bulmalarını öğretirlermiş. Bu şekilde öğrencileri kendilerini daha iyi tanıyıp anlama fırsatı bulurmuş.

“Sizin gerçeklerinizi Sizin bilinçaltınız yaratır.”

Bilinçaltımız mıknatıs gibidir. Kendi inançlarını yansıtan şeyleri çeker. Açıkçası, bilinçaltımızda belli bir inanç varsa, bilinçaltımız bu inanca uygun titreşimler yaratır ve bunu yansıtan veya buna uyan olayları ve insanları kendine çeker.

Bedenin çeşitleri

Bu konuda araştırmacılar arasında çeşitli görüş ayrılıkları olsa da ana 4 katman konusunda genelde fikir birliği vardır. Bu katmanlar eterik beden, duygusal beden, zihinsel beden ve ruhsal bedendir. Bu katmanların her birinin kendine özgü özellikleri ve işlevleri vardır.

Eterik Beden

Şekil ve boyut olarak fiziksel bedene benzer. Adeta fiziksel bedenin üzerine giyilmiş ve ona bire bir uyan bir elbise gibidir. Çakralar bu alanda bulunurlar ve auranın üst katmanlarından gelen enerjileri bedene alma işlevi yaparlar. Organizmanın enerji ihtiyacı tam olarak karşılanmışsa, eterik beden aşırı enerjiyi çakralardan ve deri gözeneklerinden dışarıya verir. Eterik bedenin temel işlevi fiziksel bedenin sağlıklı kalmasını sağlamak ve onu evrensel enerji alanı ile bağlantıda tutmaktır

Enerji

Evrende yaşayan tüm canlılar enerji yayarlar. Bu enerji, yaşam gücünün kendisidir. Bedenimizde iki çeşit enerji vardır, bunlar pozitif ve negatif enerji akımlarıdır. Bunların, birisi ‘erkek’ diğeri ‘dişi’ enerjidir. Erkek enerji, kişinin çalışkan, atılgan, kararlı vs. gibi yönlerini harekete geçirir. Dişi enerji, kişinin üretken, sabırlı, sakin yanlarını oluşturur ve her iki enerjide bir canlı için vazgeçilmezdir.  Çin öğretisinde, vücuttaki iki enerji ‘’Ying ve Yang’’ olarak öğretilir ve bu enerjinin  biri ‘erkek’ diğeri ‘dişi’ enerjidir. Canlı bedende bulunan, fizik bedeni saran ve onunla kaynaşan, kendi özelliklerini barındıran ve yayan enerji alanı yani ışık bedenine Aura denir.

Evren bir ışık denizidir…

Yaptığım araştırma neticesinde; doğa daki enerji, Deniz dişi, kayalıklar erkek enerjidir ve deniz’le kayalıklar birbirini dengede tutarlar. Toprak dişi, Gök erkek enerjidir.  Doğada her şey birbirini dengede tutar. Gün geceyi, gece gün’ü, güneş ay’ı, ay güneşi vs.

Dünya olmasa, arş (uzay) olmaz, arş olmazsa dünya olmaz.   (Hacı Bektaş Veli)


2.  Geçmiş yaşamlar ( Reenkarnasyon)

Önceki yaşamla bu yaşamla arasında ortak bir nokta vardır!

Bu yaşama geçiş nedeni, önceki yaşamda bir bilinmeze duyulan aşırı merak ve aşırı istektir.  Ruhlar, evrenin her yerinde tekrar tekrar doğarlar. Her tekrar doğuşunda biraz daha bilgi ve tecrübe kazanarak yükselirler.  Bir önceki yaşamla bu yaşam arasında Bilinçaltı’nın bağları vardır. Önceki yaşamda çözülmemiş sorunları, bilinçaltı yeni yaşama aktarır.    Ani ölüm, bilinçaltının anlayamadığı, çözemediği bir olaydır ve bunu şablon olarak bir sonraki yaşama aktarır. Yeni yaşamda bu kişide, hastalık rahatsızlık olarak kendini gösterir.   Geçmiş hayatlarımızı neden hatırlamıyoruz? Çünkü unutan bedene ait hafızadır; ruha ait olan hafızamız hiç bir şeyi unutmaz. Yeni bir bedenle, yeni bir hayata başlayan ruhun, Fiziksel dünya da  başarılı olabilmesi için geçmiş yaşamını unutması gerekir. Geçmiş yaşamları hatırlamak, şimdiki hayatımızın sebebini bilmek demektir.  Geçmiş hayatlar kendiliğinden ve deneysel olarak hatırlanabilir

3.  Karma (Vicdan Mahkemesi)
Karma insanın kendisine uyguladığı bir ‘Vicdan Mahkemesi’, yani insan yaşamı sürecinde yaptıklarını, hal ve davranışını bir vicdan terazisinden geçirmekte. Vicdanen verilen kararlar kişinin karması’nda tutulmakta. Vicdan, verilen cezayı, uygun bir zamanda kişide gerçekleştirir. Karmada önceki yaşantılardan kalan suçlarda kayıtlıdır. Ruh’un zaman kavramı olmadığından, öngörülen ceza şimdiki veya bir sonraki yaşantıda uygulanır. Yani kişinin yaptığı dönüp dolanıp kendini buluyor ve kişi yaptığının cezasını bir gün mutlaka çekecektir.
Bunu, Pir Sultan Abdal, bir deyişinde şöyle dile getiriyor;

‘’Abdal Pir Sultanım bu böylemi olur, herkes ettiğini elbette bulur’’

Eğer kişi kendini geliştirir, kendini suçlarından arındırırsa, o zaman karmada çözülmüş olur.  Karma, insana bazı olayları anlama şansıda veriyor.  Kimi zaman bazı olaylarda ‘sanki ben bunu bir daha yaşamıştım’ yada tanıyorum dediğimiz oluyor. Takılı kaldığımız bir olayın kendini başka bir zamanda ve başka koşullar altında tekrarlaması mümkün.  Her şeyin bir başlangıcı birde sonu vardır. Takılı kaldığımız bu olay, belirli bir aradan sonra tekrar karşımıza çıkar ve bunu fark edip çözülürsek o zaman çember açılır ve bir üst çembere geçer ama çözülmediyse kendini tekrarlar.

Hepiniz biliyorsunuz ki evrende iki büyük enerji vardır.   Biri “Korku enerjisi” diğeri de ” Sevgi” enerjisi.

Korku enerjisi bedende barındığı sürece, aynı olaylar tekrar tekrar yaşanır. Ne
zamanki korkuların nedeni çözümlenir, o zaman tekrarlamalar son bulur.

4.  Kamil İnsan

Başak doldukça boynunu bükermiş. İnsan da kendi iç dünyasında Yaratanı (Hakkı) bulurmuş.

Kişinin kendisini geliştirmesi çok büyük çabalar isteyen ve aynı zamanda sabır, kararlılık  gerektiren zorlu bir çalışmadır.  Kişi bencillikten, kişisel çıkarlarından arınıp, toplumsal değerlere önem vermeye başlar.

Buda ‘Şeyh Bedrettin in’ ‘’Yarın yanağından gayrı, her şeyde hep beraber diyebilmek için’’ sözünü doğruluyor.

‘en büyük mürşid ilimdir, çin’de de olsa ara bul’ (Hz.Ali)

Her aşamanın kendine göre zorlukları ve bekleme zamanı vardır. Gelinen aşamada, kişinin enerji dalgaları da değişir. Kişi kendini geliştirip Kamillik basamaklarını çıktıkça çevresinde farklı değişikler yaşamaya başlar.   Her kişi ancak kendisini geliştirebilir. Zaman zaman kişi kendi arayış ve çabalarıyla yalnız kalabilir ve bunun neticesinde bir takım çelişkiler, şüpheler beynini kemirebilir. Bu durumda yapılabilinecek en güzel şey sabretmektir.  Âşık Veysel’de bunu şöyle dile getirmiştir;

uzun ince bir yoldayım,
gidiyorum gündüz gece,
bilmiyorum ne haldeyim,
gidiyorum gündüz gece’.

Ruhsal gelişim

imkânların bol olduğu internet çağında her türlü bilgiye ulaşmak mümkündür. Birçok kaynak, çeşitli enerji çalışmaları sunmaktadır (örneğin: Reiki, Aura, Çakra, Işık, Kundalini gibi enerji çalışmaları)  Ruhun gelişmesi, kişinin ugraş ve çalışmalrına bağlıdır. İç dünyamızı öğrenebilmek için Meditasyon, Enerji çalışmaları vs. gerekir. Kişi kendi içine yöneldikçe, kendini daha huzurlu ve daha sakin hisseder.

İkilikten çözülüp birlik oldum
Meğer gönül sarayımı şimdi buldum
Hakikat kapısında âşık oldum

Yanan benim, yakan benim
Alan benim, veren benim
Söyleyen benim, dinleyen benim
Gel gör halimi, deli divaneyim

Suçlamak

Başkalarını suçlamak kişinin kendi yetersizliğinden kaynaklanır, kendi eksiğini kabullenemeyen kişi, yaşadıkları için başkasını suçlar. Kendini geliştirmiş kişi, yaşadıklarının kendi düşünce ve kararlarından kaynaklandığını bilir ve bunun sorumluluğunu kabul eder.  Yaşananları olumsuz, negatif olarak değerlendirmek ve bunun içinde başkalarını suçlamak, kişinin olgunlaşmadığının bir göstergesidir. Başkalarını suçlamak her zaman kolaydır.

Affetmek

Kişinin yaşadıkları olayları kabullenerek, kendini yaşadıklarını ve karşı kişileri affedebilmesi, Kendisinde var olan veya olabilecek hastalık, rahatsızlıklarından kurtulmasını sağlar ve aynı zamanda kişi de ki suçluluklarından da kurtarır.  İnsanların %95 de ki, hastalık nedenleri hep ruhsaldır ve hastalıkların asıl kaynağı da, kişinin yaşadıklarına veya başkalarına karşı duyduğu; öfke, kin ve nefret duygularıdır.  Keskin sirke küpüne zararmış, başkalarına karşı duyulan öfke, kin ve nefret neticede tekrar kendine zarar vermekte.  Affedebilen, bağışlayabilen kişi en başta kendine yardımcı olmakta ve kendini hastalıktan ve suçluluktan kurtarmaktadır.

Affedebilmek sağlıklı ve huzurlu olmanın anahtarıdır.!!

Gerçek / Realite

Gerçek nedir ?   Yaşadığımız bunca senelere dönüp baktığımız zaman, gerçeği görmek mümkün mü?  Birkaç sene öncesinde bizim için çok ama çok önemli olan şeyin bugün ise hiçbir değeri kalmamış,  unutamam dediğimiz aşklarımız bile bugün bir masal olmuş!!

Herkes  kendi gerçeğini, kendisi yaratır!

benim gerçeğim ………………

yaşamak (görmek), öğrenmek, tecrübe edinmek……!

ölü noktasında, dünyalar arasında
bilinmeyen bilgiyle, hayal karmaşasında
şüpheli gerçekle, rüya arasında
beklerim nedensiz, bekleyişim bomboş

PİRZADE ERBEKTAŞ

Bu Yazıyı Toplamda 1309 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Cuma, Şubat 26th, 2010 at 01:15 and is filed under Pirzade Erbektaş, Psikoloji, Şair, Şiir. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

One comment

 1 

Sevgili dostum Pirzade’ye sitemize hoş geldin diyorum. Gelişin bize güç kattı, şiirlerin ve o güzel yazılarınla uzun bir sanat yolculuğuna çıkmaya hazırız seninle. Bu yolculuk ilk olarak, Fakir hocam, sen, sevgili Sinan ve benimle Worms şehrinde başladı ve hep sürüyor.

Şubat 28th, 2010 at 22:48

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

sevda

Yorumunuz