10
May

ÖLÜMÜN PENÇESİNDE – Olca BAL

   Posted by: admin   in Olca Bal, Yazar, Öykü

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

Yine kafamın içinde bin bir türlü sorular, biri bitmeden diğeri başlıyordu, artık ne yapacağımı şaşırmıştım. Yağmurun sürekli ölmek isteyişine bir anlam veremiyordum, zaten zamanı geldiğinde ölmeyecek miydik? Korkuyordum, her an bir delilik yapmasından, yine ölümü çare bilerek, büyük bir cesaretle çekinmeden ölüme başvuracağından korkuyordum. İçimde yaratılan korkular, bir biriyle yarışarak kabusa dönüşmüştü ve tedirgin bir hayat sürmeye başlamıştım.
Bir sabahı uyandığımda kafam her zamankinden daha dalgındı, balkona çıkarak Baharın verdiği ılık havayı içime çektim ve kendini dışarı at, en doğrusunu yaparsın diye düşündüm. Biraz olsun ruhumu rahatlatmak için, kendime bakım yaparak en şık kıyafetlerimi giydim ve dışarıya çıkarak yürümeye başladım. Bayağı yürüdükten sonra, hiç farkına varmadan tanımadığım sokaklara girdim. Gözüme köhne bir yerde Kafeterya çarpınca, sandalyeleri ve masaları dışarıdaki bahçeye kurulmuş, hemen boş yer seçerek oturdum, bayağı kalabalıktı. Garson yanıma gelerek siparişimi sordu, bir bira istedim, Güneşin altında canım soğuk bir bira çekmişti, garson biramı masaya bıraktığında, kendimi tutamadan hızlı yudumlarla içmeye başladım ve içtikçe içinden çıkamadığım düşüncelere daldım.
Birden içimde oluşan cesaretle, cep telefonumu elime alarak Yağmuru aradım ve bulunduğum yere gelmesi için rica ettim, yarım saat sonra Yağmur soluk bir yüzle gelmişti. Bana hafiften gülerek elimi sıktı ve karşıma oturdu. Garsona iki bira siparişi daha vermiştim. Bir yandan ise konuya nasıl gireceğimi düşünüyordum, artık onunla konuşarak muhakkak öğrenecektim, neden mücadele etmektense, sürekli ölmek isteyişini. Yüzüne tedirgince bakarak, lütfen Yağmur artık beni üzmekten vaz geç ne olursun anlat.
Kendisi biliyordu neyi sorduğumu. İçine derin bir nefes çekerek gözlerime acıyla bakmaya başladı ve dakikalar geçiyor ama hiç bir şekilde anlatmaya yeltenmiyordu. Sabırla bekledim, susarak bekledim. Tek gözlerim konuşuyordu ona, yalvarırcasına bakarak bana anlatmasını beklemeye başladım. Ve nihayet konuşmaya başlamıştı, ama intikam alırcasına. Kızgın bakışlarını gözlerime dikerek ve hesap sorarcasına, beni hiç anlamak istemediniz dedi. Böyle bir tepki beklemediğimden çok şaşırdım, ne demek istiyorsun diye kaygılı bir şekilde yanıt verdim. Yağmur daha da öfke dolu, nefretiyle alevlenerek kızgın bir boğaya dönüşmüştü.
Bana sus diyerek, bırak ta o zaman her şeyiyle beraber anlatayım, hatırlıyor musun sen beş aylık hamileydin bense 16 yaşında yeni basmıştım. Yaşama heyecanla atılmış, sevgiyi tanımaya çalışıyordum. Sense her hareketinle beni kısıtlayarak, bana emredercesine kükrüyordun. Beni her fırsatta köşeye sıkıştırır, özgürlüğümü elimden almaya çalışırdın. Duyduğum şeylere gözlerim dolmaya başlamıştı, utanmasam bir çocuk gibi ağlayacaktım. Masada duran eline elimi uzatarak, ben sadece seni korumaya çalışmıştım, bu sana olan aşırı düşkünlüğümden, sevgimdendi.
Elini elimden çekerek, acı acı gülmeye başladı ve öfke dolu bir tepkiyle, senin sevgin artık beni boğuyordu, bana nefes aldırmıyor, bir karabasan gibi nefesimi kesiyordu. Biliyorsun değilmi diyerek başını salladı. O an içimde yüreğimde acı fırtınalar koptu, başımı iki elimin arasına alarak o dehşet verici anı yaşadım, belki de sen haklısın dedim.
Elimi vicdanıma koyarak, soluk gözlerine derince baktım ve içimden artık yeter diye geçirdim. Sende Yağmura söylemek istediklerini söyleyeceksin, bu cesareti kendimde bir daha bulamazdım. Düşün ki Yağmur, ikimizi büyük bir gemiye atmışlar, gemide yapayalnızız. Mavi okyanuslara doğru açılmaktayız, ürpertici soğuk içimize işliyor, dalgaların esintisi yüreğimizi titretiyor. Uçsuz bucaksız denizi gözlerimiz seyrederken, deniz bizi büyülemişçesine kulağımıza fısıldıyor. Boşaltın içinizi, konuşun rahatlarsınız.
Yağmur, ben sana vicdanımı sızlatan acılarımı anlatacağım, artık içimi yakıp kavurmakta. O gün, sana olan baskımı sürdürmek için Aysel teyzelere gelmeseydim, seni kontrol etmek için kapıdan girmeseydim, sen kendini belkide altıncı kattan atmayacaktın.
O anı yaşarmış gibi gözleri dolmuştu Yağmurun ve tutamadı kendini, damlalar göz bebeklerinden akmaya başlamıştı, içini çekerek bunu hep senin ağzından duymak istemiştim abla ve o an neler hissettiğimi sordu. Balkona koşarak bende kendimi peşinden atacaktım, ama beni tutarak bunu engellemiştiler. Aşağıya yanına inmedim tekli bir koltuğa oturarak peş peşe sigara içtim ve artık yaşıyamıyacağımı düşündüm. Bu yükü nasıl kaldıra bilirdim, yaşasam da vicdanım beni günde bin kere öldürecekti, günde bin kere ölmektense, bir kez ölmeyi tercih ederdim.
Ambulansın sesini duyarak, tutmayan dizlerimle zor bela ayağa kalktım, asansöre doğru yürüdüm. Bana dikkat etmesi için yanımda birisi bırakılmıştı, kendisiyle aşağıya inerek arabaya bindik ve hastaneye doğru sürmeye başladı. Arabanın içinde kendi kendimi yiyordum. Ölmüş müydün, eğer yaşıyorsan sakatmı kalmıştın. Bu sorular beynimi esir almıştı ve başka hiç bir şey düşünemiyordum.
Hastaneye vardığımızda, komada olduğunu duyarak izin aldım ve yanına girdim. Başında bir doktor dikiliyordu, durumunu sorduğumda, yüzüme şaşkınlıkla bakarak, altıncı kattan düşmesine rağmen, yaşaması bir mucize ve sakat da değil, tüm kontrollerden geçirildi. Biz bu gibi durumlarda, Tanrının oluşturduğu mucize deriz ve buna inanırız. Bir heyecanla evet diye atıldım, evet o an Allahım tut diye bağırmıştım. Doktor başını sallayarak evet gerçektende tutmuş, kanayan bir yeri bile yoktur. Peki, komadan ne zaman çıkar diye sorduğumda, iç kanama tehlikesi olduğu için 48 saat gözaltında tutmalıyız. Üzülerekten söylüyorum henüz hiç bir şekilde yaşayacağı belli değil, iç kanaması geçirirse kaybedebiliriz.
Senin yanına yaklaşarak alnını öptüm, saçlarını sevdim, öptüm, kokladım. Senin ölümle pençeleştiğini seyretmem, beni diri diri öldürüyordu zaten. İki gün yemek yemeden, hiç konuşmadan sadece bir put gibi bekledim. Hayatımın en zor en acı dolu iki günüydü. Yağmur bana bir minnetle bakarak, hatanı kabul ederekten anlattığın için sana teşekkür ederim. Gözlerinin içi parlamaya başlamıştı ve bir heyecanla atılarak, ister istemez sana karşı bu konuyla ilgili içimde kin besliyordum, ama bunları bana anlatmanla beni çok rahatlattın ve bir kez daha teşekkür ederim. Asıl konu şimdi başlayacaktı, gözlerim bira bardaklarına gitmişti, anlamadan bitirmişiz, garsona işaret ederek iki bira daha söyledim. Yağmur ise büyük bir tutkuyla beni seyretmeye başladı ve birden abla ben seni çok seviyorum o olaydan sonra hep bana destek oldun, hayatımı düzene sokabilmek için uğraştın.
Doğru söylemişti asıl çabalar o olaydan sonra başlamıştı. Yağmur hastaneden çıktığında bir zaman dinlendikten sonra İstanbul’a gitmeye karar verdi. En büyük hayali ses sanatçısı olmaktı, güçlü ve güzel bir sese sahipti. Çocukluğundan beri, elinde mikrofon olarak kullandığı tarağı eksik olmazdı. Bütün gün aynanın karşısında şarkılar söylerdi, ruhuyla söylerdi. Küçüklüğünden beri, büyüdüğünde ünlü bir sanatçı olacağına inanırdı. Ölümlerden döndüğü için aile Yağmuru destekleyerek gitmesine izin vermişti. Ama hepimiz bir şeyin farkındaydık. Yağmur çok değişmişti aşırı derecede sessiz, hareketleri oldukça yavaş ve tedirgin bir hava sergilerdi. Bir iş istediği gibi gitmediğinde, ağzından çıkan ilk kelime, bende kendimi öldürürüm olurdu. Bunu alışkanlık haline getirmişti, belkide o gün ölmesi gerektiğini düşünüyordu, nasıl ölmemişti bunu bir türlü kavrayamıyordu?
İstanbul’da olan dairemizde yaşamaya başladı, Babam her ay Yağmura harçlık gönderirdi. Bir stüdyoya girerek, CD’sinin hazırlanması için mücadeleye girmişti. Gecesini gündüzüne katarak uğraşmaya başlar. Çok çalışarak emek harcamıştı. Ne yazık ki stüdyoyla karışıklık yaşayarak, maddi sorunlarla karşılaştı, elinde tamam olmayan CD, hazırlanmış ama tam bitmemiş olarak Almanya’ya geri dönmüştü. Çok mutsuzdu daha da değişmiş ve artık gülmüyordu bile. Yağmurun bu haline çok üzülüyordum. Aradan zaman geçtikçe, düzeleceğine daha çok kötüye gidiyordu.
Bir öğlen bana oturmaya gelmişti, yüzüne baktığımda çok korktum, gerilmiş yüz hatları acıyla çizilmişti sanki. Neyin var anlat bana diye huzursuzca sordum. Cansız gözlerini çantasına dikerek, CD’sini çıkarttı ve masaya bıraktı, bir hırsla. Bu anlamsız yarım kalan CD için çok emek harcadım abla ve büyük bir haksızlığa uğradım. Kendime olan inancımı tamamen yitirdim, daha da öfkelenerek. Biliyor musun beni tek ayakta tutan ünlü bir sanatçı olmama inanmamdı, bunu da başaramadım diyerek ayağa kalktı, sanki beni son kez görüyormuş gibi gözlerimin içine bakarak gitti.
İçime bir korku düştüyse de, inanmak istemedim intihar edeceğine. 1 saat sonra 1 mesaj almıştım ve okuduğumda çılgına döndüm. Abla beni affet, kararım kesin, yaşamak istemiyorum, ne olursun affet canım ablam. Elim ayağım titremeye başlamıştı, inanmıştım emindim kendini öldüreceğine. İki arkadaşımı arayarak durumu anlattım ve üçümüz her yerde Yağmuru aramaya başladık, cebini kapalı tuttuğu için ulaşamıyorduk. Saatlerce aramanın sonunda karar bulamayarak bitkin ve tükenmiş bir şekilde eve döndüm.
Arkadaşın birini geç olduğu için evine göndermiş, diğeri de yanımda kalmıştı. Mutfağımda, masa başında oturarak, bütün umudumu yitirmiştim, altıncı kattan kendini nasıl attığını hatırladım ve ellerimi havaya kaldırarak, Allahım dedim, sen koru, yalvarırım koru. Birisi Yağmur’umu bulsun, bana getirsin. Ben değilde sanki yüreğim, ruhum konuşuyordu Yüce Tanrımla! Ve o an içimde soğuk rüzgarlar esti, tüylerim ürpermişti. Tanrıma sığınarak sabırla beklemeye başlamıştım.
Ben sessizliğime gömülmüş şekilde beklerken, kapı zilinin çalmasıyla kendime geldim ve büyük bir heyecanla koşarak kapıyı açtım. Gözlerime inanamadım, yanımda bulunan arkadaşımın kız kardeşi, Yağmur’a bir parkta rastlamış ve aldığı gibi bana getirmişti. Hava soğuktu, kendisi donmuş ve titremekteydi. Mantosunu üzerinden çıkartarak, geç otur dedim, içimden ise Tanrıma teşekkürleri yağdırmaktayım. Bir kez daha bana büyüklüğünü göstermişti.
Elimi mantosunun cebine atmak gelmişti içimden, bunu yaptığımda bir pakete rastlayarak çıkarttım, içi boştu. Okuduğumda, ağır uyku hapları olduğunu anladım, 20 tane ağır hapları yutmuştu bile! Yağmura dik dik bakmaya başladım, soğuktan değil de, haplardan titriyordu ve yüzü renkten renge değişmekteydi. Saat bir hayli geçti, soğukkanlılığımı hiç bozmadan, arkadaşa sen uyuyan kızımın yanında kal diyerek, Yağmuru kaptığım gibi Hastanenin acil servisine götürdüm. Durumu anlattığımda hemen içeri aldılar.
Boş paketi Doktora uzatarak, ’’herhalde viskiyle almış dedim.’’ Doktor panikleyerek aman Allahım dedi, en ağır hapları almış, bu nasıl eline geçebilir. Yağmur yatırıldığı yerde, komaya girmişti. Yüzünün kanı çekilmiş, Bembeyaz’dı ve ağzı gözü sağ sola kaymaya başlamıştı. Ellerini tutarak sadece dua ediyordum. Bütün gücünü toplayarak bana, abla demeye çalışıyordu.
Baş Hekim ve hemşireler telaş içinde kalmışlardı. Telefonla bilgi edinerek harekete geçtiler, kalbine büyük bir iğne sıkarak Oksijen vermişlerdi. Bense sandalyeye oturmuş, bir taş misali kardeşimin ikinci kez ölümle pençeleştiğini yaşıyordum. Aslında Yağmur’dan fazla, ben acılarla pençeleşiyordum. Doktor yüzüme bakarak, nesi oluyorsunuz diye sordu, kısık bir sesle ablasıyım dedim. Eğer iki dakika geç getirseydiniz ölmüştü, daha doğrusu bu hapları viskiyle içen bir başkası olsaydı, kurtaramazdık. Kız kardeşinizin bünyesi oldukça sağlammış, kontrolde tutmak zorundayız ve birazdan midesi yıkanacak.
Halime çok üzülmüştü, bunu doktorun gözlerinden okumuştum, lütfen evinize gidin ve dinlenin diyerek lafını bitirmişti. Bir hafta boyunca sakinleştirici haplar almıştım. Sinirlerim çok yıpranmış, artık nerdeyse ben kendimi öldürecektim. Kız kardeşim için kendimi hızla toparlamam gerekiyordu, bana her zamankinden fazla ihtiyacı vardı. Tedavi görmesi için sinir hastanesine sevk edildi ve 1 ay kalması gerekiyordu. İşten çıkar çıkmaz yanına gider, olabildiğine sevgimi ve ilgimi sunardım. Elimden geldiği kadar ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdım. Korkularım bitmiyordu, gene ölümü denermi düşüncesiyle kendimi bitirirdim.
Gözümün önünden yaşanılan acılar hızla geçmişti! Yağmura bakarak sert bir tavırla; Sinir hastanesinden çıkalı 1ay oluyor, ama sen hiç bir şekilde kendini düzeltmeye ve hayatına bir yön çizmeye çaba göstermiyorsun. Hala hiç çekinmeden, kendimi gene öldürürüm diyebiliyorsun! Neden Yağmur neden? Hatasını kabullenerek çocuksu bir ses tonuyla; Haklısın abla, haklısın dedi ve arkasından, elimde değil, sanki ölüm beni çağırıyor, o duygulardan kurtulamıyorum ve bir türlü istesem de yaşamdan tat alamıyorum. Yağmur’un bu tavrını ret ederek. Yeter, yorgun bir ses tonuyla tekrar, artık yeter dedim. Sinir hastanesinde 1 ay boyunca seninle Piskolokların konuştuğu halde, yinede sende hiç bir etki bırakmadığını görüyorum.
Artık bana acı çektirmeni istemiyorum buna ne gücüm kaldı, nede sinirlerim yeter! 24 yaşındasın, kendini toparlasan iyi olur, kendin ve seni sevenler için, buna mecbursun. Yağmur bir suçlu gibi başını öne eğerek, haklısın abla haklısın, diyerek aynı sözleri tekrarlaması, bir türlü son bulmuyordu. Ayağa kalkarak yanına yaklaştım, elimi başına koydum ve saçlarını severek, Yağmur dedim, eğer bir kez daha ölmeyi denersen ve ben buna inanıyorum, bu sefer güzel Allahım yanında olmayacak. Sana iki kez şans verdi, anla artık. Bari yüce Tanrımızı ezip geçme bir bildiği var ki seni yaşattı. Sende Tanrıya olan sadakatini göster! Ve başını öperek, ben gidiyorum dedim. Yağmurun yanlız kalarak düşünmesini istemiştim. Garsona, masamıza bir bira götürmesini söyleyerek, hesabı ödeyerek oradan ayrıldım.
Ne dersiniz; Yağmur üçüncü kez ölmeyi denedimi? Şu an sağlıklı bir yaşam sürmek demi veya çoktan ölmüş müydü?
OLCA BAL
24.04.2009 DÜREN

Bu Yazıyı Toplamda 1149 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Pazar, Mayıs 10th, 2009 at 19:07 and is filed under Olca Bal, Yazar, Öykü. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

2 comments so far

sinem
 1 

artik yagmur yasama tutunmaya basalmistir ama yinede ölüme bu kadar kendini yakin gören birinin kücücük bir olaydan dolayi yine canina kiymayacagin garantisi verilemez… Zaten Yasam bir Savas gibidir ya sonunda kadar savasirsin yada kendini teslim edersin.. Dilerim ki yagmur savasmayi göze almisti artik

Haziran 3rd, 2009 at 13:43
selcuk
 2 

Ben yagmurun neden ölmek istedigini anlamis degilim.Insan nasil olur bu duruma düser?Hayat mücadelelerle dolu,insanoglu su fani dünyada bir yolcu.Sunu unutmamamiz lazim ne olursa olsun hayati sevmek,doyasiya yasamak gerektigine inaniyorum.Umarim yagmur kardesim birdaha böyle hatalar yapmaz.Ne kadar allahin sevgili bir kuluymuski,ona iki kere yasama sansi vermis.Ücüncü bir sansi olacagini düsünmüyorum,insallah böyle birseye birdaha kalkismaz.Gercekten cok duygulandim Allah yardimcisi olsun.

Aralık 16th, 2009 at 18:13

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

hicran

Yorumunuz