YAŞAMIN ANLAMINI SENDE BULDUM(MU) VE NEREDE KAYIP ETTİM BEN

YAŞAMIN ANLAMINI SENDE BULDUM(MU) VE NEREDE KAYIP ETTİM BEN

Kendi doğrularımı kaybettim yanlışlarımda… Çalkantılı ikilemlerin çifter çifter devir daim yaptığı ruhumu arıyorum, buram buram sensizlik kokan benliğimde bensizliğimde… Tıpkı koca bir deryada bıraktığım, deryadan farksız bir katrenin izini sürmek istercesine… Bilmiyorum nedendir bu ulaşmak istemezlik ruhuma! Çok da seviyorum kendimi oysa? Gel gör ki ben olmak istediğim ben’e bir arpa boyunu geç; bir karınca adimi kadarcık dahi yaklaşamıyorum annem. Sen kadar kendimedir de hasretliğim.
Kana kana içmek istedim hep sevgiyi verilebildiği ölçüde. Bilhassa seni ve sevgini yaşayıp kazımak isterdim her zerreme…

Fakat ben seni tanıma fırsatını bulamadan meçhuller alıverdi seni… Seni tanıyamamakla beraber; asılsız benliğimle dolanıyorum dünya denen mekanda, o günden bugüne. Üzgünüm annem! Ben de istemiyorum ruhumun böyle silik silik varlık gösterisini. Onulmaz yaraların büyüdükçe, büyüyüşünü engelleyemeyişim acıtmaz mı ki beni sence? Olmak istediğim örnek bir benlik değil ki beynimdeki:

Aslında ben de var olan benliğimi ortaya çıkarmak… Bütün varlığı ve halka halka bütün aykırılığı ile kendi ruhumu yaşamak dört mevsimde… Ruhuma dokunmak doğuştan varola gelen sevgimle… ”Kendimi seviyorum ama…” diyerek uç noktalarla parçalanmış bir
kişilik, taşımak isteyeceğim en son yüküm olmalıyken; amalarla, keşkelerle cepten harcamaya çalışıyorum hayatımı galiba annem.

İlla ki sana, senin ruhuna dokunmaya özlemim yedi bitirdi beni galiba… Geri dönülmediğini bile bile ardından gelen yolları, gözü kapalı gelmeye çabalamak sana ulaşamayacağımın farkındalığıyla… Aaah annem ah! Biliyorum içimde bir yerlerde de var bir sen ya ben o seni bulup alamıyorum oralardan! Seni bulup kendimde, böyle karşıma alıp dertleşmek; yüreğimle, mantığımla, ruhumla ve seninle ne çok isterdim kendimi paylaşmayı. Sen ben de kıble gibisin artık annem! Kime yönelsem, dokunsam senden bir şeyler arıyorum her daim… Sana sarılmak hissine uyanıyorum her sevdamla… Son aşkım hep sensin bu sebepten tüm sevdalarımdan ötelerde…

Hislerimin temeli de sen sevgisinden çıkıyor ana caddelere. Her caddenin toprağı aynı olmaya yakın olsa da taşıyla toprağıyla yerleşmişleri ve gelip geçenleriyle, yer altı ve yer üstü sistemleriyle ayrışırlar kendi içlerinde birbirlerinden… Her bir caddenin de değişim yaşar sürekli gerekli ya da gereksiz alt-üst yapısı… Bundandır her sevdam da yıkıntılarımı kaldırıp attıktan gayri elde kalanlarımla bir yenisine açılmak için, yeniden güçlenemeyişim kısa zamanda! Böylesine çabuk, istedikleri o aciz çöküntüyü yaşayıp göz göre göre kulaç atmaktan vazgeçişim… Sorular: neden(?), ne yapmıştım(?), suçum ne idi(?) ve saire… Peki ya cevaplar? İşte onlar yok ortada! Karşı taraftan açık bir cevap almak? Ne mümkün! Sadece geçiştirici ve güya(!) en az incinmişliği yaşatacak, teferruatsız, tek cümleli, suçu üstüne alınmış cümlenin öznesidir ve artık kesişenlerimizin yok olduğunu izah edebilmenin hafifletişiyle gider; ardına bakmaya ürkerek ve açık bulduğu kapıları kendi kapatmaya lüzum görmeden…

Konuşulacak bir şey kalmamıştır tek taraflı bitse de her şey. Susturamadığım yüreğimin çok şeyi olmasına rağmen, susar dilim lal misali… Dil lal olsa neye yarar, kalbim için daha yeni başlıyordur her şey ve doluluğu ölçüsünde acır da acır dinmeksizin kendim sizliğe sürgün yanım… Böylesine basit bir ayrılığı hazmetmek zordur zavallı gönlüme daha kim bilir kaç sevda, kaç yıkım tüketeceğini bile bile…

Alışıldık yalnızlığına soyunurken benliğim, bedenime sığınacak tek limanını arar naçar ruhum, her zaman ki gibi yine: seni… Yine sahtedir herkes bana sen dışında öyle olmadıkları halde kimileri… Ama bana en yakını daha doğal bulmak belki de canından can bulduğum insana sahteliği yakıştıramamak duygusu nerden geldiğini çözemediğim.

Oysaki ben daha sahteyim kimi zaman insanlara karşı… Aslı kimseyi üzüntümle boğmak istemeyişime yatsa da, sahtelik iste benimkisi… İşin en kötü yanı bunu esasında kendime de hiç acımadan yapıyor oluşum. Kendimden, sorunlarımla yüzleşmekten, acıyı erteleyip onun ağırlığında bazen bilincinde olarak ezilişimden, muhasebe etmeksizin kaçmak ve kendime yalanlar söyleyerek, yaşanmışları unutma duygusu beraberinde yaşanacakları erteleme çabasıyla bile bile umudumu, bile bile insan yanımı, ağır ağır imha edip hülyalar dünyasına sürgüne yollamak kendimi…

Düşüncelerimi yıkamak istercesine ağlamak, kanmışlığımdan, aldatılmışlığımdan sıyrılmak istiyorum annem omuzlarında. Dünya güneşle cıvıl cıvıl aydınlanırken de, yarı aydınlık ya da zifiri karanlık gecelerde de; her an hissedip artık özümsediğim, hatta çok zaman özlemle beklediğim, bazen sevip bazen nefret ettiğim yalnızlık hissi!

Ölüm gibi üzerimizde kol gezen ama en nihayetinde ölümün son bulduğu gibi son bulmayacağını düşündüğüm yalnızlık, bir an bırakmaz yakamı. Ve ben en çok Leyla’mı ararım..! Seni ararım annem..! Ardımda sığınacak, kollayacak, anlayacak, anlatacak, dinleyecek, dinletecek birini arıyor olmak… Gücümün son anlarını yaşadığını biliyorum ve kendimden vazgeçip geçmemek arasında bocalamayı.

Bırakmadığım takdirde, bir hiçten ötesi olacağım senin ne sancılarla ve belki de sevinçlerle dünyaya getirdiğin can parçanın hiçlikte boğulması seni de üzerdi bilirim! Hayat her şeye, herkese, en ziyade de kendi içsel çöküntülerime rağmen güzel ve yaşanmaya değer!

İkinci bir hayat olur mu diye bir şey yok! Varsa bile şu an parmaklarımın arasından yıldız gibi kaymakta olan bu hayatım varken; bu bensiz benliğimi kurtarmak dururken, ikinciyi neden beklemeli ki… İkinci şans için deneyimim olarak işime mi yarayacak acaba? İkinci varsa üçüncü de vardır ve ikinci de heder olmaya mahkum kalmaz mı? Gerek yok ikinciye, üçüncüye, ilklerin tadını çıkarmak dururken…

Derin yaralarımı daha da derinleştire biliyorsam o derinliği indirgemekten öte yok edebilecek bir, BEN VARIM…!

ÜLGE GÖKER
16.06.09 MERSİN

Bu Yazıyı Toplamda 1923 Kişi Okudu

Tags: ,

This entry was posted on Salı, Haziran 23rd, 2009 at 15:00 and is filed under Deneme, Ülge GÖKER. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

2 comments so far

 1 

Selam Ülge, sitemize yazılarınla yeni bir ses ve renk getirdin, hoş geldin. Admin. Fatih Mehmet Yıldırım.

Haziran 26th, 2009 at 11:46
 2 

Selam Ülge, seninle kontağı kayp ettik, yeni yazılarını bekliyorum,beni mutlaka ara. Admin. Fatih Mehmet Yıldırım

Temmuz 30th, 2009 at 18:57

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

hicran

Yorumunuz