YALNIZLIĞIMI SAKLADIM ACILARIMA, SEN ACIMSIN SEVDAM YALNIZLIĞIMDA(MI)
YALNIZLIĞIMI SAKLADIM ACILARIMA, SEN ACIMSIN SEVDAM YALNIZLIĞIMDA(MI)

Seratoninimi kaybettim, gören olursa lütfen bana haber versin. Hani şu mutluyken salgıladığımız hormon.. İşte onu kaybettim.. En son elimde paspas ile yerleri silerken, kovanın dibinde görmüştüm.. Şimdi yok.. Bulamıyorum.

Haklısınız, adımı, kim olduğumu söylemezsem; gördüğünüz seratoninin, bana mı bir başkasına mı ait olduğunu nerden bileceksiniz, diyelim ki benim, bana nasıl haber vereceksiniz? Adım Nalan.. Depresif Nalan… Sürekli depresyondayım.. Bana kısaca Depna diyebilirsiniz.. Ama bir dakika.. Dafne’nin hikayesini biliyorsanız, Dafne yani Defne diyin isterseniz.. Bilmiyor musunuz? O halde bir dakikada anlatıvereyim; “DAFNE özgürlüğüne alabildiğine düşkün bir kızmış, tanrı Apollo ona sahip olabilmek için hep peşinden koşmuş. DAFNE ise hep kaçmış. Tam Apollo onu yakalamak üzere iken, toprağa kök salıp bir ağaca dönüşerek, kendini kurtarmış. ” Güzel hikaye değil mi? Bence de.. Bana Defne diyelim. Gördüğünüz gibi, mitolojiden hormonlara kadar, her konuda bilgim var. Ne işine yarıyor derseniz, çok da işime yaradığı yok. Sadece depresyonumu biraz daha tetikliyor.

En son gittiğim doktor, ilaçlarımı değiştirdi ve “kendine hobiler bul, mesela çiçek dik, ev temizle, yeni arkadaşlar edin, kendini boş bırakma yani..” dedi. Çiçeklerim var ama yeni arkadaşlar edinmeye hiç takatim yok.. Bu yüzden ev temizliğine vurdum kendimi.. Jel şeklindeki çamaşır suyunun içine, güzel kokulu bir deterjan koyup da, yerleri paspas sopasıyla dans edercesine silerken, yüreğim hafifliyor. Kovayı sildiğim yerin önüne getirmeyi unutuyorum, bulana dek sildiğim yerleri yeniden, yeniden silince de zaten sorunlarımı unutuyorum. Kovayı bulduğum anda, seratonin seviyem yükseliyor, mutlu oluyorum.

İlk kez depresyon tanısı koyan doktor bir tuhaf mıydı ne. Az kalsın beni kötü yola düşürecekti. Tatildeydim. Kocamın beni aldattığını öğrendiğimde sürekli kendi bedenimi inceler olmuştum. Kalın bacaklarım, doğumlar yüzünden deforme olmuş karnımla ne yapsam havuz kenarındaki o güzel sarışın kızlar gibi olamıyordum. İlgimi çoktan yitirmiş olduğum bu adam birden yaşamımın merkezine oturmuştu.. Nereye bakıyor, niye bakıyor, baktığı bir kadın mı? Kadınsa benden güzel mi.. Derken kendimi bir psikiyatristin karşısında buldum. Dinledi, obsesif olduğuma karar verdi.. Reçetemi yazdı ve “ bak bu kentteki kadınların yarısı kocalarını aldatır, erkeklerin de yarısı karılarını.. Bu kadar kafayı takma. Ben sevgilimle yaşadıklarımı karımla yaşayamıyorum mesela… Yatakta sadece kendini düşünerek seviş.. Kocana çok daha cazip geleceksin” dedi.

Kocamı aldatacağım, aldatmasına aldırmayacağım, kendim için sevişeceğim ve ilaçlarımı düzenli içeceğim.. İlaçlarımı içtim, geri kalanını yapamadım… Çünkü onunla yatmak filan istemeğim gibi hiç kimseyle yatasım yoktu… Depresyonum geçmedi… Ardından başka bir doktor buldum kendime… Anlatıklarımı şaşkınlıkla dinledi, “ ama onlar fahişe.. Kocan senin gibi kadını bırakıp fahişelere mi gidiyor?“ dedi. Güzel olduğumu, üzülmememi söyledi ve ilaçlarımı değiştirdi. İlaçlarımı içiyor, yaşadıklarımı anlamaya çalışıyordum.. Kocam benim yumuşak karnımı bulmuş gibiydi; beni incitecek olan şeyleri büyük bir zevkle yapıyor ve benim bu nedenle yaşadığım sıkıntının ona olan sevgimin bir ölçüsü olduğunu düşündüğü için rahatsızlığımdan adeta keyif alıyordu..

Depresyon geçirdiğimi söylediğim erkek arkadaşlarım, yüzlerinde mahcup ve hoşnut bir ifade ile yolunda giden evliliklerini anlatıp, aslında her şeyin yolunda gitmesinin ardında doyurucu cinsel yaşamlarının olduğunu ve bunun kendi performanslarından böyle olduğunu ima edip, depresyonumu şıp diye geçirebileceklerinin ipuçlarını veriyorlardı: “Yat benimle bir şeyciğin kalmaz.“ Doktorlar bile çeşit çeşit ilaç yazarken ben, kimin en iyi olabileceğini deneyerek mi bulacaktım? Yanılmayı göze alamadım, bu yöntemi deneyemedim.

Ama depresyon bu, geçmiyor ki kendi kendine… Depresyon hakkında çok okumaya başladım, kimilerinin genetik olarak seratonini düşük olurmuş, kimilerinde yaşadıkları olaya tepkiyle… Uyku esnasında seratonin salgılarmış vücudumuz… Çikolata yediğimizde de… Çikolata yiyip, sakinleştirici alıp uyumaya başladım. Sonunda şişmanlamış ve tepkisiz bir kadın olmuştum. Artık kocam beni aldatmış, aldatmamış umurumda değildi… Benim yerime kocam tedavi olsa daha çabuk iyileşeceğimin farkındaydım, ama o doktor randevusunda yanımda olmaktan bile hicap duyuyordu. İlaçlarımı alırken, “aynısı olsun” diye ısrar ettiğimde, gözleriyle eczacıya, “idare edin, hasta..” der gibiydi…

Şimdi Defne nasıl diye sorarsanız, iyi sayılırım. Sadece en son paspas kovasının dibinde gördüğüm seratoninimi bulamadığım için biraz gerginim o kadar..

AYSEL KILIÇ

FEMİNİST POLİTİKA‘ DA EKSİK ÇIKMIŞ 4 SAYI

Bu Yazıyı Toplamda 1154 Kişi Okudu

Tags: ,

This entry was posted on Perşembe, Şubat 18th, 2010 at 13:22 and is filed under Aysel Kılıç, Makaleler, Psikoloji, Yazar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

mrm

Yorumunuz