13
Mar

SEVİŞME ARZUSUYLA ALDATMAK – OLCA BAL

   Posted by: admin   in Hikaye, Olca Bal, Yazar

YAŞAMIN İÇİNE SIKIŞTIRDIĞIMIZ DUYGULAR BİZİM MUTLULUĞUMUZ(MU), MUTSUZLUĞUMUZ İSE KAÇTIĞIMIZ KENDİMİZ(Mİ)

YAŞAMIN İÇİNE SIKIŞTIRDIĞIMIZ DUYGULAR BİZİM MUTLULUĞUMUZ(MU), MUTSUZLUĞUMUZ İSE KAÇTIĞIMIZ KENDİMİZ(Mİ)

Elif’i artık çoktandır uyku tutmuyordu, gündüzü gecelerine karışmış, düşünceleri sınırsızca yoruyordu beynini. Bu bedensel bir rahatsızlığın dışa vurumu değildi, sadece düşünce ve hayal dünyasının içinde oluşturduğu fırtınaların sonucu, dönüşü olmayan bir yola doğru kendisini savuracağı endişesi, oldukça rahatsız ediyordu kendisini. Öyle bir olaylar zincirinin içine sarılmışdı ki, vücudu arınsa da vicdanı bu yükü nasıl kaldıracaktı, artık hiçbir zaman kendisi olamayacak, rahat edemeyecekti.
Hiç kuşkusuz, büyük bir beceriyle aile hayatına ve davranışlarına dikkat ederse, duygusal anlamda falso vermezse, belki de bu sırrını mezara kadar götürebilirdi. Bir insanın iradesi ve güçlü olmasının sınırları nereye kadardı? Ruhundan içtenlikle gelen arzularını, bir beden nereye kadar bastırarak durdurabilir? Çoğuları Elif’e kötü kadın gözüyle bakacak, bazıları ise lanetleri okuyacaktı şüphesiz! Belki azda olsa, birileri Elife hak verecektir! Bende merakla dinlemiştim, eminim sizlerde şimdiden merak ediyorsunuz Elif’in hayatındaki gizemli yönünü.
Otuz sekiz yaşında, iki çocuk annesi ve oldukça güzel bir Bayan, ev kadını olduğundan, her sabah erkenden kalkarak, işe gidecek olan kocasına kahvaltısını hazırlar, on yıldır olduğu gibi, büyük bir şefkatle kocasını yanaklarından öperek işine yolcu ederdi. Çocuklarına olan sevgisi, onlara karşı şefkat ve ilgi dolu sevgisiyle, çocuklarını hazırladıktan sonra onları yolcu eder, kendisini eş ve anne rolünde mutlu kılardı.
Ama kadın olarak çok mutsuzdu, yıllarca kocasının cinsel konudaki duyarsızlığı, içten içe yiyip bitiriyordu kendisini. Son dört yılda parmaklan sayılabilecek kadar az cinsel yaşamları olmuştu. Delice sevişip, nefes nefese kaldıkları günler artık yerini anıların özleten tek kişilik yalnızlığına bırakmıştı. Çok mutsuzdu ve yalnız kaldığı zamanlar, içindeki öfke ve isyanla ağladığı çok günler olmuştu. Eşinin bu kopukluğunu, duyarsızlığını kabullenemiyor, bir anlam veremiyordu. İlk zamanlar, erkeğinin gururunu incitmemek için hep susmuştu, suskunluğuna sabrını ekleyerek sadece bekledi. Hiç bir yaklaşım olmadığını gördüğünde, en erotik geceliklerini giyerek, yatağına uzandı. Bazı zamanlar ise cilveli ve çılgın hareketleriyle, erkeğini baştan çıkarmaya çabaladı. Bunlarda işe yaramayınca fantezisini kullanarak, en romantiğinden bir sahne hazırladı. Banyoyu mum ışıklarıyla loş bir hale getirip, küveti gül kokulu esanslarla doldurduktan sonra, Kristal bardaklara eşinin çok sevdiği kırmızı şarabı boşaltarak, evlendikleri gün çalan parçayı da CD’ye koydu. Her şey tamamdı, eşi bu sürpriz önünde duyarsız kalamazdı. ‘’Canım gelir misin‘’ diye seslendiğinde, eşi banyonun kapısını açtı, bedeninden dökülen kırmızı tül gecelik ve aşka davet çağrısıyla karşı karşıya kaldı. Adam şaşkınlıkla karısının gözlerine bakarak, hüzün dolu bir sesle, ‘’yorgunum’’ diyerek, banyoya girdiği gibi acele ile gerisin geri döndü, gözlerinde ki yaşları saklamaya çalışarak, yatak odasına doğru yürüdü.
Elif başına tuğla düşmüşçesine, olduğu yerde dona kalır. Bir günah işlemişçesine, elleri titreyerek tekrar geceliğini düzeltmeye çalışır. Kendini aşağılanmış, kadınlık gururu ayaklar altına alınmış hissederek, yüzünü avuçlarının içine saklar ve ağlamaya başlar. Ve kadınsı çekiciliğini artık tüketmiş ve cazibesini kayıp etmiş duygusuna kapılarak, incinmiş gururunu toparlamaya çalışır. Yaşamak zorunda olduğu evliliği, kendisinin anlam veremediği bu çelişkiler ortasında giderek ruh sağlığıda bozulmakta, kuşku ve korkuların ortasında çırpınmaktan artık yorulmuştu. Evliliğinde yaşadığı yatak ilişkisinden mahrum bırakılmışlığı, en yakın arkadaşına bile anlatamıyordu. Günden güne içini kemiren yalnızlığı ve hüzün dolu yalnızlığını kimseyle paylaşamıyordu. Hayat arkadaşını başkalarına küçük düşürmek istemeyişinden, susmayı tercih etmişti.
Eşi işine, çocukları yuvaya dağıldığında, koca evde tek başına kalır ve bu duruma çare aramaya çalışır, düşündükçe içini acıtan bu çıkmazdan çıkamaz, hüznünün derinliklerinde kayıp olurdu. Evini temizlerken, yemek yaparken her adımda, her anda kendisiyle konuşarak, kendisini ve kocasını sorgulamaktaydı. Şikayetlerini bir bir dile getirirken, öfkesi nefrete dönüşmekteydi. ‘’Neden, niçin benimle 4 senedir sevişmiyor, bana erkeklik yapmıyor. Beni artık sevmiyor mu, soğudumu benden! Acaba başka bir kadın mı var, ama bu imkansız? İş saatleri dışında evinde, kahveye bile nadiren gidiyor.’’ Kendi kendine konuştukça, işin içinden çıkamaz hale gelir ve bir hınçla devam eder. ‘’Şikayetimi dile getirmeye çalıştığımda, kaçmakta buluyor çareyi. Allah’ım ne olursun günah yazma ama artık aklıma kötü şeyler geliyor. Zorla beni bir başka adamın kollarına atacak,’’
Bir an duraklayarak düşüncesinin kendisine aşırı derecede rahatsızlık verdiğinden dolayı, yanaklarının utançla kızardığını hisseder, ‘’tövbe tövbe’’ diyerek lafını bitirirken, içinden ‘’ben neler saçmalıyorum’’ diye geçirir. Kendine bir kahve yaparak, temiz havayı içine çekebilmek için balkona geçer. Ahşap sandalyeye oturduğunda, kahvesini önünde duran alçak boylu masaya bırakır. Yaktığı sigarayı içine çekerek kahvesini yudumlar, yudumladıkça da sakinleşir. Sakinleşse de vücudu ve beyni, tamamen sevişme arzusuyla dolup taşmaktaydı. Birden gülerek, ‘’iyi ki balkonun önü boş araziye bakıyor’’ der. Ve gözlerini kapatıp hayal kurarak, kendinde tatmini yaşamaya çalışır. Ellerini yavaşça göğüslerine bırakarak, hafifçe ovmaya başlar, ovdukça içi kıpırdar ve diğer elini karnının alt kısmına indirerek sürtmeye başlar, dakikalar sonrası sürtmeden tüyleri ürperir ve içini sıcak basar. Kısık sesle inleyerek, alev basmış dudaklarını da yan yan ısırmaya durur. Hayal aleminde 4 senesi buna benzer okşamalarla geçmişti ve artık kesinlikle yetmiyordu kendine. Ellerini masaya bırakarak bir hüzünle içini çeker ve bir sigara daha yakar. Sabır sınırının taştığını anlarken, delice sevişmek isteğini duyuyordu, ancak etten kemikten bir varlıkla. Çıplak vücudunun, güçlü eller tarafından bir hamur gibi yoğrulmasını düşlüyordu.
Sonuç ne olursa olsun, muhakkak kocasıyla konuşacaktı! Akşam işten geldiğinde, yemekten sonra hem çocuklarda yatmış olacaktı. Kararı kesindi! Pısırık kalmış bir tavırla değil, hele ki utanarak hiç değil. Ne istediğini bilen bir kadın gibi! Bu yeryüzünde, yemek yemek ve su içmek kadar doğal olan çıplak sevişmeyi ve 10 senedir hayatını paylaştığı insandan, Ruhunun rahatlatılmasını isteyecekti. Kocalık görevini uygulamasını istemesi için, kıvranması mı gerekirdi Elif’in?
Nihayet sabırsızlıkla beklediği an gelmişti, çocuklar derin uykularına dalmış ve eşiyle baş başa kalabilmişti. Yatak odalarına geçtiklerinde, Elif manalı gözlerle bakarak, henüz yatağına uzanmamış olan eşine. ‘’Senden bir ricam var, lafımı hiç kesmeden beni dinlemeni istiyorum’’ der. Eşi düşünceli bir şekilde, yatağın ucuna oturarak, tedirgin bir sesle, ‘’buyur, ne istiyorsan konuşa bilirsin.’’ Hangi konuyla geleceğini biliyordu nereye kadar sustura bilirdi ki karısını. Elif soğukkanlı hareketleriyle, kocasının karşısına iskemleyi çeker ve oturur. Kollarını dizlerine bırakarak bakışlarını da duvarda asılı olan, birbirlerine sıcacık sarılmış resme dayar. Dudaklarının arasından, önce bir içtenlikle offff çekerek şikayetini dile getirmeye başlar. ‘’Bak bu resim, senden sevgiyle sıcaklık aldığım dönemin resmi.’’ Adam gözlerini yavaşça resme yöneltir, sonrada üzülerek başını yere eyer. Kısık ve hüzünlü bir sesle; ‘’ben seni hala seviyorum, elimden geldiğince de sıcak davranıyorum!’’
Elif duyduklarının karşısında öfkelenir. Sinirden kızarmış yanaklarını, iki elinin arasına alarak, ‘’artık açıkça konuşmanın zamanı geldi’’ der. Gözlerini büyüterek sert bir sesle; ‘’ben sevişmek istiyorum, anlıyor musun, sevişmek! Benimle yatmıyorsun, yeterince ihmal edildim, anlamıyor musun be adam, damarlarım kurudu, içim kurudu.’’ Ağır laflar karşısında Adam yumruğunu sıkar, utancından alnından sıkıntı dolu terler iner. Elif’in gözlerinden gözlerini kaçırır ve kalkıp gitmek istediğinde, Elif kolundan sıkıca tutarak, güven dolu bir sesle, ‘’artık karar vermek zorundayım’’ der. Eşi iki büklüm yerine yığılarak, ağlamaklı ve titrek bir sesle, ‘’ne kararından bahis ediyorsun? Yoksa ayrılmak mı, bu yuvayı dağıtmak mı niyetin?’’
Umutsuzluğun içinde ki bir çırpınışla, ‘’ya çocuklarım, onlarsız ne yaparım ben!’’ Kocaman adamın gözlerinden yaşlar akarken; acı dolu bir haykırışla, ‘’her birimiz perişan olur, dağılırız, ne olursun yapma’’ der. Nede olsa bir zamanlar aşk dolu severek evlendiği kocasıydı aslında hala seviyordu! Senelerini geçirdiği insana içi sızlar. Ruhundan duygusallık akarken yüreğine, ‘’bir tanem, ayrılmak değil istediğim. Bulunduğumuz duruma bir çare bulmak, neyse derdin paylaşmanı istiyorum benimle.’’
Eşi başını peki dercesine sallayarak, ‘’müsaade et biraz bana, sıcak bastı, yüzümü soğuk suyla yıkayıp geliyorum.’’ Elif sessizlik içinde beklerken; ‘’umarım düşündüğüm gibi değildir’’ derken, nerdeyse konuşmanın devamından, kendi isteğiyle vaz geçecekti. Eşi yüzünü kurulamamıştı, çenesinin altından damlayan su birikimleriyle odaya girerek yerine geçti. Avuçlarında kalan ıslaklıkla, yüzünü sıvazlayarak karısına acıyla bakarak, bir zaman sessiz kaldıktan sonra, gözlerini yere indirerek; ‘’benim erkekliğim öldü’’ der! Elif şok içinde kalmış, tedirgin bakışlarla; ‘’nasıl, nasıl yani’’ diye sorar? Cinsel organımdaki kaslarım ölmüş, sertleşmiyor’’ yanıtını alır. Elif Ruhani bir boşluk yaşarken ne yapacağını şaşırmıştı ve kendisinden çok, karşısında duran çaresiz adama acır.
Kısık bir sesle; ‘’çare aradın mı? Kocasının hüzün dolu sesi içerdeki havayı daha da ağırlaştırır. ‘’Gitmediğim doktor kalmadı, bana acımasızca erkekliğimin bittiğini ve artık bir kadınla ilişkiye giremeyeceğimi söylediler. Bu erkeklerde nadir olan bir hastalıkmış, ne yazık ki bana çattı’’ derken, gözleride nemlenmişti. Bir şeyleri kurtara bilme arzusuyla Elif heyecanla atılır; ‘’üzülme bir tanem, bak elin ayağın tutuyor, sağlığın yerinde. Güçlüsün, kuvvetlisin, çalışarak evini geçindiriyorsun. Hiç bir eksiğimiz yok sayende’’ derken, ağlamamak için de kendini zor tuta bilmişti. İskemleden kalkarak kocasının dizlerinin dibine çöker ve başını dizlerine yaslar. Adam elleriyle saçlarını okşarken, çekingen bir sesle kocasına; ‘’o zaman beni dudaklarınla, parmaklarınla sev. Farklı yönden rahatlat, doyurmaya çalış’’ der. Acıyla içini çeken adam, ‘’cesaretim kırıldı Elif, sana dokunamıyorum’’ der.
Elif içindeki boşluğun içinden çıkamaz hale geldiğinden, birden başını kocasının dizlerinden kaldırarak, eşinin dudaklarına yapışır. Öpmeye ve diliyle yalamaya başlar. Adam, Elif’in yakasından tutarak hafif arkaya iter ve dudağını çekerek ayağa kalkar. Yerde, dizlerinin üstünde sıcaklığa susamış kadın kendini daha fazla tutamaz ve hıçkırarak ağlamaya başlar. Adam ayakta, berbat bir durumda bulunan karısına baktığında, yere eğilerek omuzlarından tutar ve başını göğsüne yaslar. Donuk bir sesle, cesaretinin kalmadığını tekrar eder. Tercih edilen sessizlikte bir birlerine kenetlenmiş oturduktan sonra, Adam odayı terk etmek için ayağa kalkar, geceyi salondaki kanepede geçirmenin doğru olduğunu düşünür. Adımlarını kapıya yönelttiğinde, bir an duraklar. Arkasını dönmeden, boş ama hüzün sarmış bir sesle; ‘’seni bu evde zorla tutamam, zorla bu evliliği sürdürmenide bekleyemem. Buna hakkım yok’’ der ve başı önüne eğilmiş bir şekilde odadan çıkar.
Ertesi gün ilk kez kahvaltısı hazır değildi masada, sessizlik içinde hazırlanarak yolcu edilmeden de işine gider. Aslında içinden geçirdiği, ne olursa olsun Elif’in kendisini terk etmemesiydi. Paydos saati evine geri döndüğünde, kapının önünde anahtarı tutan elleri korkudan titriyordu. Tedirgin bir halle kapıyı açmaya çalışırken acaba çocuklarımı alarak çoktan ailesine gitmişmidir, beni bırakmışmıdır düşüncesi içini sızlatır. İçeriye girdiğinde, çocukları bacaklarına koşup sarıldığında, bir an içi ferahlar. Elif ise mutfaktan çıkarak eşine doğru yaklaştığında, sıcak bir sesle ‘’hoş geldin’’ der. Adam duyduğu sevinçle gözlerini büyüterek Elif’in ellerini avuçlarının arasına alır ve minnet dolu gözlerle karısına bakar.
Elif içinden, ‘’evet seni bırakamadım, yılların alışkanlığını silip atamadım’’ diye geçirir. Zaman geçiyor ve Elif isteklerini sadece bastırmayla yetiniyordu. İlkbahar kapıya dayanmış ve güneşin dağıttığı ılık sıcaklık, insanin içini gevşetiyordu. Artık sıkıldığından, öğle vakitleri yürüyüşe çıkıyordu. Berraklık içinde parıldayan güneşin ışıkları yüzüne yansırken, bastırdığı duygularınla baş edemiyor ve içi istekle çarpıyordu.
Düşünceli ve dalmış bir şekilde, yeşillik içine saklı bir parkta banka oturur ve oynayan çocukları seyretmeye başlar. Önünden el ele aşıklar geçtiğinde, sıcacık okşamalarla sarılmış arada öpücükler konduruyorlar. İçi buruklaşır, yüreğine hüzün hepten çöker. ‘’Allah’ım ne yapmalıyım, bana yardım et’’ derken çoktan ağlıyordu. Vicdanen kocasını bırakamıyor ve çocuklarının psikolojisiyle oynamak istemiyordu. Gençti, kanı kaynıyor ve vücudunu esir almış sevişme arzusunu, istese de içinden çıkaramıyordu. Şeytana mı uyuyordu veya çok doğal olan bir şeyi kendinde karar alarak uygulayacak mıydı? Evet, ne kadar içini acıtsa da kararını vermiş ve kocasını bir başka erkekle aldatacaktı!
Birden kalkarak kendini gazete satılan dükkanda buldu. Bir gazete satın alarak evine gider ve tanışma ilanlarını inceler. Elif, dini, dili yabancı bir Alman’la, en az kendi evine bir saat uzaklıkta oturan birini seçecekti. Avrupalıların hayata rahat bakma sebebi ve sorgusuz, süvalsiz sadece sex üzerine bir ilişki kuracaktı ve Elif ayda 3-4 kez ona giderek, bedensel doyumu sağlayacaktı. Böylelikle herkes hayatından memnun kalacak ve eşiyle bir arada, içsel bunalımlara girmeden yaşaya bilecekti. Dikkatlice erkeğini seçerek görüşmeye gider ve anlaşırlar. O gün değil ama bir hafta sonra yabancıyla ilişki yaşayacaktı.
Evine döndüğünde soğukkanlılığını koruya biliyordu, bu olayın çok doğal ve hakkı olduğunu beynine kazımıştı. Çocukları’na ve kocasına ilgiyle davranıyor ve her zaman olduğu gibi isteklerini yerine getirmeye çalışıyordu. Beklediği an gelmişti, ev halkı dağıldığında, erken saatlerde trene binerek yabancının evine gider. Önce koltukta bir zaman oturarak sohbet ederler, sonra yabancı Elif’in kolundan hafifçe tutarak, ‘’gel’’ der ve yatak odasına götürür. Elif karmaşık duygular içinde kalmış, ne yapmalı gitmelimi diye düşündüğünde. Yabancı birden dudaklarına yapışır ve iştahlı bir şekilde öpmeye başlar. Elif’in çıplak gerdanını parmaklarının ucuyla okşadığında, içi kıpır kıpır olur ve gitmekten vaz geçerek, kendini yabancının kollarına teslim eder. Saatlerce, çılgınca sevişerek doyuma uğrar.
Ruhu rahatlamış ve üstünden bir yük kalkmıştı. Evet, hoşuna gitmişti! Vicdanı’nı sevişme sırasında kendinden uzaklaştırmış ve sadece anın tadını çıkartmıştı. Devamlı görüşecekleri, muhteşem nefes nefese kalışlarından ve inlemelerinden belliydi. Uyumlu bir sexden sonra, akşam evinde ailesiyle yemek masasına kurulduğunda, gözlerini karşısında oturan kocasından kaçırmaya çalışır. Karma karışık hislerle yemeğini yemeye uğraştığında, ‘’acaba anlamışmıdır?’’ Düşüncesi beynini kemiriyordu. Kocası dikkatli bir şekilde Elif’i seyrediyordu ve Ruhundan göz bebeklerine verilen ışığı görmeyecek kadarda budala değildi. Canına can gelmiş yüzü parlıyordu sanki. Böyle bir rahatlığa, karısının birden sahip olması kocasını büsbütün şüphelere sokmuştu. Adam düşünceli bir şekilde karısını süzdükten sonra, durgun bir sesle; ‘’Elif’’ der. Elif tabağından başını kaldırarak, çekingen ama kararlı gözlerle adama bakar ve ‘’efendim’’ der. Adam, düşünceli gözlerle uzun uzun Elife baktıktan sonra, kaybetme korkusunu yaşayarak, sormak istediği sorusundan vaz geçer. Elif bir kez daha direterek, ‘’efendim’’ dediğinde, donuk bir sesle cevap verir. ‘’Ellerine sağlık, yemekler güzel olmuş’’ der. SUSMAKMIYDI DOĞRU OLAN? BELKİDE!

OLCA BAL – DÜREN
20.07.2009

Bu Yazıyı Toplamda 2792 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Cumartesi, Mart 13th, 2010 at 15:49 and is filed under Hikaye, Olca Bal, Yazar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

sevda

Yorumunuz