Posts Tagged ‘Edebiyat’

BİR RÜYA GİBİYDİ BİZİM AŞKIMIZ, YAŞANDI VE BİTTİ(Mİ)

BİR RÜYA GİBİYDİ BİZİM AŞKIMIZ, YAŞANDI VE BİTTİ(Mİ)

Hani!
Aşkların suskun seslenişinde
Çığlıklarımız vardı
Boğazımızda düğüm, düğüm
Haykıramadığımız
Ya da bir gece kahvesinde
Demli tavşan kanı çayın
Bitiremediğimiz yarım kalan sohbetinde
Gözlerine dalardım
Sanki!
Zaman dururdu o an
Bütünleşirdim seninle
Sen!
Ben olurdun
Bense sen
Aşkların bilmecesini çözerdik
Çoğu zaman
Ferhat ile Şirine takılırdık
O görkemli sevdayı
Tartışırdık seninle Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

askerler_canakkaleROMAN TANITIMI: KULVAR DEĞİŞTİREN ADAM: YAZARI K. TAHİR SAPAZ
Kulvar değiştiren adam, adlı roman, öğretmenim Tahir Sapaz tarafından, iki binli yıllarda kaleme alınmış, içindeki konunun her birisi ayrı bir hikaye ve felsefeyi içeren çok güzel bir kitap. İlk anda sıkıcı gibi gelen kitabı, anlamaya çalışmaya başladıkça beni sardı. Belki mekan ve kahramanları tanıdığımdan ve belki de kahramanımız Veli çavuş’un dil üslubunu, ben çocukken duyduğumdan olacak beni derecesiz etkiledi. 2006’da baskıya verilmiş kitapta Yazarımızın dünya görüşünü ‘ Kulvar değiştiren adam’la karşılıklı sohbet ve yorumla ele alması ve dünle bugünü karşılaştırması çok harika olmuş.

Veli Çavuş, Kızıldeniz’de, Yemen’de, Suriye de ve de Çanakkale de savaşmış bir kurtuluş savaşçısı dır.
Eğer bu insan bu günkü teknolojiyle karşılaşsaydı çok şey öğrenilirdi ve anlatımlarından tarihi canlı gibi, tanığından izleyebilir ve duyardık.

Veli Çavuş, lakabı, nam ı diğer ‘Kirli Veli’, sırtından askeri pardesüsünü ve ayağındaki çarığını ölene kadar çıkarmayıp, düzene tepki göstermiş bir insandır. O hep savaş halindedir.
Düşmanı, her cephede perişan etmiş ve Atatürk ile diz dize çarpışmış bu dev insan, alavereye, dalavereye, soygunculuğa, rüşvete ve Osmanlının siyasetine, kendi deyimiyle; Hüt hüt….de hüt hüt. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

Yazarlık öğretilir mi? Öğretilir, bana öğretildi. Herkes yazar olabilir mi? Evet, yeteneği, hevesi, azmi ve anlatacak öyküsü olan herkes yazabilir. Yol gösterecek birisi, bu yola çıkanlara, yardım edebilir. Daha önce denediğim bir yöntemle, ilgilenenlere bilgilerimi aktarmak istiyorum. Başlayalım:
Evet!.. Yazmak… O, heyecanlı bir yolculuktur… Hazırlığı günlerce sürer. Zaman zaman hazırlığınız boşa gidebilir… Korkunç ve acıtan bir gerilim yaşarsınız… Konu, karakterler, mekân, hedef kitleniz ve iletmek istediğiniz mesaj… Her şey hazır… Kâğıt ya da bilgisayarınız size, siz ona bakar durursunuz. Tek kelime yazamazsınız. Kendinizden, inançlarınızdan kuşkuya kapılırsınız. Oysa beyninizde yazmıştınız… Hatta altına cafcaflı bir imza da atmıştınız… Bu, hep olur ve her yazar bunu yaşar. Korkmayın, hazırlığınız boşa gitmeyecektir… Bu hazırlığı, şimdi değerlendirebilir, olmazsa başka bir eserinizde yan öykü olarak kullanabilirsiniz… Hazır olan bu malzeme değerlendirilmek üzere sizi bekleyecektir…

Fark ettiğiniz gibi “hazırlık” deyip durdum. Çünkü ilk aşama budur. Hazırlığınız yoksa yazamazsınız. “Yazma eylemi” düşünce olarak beyninizde sizinle birlikte yaşar gider… Nedir bunlar? Çarşıda alınıp satılır mı? Hayır… Hazırlığın ilk malzemesi kendinizsiniz… Deneyimleriniz, sevgileriniz, nefretleriniz, tanıklıklarınız, ilişkileriniz, yeme-içme alışkanlıklarınız, okuduğunuz ve gördüğünüz her şey… Kısacası “siz”… Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

7
Şub

MATRUT – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Psikoloji, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

NEFRETİM VE YALNIZLIĞIMA TUTUNDUM

NEFRETİM VE YALNIZLIĞIMA TUTUNDUM

Matrut çok çirkin, tıknaz ve takoz gibi bir adamdı. Kendi görüntüsünden kendi de hoşlanmazdı. Çirkin olduğunu biliyordu. Bu nedenle aynalarla arası hiç iyi değildi. Evinde hiç ayna bulundurmazdı. Sadece aynaları değil, geceleri görüntüsünü yansıtan camları da sevmezdi. Evinin salonunda, banyosunda, mutfağında, tuvaletinde, kütüphanesinde, holünde, çatı katında ve hiç bir odasında ayna olmadığı gibi, camı olan herhangi bir kapı da yoktu. Pencereleri ise artık beli bile tutmayan, iki büklüm hale gelmiş; ama yüzünde, hüzünle karışık bir sevecenliği hala koruyan, yaşlı annesi örter ve açardı. Bütün pencereleri kapatmak, açmak; akşamları bütün pencerlerin perdelerini çekmek, gündüzleri yeniden ama bu kez tersine doğru çekmek ve bütün bunları yaparken, oğlunun pencerelerle karşılaşmamasına dikkat etmek, yaşlı kadını çok yoruyordu. Bu işlere bir türlü alışamamıştı, alışamıyordu…

Boyaları solmuş, iki katlı büyük, eski bir villada oturuyorlardı. İki kişiydiler: Annesine hiç benzememiş, babasından daha çirkin bir oğul ve artık ömrünün akşamına gelmiş yaşlı bir ana.. Bu yaşlı kadın pencerelerle uğraşmak bir yana, evin bütün işleriyle de ilgilenmek zorundaydı.

Haftada bir gün üstünkörü temizlik yapmak, her öğün aynı yemekleri pişirmek, kirden kaskatı kesilmiş çamaşırları tarihe karışmış ve içindeki bütün aletleri oraya buraya fırlatıyormuş gibi, ‘takara…tukara’ diye sesler çıkaran çamaşır makinasının içine atmak. Bütün tabak, kaşık, çatal, kirli hale gelinceye kadar, bekledikten sonra onları yıkamak…. Her şey, ne varsa onun eline bakıyordu. O, ak saçlı, iki büklüm, buğday tenli, mavi gözlü yaşlı kadın, yllardır bu işleri yapmaktan bıkmıştı. Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

5
Şub

ELEKTRİK 1 – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Mizah, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

yoolYıl 1986…
Mevsim Yaz…
Aylardan Haziran…
Elektrik icat edileli çok olmuştu; ama bizim fukara köyümüze, elektrik denilen şey, daha yeni geliyordu. O da kendisi değil, önce direkleri geliyordu, köylünün elektrikten de, elektrikli ev aletlerinden de haberi yoktu. Sadece on beş yıl önce, pilli bir radyo gelmişti köyümüze.

O radyo geldiğinde çok şaşırmıştık. Muhtar getirmişti onu evine. Sesini de sonuna kadar açmış, yayın yapıyordu. Kendisi de evinin önündeki hamağa uzanmış sallanıyor ve kaliteli tütün sarmasını tüttürüyordu. Öyle bir kubarmış, şişinmişti ki; havadaki bütün gazları çektiğini sanırdınız.

O kara kutunun sesi köyden duyulunca, bütün çocuklar muhtarın evine üşüşmüş, radyoyu garip garip seyre koyulmuşlardı. Radyodan sesler geldikçe çocuklar gülüşüyor; adamlar bu kara kutunun neresine saklandılar, diye radyonun altına, üstüne, sağına, soluna bakınıp, tekrar tekrar gülüşüyorlardı. Muhtar da çocukların şaşkınlığından memnun, şöyle demişti: ‘Sakın dokunmayın ha! Bakın ama dokunmayın. Çok değerlidir o. Şehir işidir, siz anlamazsınız. Ve hem de bizim şehirlilerin değil, Alaman şehirlerinin işidir. Yani gavurların işidir. Sağolsun, amcaoğlu yollamış oradan. Bin kere sağolsun, zaten çok kadir kıymet bilir bir adamdı. Az mı yardımcı oldum ona buradayken. Bir nevi borcunu ödemek istemiştir bana. Hem de düşünmüştür oralardaki medeniyet insanlarını gördükçe, kendi hemşerilerinin ne kadar geri kaldıklarını düşünmüştür. Düşünmüş ve bu radyoyu bize medeniyet öğretsin diye göndermiştir.Hakkaten kadir kıymet bilir bir adammış Süleyman. Ve hem de akıllı ve hem de düşünceli. Lan sakın dokunmayın, lan! Hadi bu kadar yeter, gidin analarınızı, babalarınızı da çağırın. Onlar da gelip baksınlar, medeniyet kutusunu görsünler.’ Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

5
Şub

ELEKTRİK 2, SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Mizah, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

29Direkler dikildikten sonra bizim köylü tam iki sene bekledi. Evet, evet, tellerin çekilmesi için, 1986′dan, 1988′e kadar bekledi… İki sene boyunca günde üç defa; Güneş doğarken, en tepedeyken ve batarken, ellerini kaşlarının üzerine koyup, gözlerini kısarak, ilçeye giden toprak yolun görülebilen en son noktalarına baktılar…
Dört mevsim iki defa gelip geçti. Kış olduğunda bizim köylü, bu güzelim direklerin öyle bomboş, bir işe yaramadan duruşuna üzüldü ve onların diplerinden parçalar kopararak tezekleri tutuşturmakta kullandı.

İki sene sonra yine bir yaz günü, teller de eski bir kamyonun damperinde gelince, direklerin beşinin de alt kısımları oyulmuş haldeydi. Önümüzdeki kışın sert rüzgarlarına dayanamayıp, devrilecek gibiydiler. Rüzgarlarda devrilmesinler diye oyuk yerlerine tahta takozlar çakıldı.

Asıl akla mantığa sığmayacak ilginç olaylar teller çekildikten sonra oldu. Daha doğrusu ne olduysa, elektriğin geldiği ilk günlerde oldu. Şimdi anlatacağım olaylar size belki inanılmaz, saçma, akıl dışı gelebilir. Ama ben zaten, onların akla uygun olduklarını iddia etmiyorum; sadece tamamen gerçek olduklarını söylüyorum… Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

hznfm2Yine anılarla başım belada, gecenin bitmesini bekleyen 3-5 nöbetleri gibi, turlamaktayım sokakları. Bu şehirden kaçmam gerekir, ama nereye? Sokaklar üstüme geliyor sanki, her köşe başında bir başka kamburum, anılar bırakmıyor yakamı, gölgem sanki mübarek, git başımdan diyorum, gitmiyor işte, anlaşıldı. Bu şehirde beni barındırmayacak. Valizlerimi toplamalıyım, ne kadar zaman oldu yerleşmeyeli, bir türlü sığamadığım dört duvar arasına. Öfkemde kabarmakta hani, ne gereği vardı, şimdi aşık olmanın, şartmıydı yani, ”birden geriye dönerek, adımladığı caddede tekmeyi fırlattı, öfkeyle bağırdı karşısında durduğunu zannettiği gölgesine, ”sen kaşındın işte”

Çevreye dönerek baktığında, karşı taksi durağında kendini dikkatle izleyen şoför ile göz göze geldi, eliyle ne var dercesine işaret yaptığında, adamın yüzünü çevirdiğini görerek, ” adam seni ciddiye alıp, kavga bile etmiyor, gördünmü geri zekalı, birde Ayla’ya değerli olduğundan bahsediyorsun. Değerin ortaya çıktı, pırlantasın mübarek, senden başka kimsenin, almaya tenezül etmediği” ilerdeki dalgalı saçlı, uzun boylu kadına kaydı gözleri. Kadının kaçamak bakışlarını yakaladı bir an, utandı, seslenmeye karar verdiğinde

”Hanımefendi, ben deli değilim, neden” Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

güllerin sultanı beyaz gül

güllerin sultanı beyaz gül

Güller ailesinden; baba sarı gül, anne kırmızı gül, kızları beyaz gül, gezintiye çıkmışlardı.
Güller vadisine vardıklarında, baba kızına gururlanarak: “Nasıl buldun burayı Gülbeyaz?” diye sordu. Gülbeyaz, asil duruşuyla:
”Çok güzel, harika, harika” diyerek, içindeki o coşkuyu sözcüklere dökmeye çalıştı. Uçsuz bucaksız görünen gül vadisi, her renkten, her çeşitten, her kokudan, her boydan güllerle doluydu. Bu güzelliği anlatmaya söz bulamıyordu.
Gülbeyaz, gözlerini kapatarak, çeşit çeşit gelen gül kokularını soluyordu. Akşam eve döndüklerinde, o muhteşem görüntüyü unutamıyordu.
Kendi kendine, yine gül vadisine gitmeğe karar verdi.
Tüm gece, rüyasında vadide gezinen Gülbeyaz, yüzünü güneşin okşamasıyla uyandı.
Esneyerek gerindiğinde, gece boyu biriken çiğ damlacıkları, dökülü verdi yapraklarından.

Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

ekimBu yazıya kategori bulmakta zorlandım.12 Eylül’de sol neden yenildi de olabilirdi kategori. Boşanmalar ve ölü evlilikler de olabilirdi. Hazır mevsimlerden sonbahar, aylardan Eylül’ken bir başka arkadaşımızın 12 Eylül yazısının altına yanıt ta olabilirdi. Anlatı diye bir yazı kategorimiz olsaydı, onun konusu da olabilirdi.İç hesaplaşmalarımız diye bir yazı kategorisi olsaydı oraya tam da denk düşerdi.

Artık biçimin ardına düşmeyeyim. Konu şu , 12 Eylül’de ben yaşam karşında nasıl da ricat eyledim. Konu; malum konu, 12 Eylül’de radyolarımızı bir açtık evet , Hasan Mutlucan’dan kahramanlık türküleri evimizin içini doldurdu. Pencerelerimizi bir açtık ki, tam da biz ülkenin her yerinde eş zamanlı eylem koymalarımızın üzerinden, devrim arifesinde olduğumuza inanmışken, tam da “düşmanlar selam ister , gözden, gezden, arpacıktan ” diye içimizden mırıldanırken, sokağımıza askeri araçlar dolmuş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Korku içinde babama baktım. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

iskence88İşkence ve devrimci tavır; sanırım Ferit bu konuda farklı düşünüyor. Demir’in sorusu oldu, sevdiği kadınla birlikte, içerde, işkencede ne yapmalı, tavır ne olmalı, ona cevap veriyor. Evet, neden Amerikan bireyciliği veya üst kuruma kölece bağlılık? Veya da şöyle sorayım, devrimci tavır ne olmalı? Bunu anlamak istiyorum!
Ferit, soruya cevap vermek için konuşmaya başladı:
- Bence sorun belirgin; işkencecinin amacı karşısındaki insanı teslim almak, bunun içinde tüm yöntemlerle harekete geçiyor. Önce korkutmak; yalnız ve tek başına olduğunu, bağlı olduğu gücün burada kendisine hiçbir yardımının olmayacağını. Arkasından gelen ise kaba dayak ile yaşamsal tehdidi hatırlatmak! Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

finetogetheragain0au0gqŞimdi dostlar, konuları sıra ile alacağım, uzun olursa uyarın. Evlilik kurumu, ilk köleci toplumla ortaya çıkmış. İlkel komün al toplumda, diğer deyimle anaerkil dönemde, kadın ve erkek ortak üretim içinde olduğundan iş bölümü netmiş. Kadın toplayıcılık ve idari işleri üstlenirken, erkek avcılık ve güç gerektiren av ve ev aletlerinin yapımını üstleniyor. Kabilede herkes söz sahibi ve doğan çocuklar annenin ve tüm kabilenin.
- İlk üst kimliği bağımlı hissetme burada oluşuyor, ben kabileme aidim ve onlarsız hiçim! Evlilik kurumu yok, kadın ve erkek bir araya geliyor, bu da aynı çadırı, evi, mağarayı, paylaşmakla oluyor! Başkasını isterse kadın veya erkek ona gidiyor, zina yok, miras yok, gönüllü birliktelik. Üretim araçlarının gelişmesi ve üretim fazlasının oluşması ise sınıflaşma oluşuyor. İktidar yine kadın ile erkek arasında paylaşılmış, evden-kabile yönetimine kadar, güç gerektiren savaşa kadar, o dönemde savaş aletleri ok, yay, mızrak, sapan, balta, bıçak olduğunu unutmayın! Zenginleşmeyle birlikte sınıflaşan kabile ve kabile birlikleri, diğer kabilelerle yaptıkları savaşlarda edindikleri ganimetlere, insan da katılınca, kölelik ve onların ürettikleri üzerinde zenginleşmek, bu zenginliği devamlı kılmak için askerleri oluşturmak ile erkek iktidarında en önemli adım atılıyor.
- Özel mülkiyet oluşunca bunun hukuku oluşuyor, daha önce kabileye ait olan toprak, av alanı, mera, artık bireylerin elinde toplanıyor, sonrası ise miras için, aile kuramı ortaya çıkıyor! Aile kuramının temelinde, mirasın sonraki kuşaklara intikali sağlanarak, sömürünün ve gücün aileler elinde bulunmasının garantiye alınması yatmaktadır! Süreç içinde kadın hızlı şekilde iktidardaki gücünü kaybetmeye, deyim yerindeyse köleleşmeye başlamış! Soyun devamından sorumlu yapıya indirgenmiş, namus, ahlak söylemleri dinsel motifle süslenmiş. Soyun devamında bozulmanın önüne geçilerek, mirasın yabancı değil, gerçek ellere geçmesi teminat altına alınmaya çalışılmıştır. Read the rest of this entry »

Tags: , , ,