Posts Tagged ‘Kadın’

huzunKoşarak uzaklaşmaktaydım, ayak seslerim kaldırımda yankılanırken, sanki birazdan, bir bir çıkarak köşelerinden, Zebaniler beni götüreceklerdi cehennemin gayya kuyularına ve beni zamanın olmadığı diyarlara hapis edeceklerdi. ”Ben, gökyüzünün olmadığı yerde nasıl yaşarım, yeşilin olmadığı, çocuk seslerine, kuş seslerinin karışmadığı. Yok oğlum, hapis hayatı seni yiyip bitirmiş, beton diyarının koynundasın, çıktığından beri kaç kez gittin ormana. İçerdeki hayallerine ne oldu, koşacaktın uçsuz bucaksız bozkırda, yılkının asi küheylanı gibi, rüzgarı hisedecektin terinin buğusunda. Burun deliklerin kömürcü körüğü gibi, yalımlar saçacaktı ve korkacaktı Zebaniler o dehşetli hızından ve hiç bir süvari yetişemiyecekti sana, hiç bir kement ve kurşun.” Gerisine dönerek baktı, çoktan kayıp olmuştu arkasında bıraktıkları, nefes nefeseydi, ”oh be rahatladım, ne kolaymış konuşmak ve anlatmak iç sıkıntını.”

Nereye gidecektim sahi, evin son kirasını ödemiştim ve cebimdeki para otelede yetmezdi ve kalmıştım ortada. Gidecek yerleri düşündüm, ama öyle bir yerde yok, ne yapmalı şimdi. ”Ve adam parasız ve çaresizdi, aklına son aşkı geldi ve aşka teslim olmaya, sevdiğine gitti, hadi be yüzsüz şarlatan seni, yine süsledin yalanlarını, sinir oluyorum senin bu tavrına. Bak gördünmü, sende Ayla’laştın, gerçekçi olmak adına, hep saçma sapan dürüstlük. Geçer akçemi bu yaptığın, ev sahibinin parasını öderken beni dinledinmi? Dışarda kaldık, hadi bakalım, barınak bul bana bay dürüst.” İçindeki sesi dinledi, suskunluğuna gülümsedi, ”ha şöyle adam ol biraz, paşa paşa aşkım Ayla’ma gideceğiz, sen karışma, ben hallederim.”

Taksiye binip binmeme arasında ikilemde kalsada, öbürünü mutlu etme adına, yürümeyi tercih etti. ”Fazlada uzak değil hani,” içerde saatlarca yürürde yorulmazdı, çıktığı günden beri bir hal olmuştu bacaklarına, ne çabukta yoruluyordu. ”İhtiyarladı galiba” diye düşündü, ”kaymakam, vali olacaktı bu bacak, ülkeye barış ve adaleti getirecekti, yorgun bir deliyi taşıyor. Kapıda açılmaya bilirdi, dışarıda mevsim sonbahar ve bu şehirden gitmeli” derken, kalmaya karar vermişti. Belkide Ayla’dı sebeb, çıktığından beri o kadar çok şehir dolaşmış ve o kadar çok yerden apar topar kaçmıştı. Hep takip edildiğini ve tekrar o cehenneme götürüleceği korkusu, yer etmişti beyninin tüm kıvrımlarına. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,

valse30 yıl akıl hastanesinede kalan ve çamura can veren Camille Claudel… Bakırköy Akıl Hastanesi’nin önündeki `Düşünen Adam Rodin’in sevgilisi Camille Claudel… Yazarımız Aysel Kılıç, işte yaşamı akıl hastanesi ve çamurlarla geçmiş Camille Claudel’i yazıyor. İşte Aysel Kılıç’ın, `Çamura can veren kadın… Camille Claudel` adlı yazısı…
“Akıl hastanesi! Evim diyebileceğim bir yere, sahip olma hakkım bile yok! Onların keyfine kalmış işim! Bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi… Mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye; yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. Kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı, büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar… Bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca, ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra, şimdi de kendilerinin hak ettikleri, hapishane hayatını bana yaşatıyorlar… Bütün bunlar Rodin’in şeytani başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı zaten; kendisi öldükten sonra, benim sanatçı olarak atılım yapıp, onu aşmam; bunu engellemek için de, yaşarken olduğu gibi, ölümünden sonra da, ben hep mutsuz kalmalıydım…Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu.. Bu esaretten çok sıkılıyorum. Villeneuve’e hiç dönemeyecek miyim, Paul?”
BEN CAMİLLE CLAUDEL, SESİMİ DUYUYOR MUSUNUZ? YUKARDAKİ MEKTUBU AĞABEYİM PAUL’A YAZDIM. HANİ ŞU ÜNLÜ FRANSIZ ŞAİRİ.. DİPLOMAT PAUL CLAUDEL. BANA DÖNÜP YANIT VERMEDİ. BİR ÇOK ARKADAŞLARIMA , BİR ÇOK MEKTUPLAR YAZDIM. “ÜŞÜYORUM BENİ BURADAN ÇIKARIN “DEDİM. “HEYKEL YAPAMAZSAM , ÇAMURA DOKUNAMAZSAM, DELİRİRİM” DEDİM. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

Aşk, tek kişilik oynanan, oyun gibidir.
Aşk, tek kişilik oynanan, oyun gibidir.

Özür dilediğim aşk, öyle devrim aşkı, bağımsız bir ülke aşkı, doğa, çevre, börtü, böcek aşkı değil… Basbağı bildiğimiz aşk. Yani onu görünce, kalbimizin yerinden çıkacakmış gibi çarptığı, yüzümüzün al bastığı, göremeyince içimize keder basan, küstüysek hele, tüm dünyanın siyahlara büründüğü, çiçeklerin kokmadığı, tüm renklerin siyahlara döndüğü aşk bu!

Bizzat kendisine, onun olma durumuna aşık olduğum aşktan, geç de olsa özür dilemek istedim. Ona o kadar kötü davrandım ki “artıkdeğiştim, beni affet!” desem de inanmıyor.Aslında belki haklı.. Çocukluğumda, en çok onun hayalinin kurulduğu, bir yaşam çevrelemişti beni. Siyah beyaz Türk filmlerinde, en çok onun yüzünden, başına olmadık şeyler gelenlere, ağlamıştım. Şarkı sözleri hep, çok ama çok aşık olmayı, ya da kavuşamayınca, hayata kahretmeyi öğretti, bir çoğumuz gibi bana da.

Sonra ben büyüdüm, aşk da büyüdü.. Ben büyüdükçe, o benden çok büyüdü, karşılaştığımız da, ona genellikle iyi davrandım. Onu avutmak için, gitarla parçalar bile çaldım. Ay ışığına bakıp, ağladım. Sevinçten, hoplaya zıplaya gezdim. Günler önce, kararlaştırılmış randevulara telaşlandım, özenle süslendim. O da bunları inkar edemez.

Sonra mı.. Ah onu çok çok hırpaladım. Ülkemiz elden gidiyordu, bir şeylerin ucundan tutmak gerekiyordu. Aşk benim için bir zaaftı. Halkımızın değer yargıları, ahlak ölçüleri öyleydi, böyleydi..”Ama halkımız istiyor” derken, hele de herkesin bacısıyken aşk da neydi ki.. Devrimcilerin aşkı nasıl olurdu, bunu hiç bilmiyordum. Önümde, devrimci aşka dair, bir örnek yoktu. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

KECA-KURD

KECA-KURD

Bayram tatilini ailece Yalova’da geçirdik. Çocuklarım, annem ve kardeşlerimle… Çokca anı tazeledik. Sandıkların dibinde saklı kalmış, oyalı tülbentlerin gizzemi döküldü ortalara. Lavanta torbaları, sakladıkları kokularını özgür bıraktılar, başım döndü onca yaşanmışlıktan. En saklı, en derin yerlerimizi açtık birbirimize, bazıları yük oldu bana, bazıların da ise çok hafifledim. Tam döneceğim gece, annemle olan sohbetimizi düşündükçe, yüreğim acıyordu. Rosa Lüxemburg`un, yoldaşı Sonja Liebknect’e yazdığı mektubu yeniden okuyunca, annemin anısının acısına bir yoldaş buldum, bu benim de yüreğimi hafifletti biraz. Bazan biriken acılar, bir yol yaratıyor kendine ve akı veriyor insanın yüreğinden. Ateşi bir diğerinin yüreğini de yakarak.

Annem sapsarı saçları olduğunu anlattı. O kadar sarı ki, beyaza yakın bir sarıymış annemin saçları ve birçok örükmüş. Taki, hayvanlarından bulaşmış olan, kist hidatik için Dersim`den, önce Trabzon’a, oradan vapurla İstanbul’a, ameliyat olmaya gidene dek. Orada bir hastahaneye yatmış ve ameliyat olmuş, Zazaca’dan başka bir dil bilmediği içinde, tuvalet ihtiyacı için hemşireyi çağırmaya utanmış, yataktan inerken düşmüş, ameliyat yeri açılmış, tekrar ameliyat edilince de, tam dört aya ulaşmış kaldığı süre. Hastahanede bakılması zor diye, anneannemin ördüğü örükleri, dibinden kesmişler. Sonra saçı, eski sarılığını kayb etmiş. Şimdi, boyanın altına saklamasa, apak olan çok güzel saçları var. Saçlarının kesilmesine çok üzülmemiş, asıl üzüldüğü, yeni yeni Türkçe öğrenmeye başladığından, yaptığı bir şaka yüzünden hemşirenin, kulağını çok acıtarak çekmesiymiş. Çok üzüldüğünü yüzü ve dudaklarının kıvrımları da doğruladı. Anneciğimi kulağı çekilen küçük bir kız çocuğu olarak düşününce kulağım degil ama yüreğim sızladı. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

46Felç geçirdikten sonra, arkadaş olduk tekerlikli sandalyeyle. Sol tarafım tamamen hareketsiz, sağ tarafım ise kısmen çalışıyor. Hapsedilmiş bedende ne kadar yaşanırsa, o kadar yaşamaya çalışıyorum. Çocukların evimizin alt katında, eşyalarımı toplayışını seyrediyorum. Bir kaç gün önce, oğlum Can ile kızım Beste, yanıma gelerek bana:
“Anne biz düşündük, ikimiz de çalışıyoruz, yanlış anlama sakın, seninle ilgilenmek çok zor oluyor,“ dediler. “Oysa senin, düzenli bir bakıma ihtiyacın var. Bu yüzden seni huzur evine götürmeye karar verdik”.
Yüzüme üzgün üzgün bakarak kızım, elimi okşayıp öpüyordu: “Bizi anlıyorsun değil mi anne, başka çaremizin olmadığını ve seni çok çok sevdiğimizi biliyorsun değil mi!“ İçimde kırılanları görmemeleri için, gülümseyerek başımı sallayıp, konuyu kapattım. ”Anlıyordum, çocuklar haklıydı. Çalışıyorlardı, kendi aileleri vardı, üstüne üstlük bir de ben eklenmiştim. Evet haklıydılar.”
Daha o anda, yaşamın tüm renkleri, bir bir solmaya başladı içimde. Kendimi öylesine çaresiz, öylesine boş ve gereksiz hissettim ki; hıçkırıklar düğümlendi boğazıma. Göz yaşlarımı, kanayan yüreğimin acısını, kimsenin görmesini istemedim. Yalnızlığın, kopkoyu karanlığında boğuluyordum. Sahnede hayatimin son rolü oynanırken “ben seyirci durumuna düşmüştüm.”
Can valizimi önüme koyarak, Beste’ye seslendi: “Başka bir şey var miı geç kalıyoruz.” Ağzımdan çıkan iniltiyle: “Ben henüz hazır değilim,” diye ifade etmeye çalışırken, elimi, kaldırabildiğim kadar kaldırıp, yukarıyı işaret ediyordum. Can: “Ne var anne, bir şey mi söylemek istiyorsun?“ diye sorunca, başımı salladım: ‘Beni yukarı götürün’ demeye çalıştım. “Ah anne, buna zaman kalmadı” diyerek, tekerlekli sandalyeyi itmeye başladı. Gerçektende götürüyorlardı beni. Vücudumun, hareket eden her yanıyla, tüm gücümü kullanarak, protesto ediyordum. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

my20dress20hangs20there” Yürüyemezsem dans ederim”diyebilen, acılar içinde geçen yaşamının en son anında “yaşasın hayat” diyen ve kıpkırmızı karpuzları natürmort çalışan, devrimin kırlangıç kaşlı kızı Frida.
Sen nasıl anlatılırsın? Frida, bunu bilemedim. Yaşam hikayende öyle çok şey var ki. Bir yanını anlatırken, başka bir yanın eksik kalacak diye, kaygı taşıyor insan seni anlatırken. Acılar içinde geçen yaşamının içindeki çok renkli kişiliğinle yaşama renk katmışsın sanki… Olmazlar olur olmuş seninle. Yaşamın ta kendisiymişsin sanki Frida. Ben de, doğduğun yerden çocukluğundan başlayarak anlatmaya çalışayım seni, eksikliklerimi hoş gör. Seninle ilgili öyle çok şey izledim ki ve öyle çok şey okudum ki…hep” evet Frida bu ama şu yanı sanki biraz eksik kalmış” dedim. Evet doğduğun yerden ve çocukluğundan başlıyayım… Read the rest of this entry »

Tags: , ,