Posts Tagged ‘Savaş Çeliker’

17
Şub

BEKLEYİŞ – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Makaleler, Medya, Savaş Çeliker, Yazar

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

Neden acı çekeriz sevdalandığımız zaman, mutlu olacağımız yerde? Ya da, daha doğru bir soru olarak, ne zaman acı çekeriz, ne zaman yüreğimizde onulmaz bir burukluk hissederiz?

Genelde, karşılıksız sevdaların, insanın yüreğini daha çok acıttığına inanılıyor. Oysa ben, bunun doğru bir tespit olmadığını düşünüyorum. Çünkü hayatta kesin olan ve bütün gerçekliğiyle bilinen, içinde farklı bir beklentiyi barındırmayan her şey, çok daha kolay kabul görür. Bir sevda karşılıksızsa, bu açık bir gerçekliktir ve karşılıksız seven, bunu rahatlıkla kabul edebilir, dolayısıyla sızısı da uzun ve derin olmayacaktır. Ama ya, içinde geri gelineceği, karşılık verilebileceği umudunu taşıyan sevdalar, nasıl sevdalardır, bilen var mı?

Giden, hiçbir zaman, gerçekten gitmemiştir yanımızdan, yaşattıklarıyla daima burada, yanı başımızdadır. Ve işte asıl acıyı biz, bu umut dolayısıyla yaşarız. Kalbimiz daima, bu sıcak umut yüzünden kanar. Çünkü o, mutlaka geri dönecektir, en azından bu ihtimal henüz tükenmemiştir. Akılla yüreğin sürekli çatıştığı, karışık bir durumdur bu. Belki de, bir daha asla dönmeyeceğini bile bile, bekleriz. Ne de güzel anlatıyor bu durumu şarkı: Read the rest of this entry »

Tags: , ,

17
Şub

YAZMAK – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Makaleler, Medya, Savaş Çeliker, Yazar

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

Yazmak üzerine çok şeyler söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir tarihinden saatlerce sözedebiliriz. Ama bana öyle geliyor ki; kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Yazmak her geçen gün, iyiden iyiye zorlaşıyor.
Sanatın! bütün diğer dallarında olduğu gibi edebiyat da, ne yazık ki hayatın ticari kıskaçlarının içerisinde, değişimlere uğruyor. Edebiyatçı artık daha fazlasıyla, günlük iaşe derdini ön plana alarak yazıyor. Açıkçası! “Para” her şeye olduğu gibi, edebiyata da hükmediyor…
Ne kadar beklersek bekleyelim, artık bir Don Quişot, ya da Jan Valjen gibi kahramanlara rastlayamayacağız romanlarda. Yeni kahramanlar, parasal nedenlerden ötürü, pazarın kurallarına göre yaratılıyorlar. Popüler, bir çırpıda tüketilen, felsefesi olmayan geçici zevklere hitap eden kahramanlarla tanışıyoruz…
Çevre kirliliği gibi, eser kirliliğiyle, daha kibar bir ifadeyle, eser fazlalığıyla da karşı karşıyayız. Para kaygısıyla, çoğunlukla bir defalık eserler ortaya çıkıyor. Okuyorsunuz, gülüp eğleniyor ya da bir güzel hüzünleniyor ve kitabı bir kenara, bir daha yüzüne bakmamak üzere bırakıyorsunuz… Çünkü yazar para kazanmak istiyor; bunun icin paraya endekslenmiş sözcükler üretiyor. Okuyucu para kayb etmek istemiyor; bunun için parasal değere endekslenmis sözcükleri satın alıyor. Görünüşte her şey yolunda gibi; yazan da, okuyan da memnun. Ama sözcükleri meyva pazarına çıkartırsanız; gırtlağınız, para gücünüz, reklamlarınız ve çevreniz yeterli güç ve büyüklükte değilse, meyveniz şimdiden çürümeye başlamış demektir. Çünkü siz de o günlük meyva pazarında sözcüklerinizi satışa çıkardınız! Read the rest of this entry »

Tags: , ,

9
Şub

SENKİ İNSANSIN – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Medya, Savaş Çeliker, Şiir, Şiir

2844257-lgSen gideli ey sevdiğim
Ellerim tutmaz
Ayaklarım yürümez oldu
Sen gideli ey sevdiğim
Dilim tat almaz
Gözlerim görmez oldu

Ne anlamı vardı şimdi böyle çekip gitmenin
Ne anlamı vardı
Beni böyle ardında
Hüzünlü
Çaresiz
Ve hasret yüklü bırakmanın Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

7
Şub

MATRUT – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Psikoloji, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

NEFRETİM VE YALNIZLIĞIMA TUTUNDUM

NEFRETİM VE YALNIZLIĞIMA TUTUNDUM

Matrut çok çirkin, tıknaz ve takoz gibi bir adamdı. Kendi görüntüsünden kendi de hoşlanmazdı. Çirkin olduğunu biliyordu. Bu nedenle aynalarla arası hiç iyi değildi. Evinde hiç ayna bulundurmazdı. Sadece aynaları değil, geceleri görüntüsünü yansıtan camları da sevmezdi. Evinin salonunda, banyosunda, mutfağında, tuvaletinde, kütüphanesinde, holünde, çatı katında ve hiç bir odasında ayna olmadığı gibi, camı olan herhangi bir kapı da yoktu. Pencereleri ise artık beli bile tutmayan, iki büklüm hale gelmiş; ama yüzünde, hüzünle karışık bir sevecenliği hala koruyan, yaşlı annesi örter ve açardı. Bütün pencereleri kapatmak, açmak; akşamları bütün pencerlerin perdelerini çekmek, gündüzleri yeniden ama bu kez tersine doğru çekmek ve bütün bunları yaparken, oğlunun pencerelerle karşılaşmamasına dikkat etmek, yaşlı kadını çok yoruyordu. Bu işlere bir türlü alışamamıştı, alışamıyordu…

Boyaları solmuş, iki katlı büyük, eski bir villada oturuyorlardı. İki kişiydiler: Annesine hiç benzememiş, babasından daha çirkin bir oğul ve artık ömrünün akşamına gelmiş yaşlı bir ana.. Bu yaşlı kadın pencerelerle uğraşmak bir yana, evin bütün işleriyle de ilgilenmek zorundaydı.

Haftada bir gün üstünkörü temizlik yapmak, her öğün aynı yemekleri pişirmek, kirden kaskatı kesilmiş çamaşırları tarihe karışmış ve içindeki bütün aletleri oraya buraya fırlatıyormuş gibi, ‘takara…tukara’ diye sesler çıkaran çamaşır makinasının içine atmak. Bütün tabak, kaşık, çatal, kirli hale gelinceye kadar, bekledikten sonra onları yıkamak…. Her şey, ne varsa onun eline bakıyordu. O, ak saçlı, iki büklüm, buğday tenli, mavi gözlü yaşlı kadın, yllardır bu işleri yapmaktan bıkmıştı. Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

5
Şub

ELEKTRİK 1 – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Mizah, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

yoolYıl 1986…
Mevsim Yaz…
Aylardan Haziran…
Elektrik icat edileli çok olmuştu; ama bizim fukara köyümüze, elektrik denilen şey, daha yeni geliyordu. O da kendisi değil, önce direkleri geliyordu, köylünün elektrikten de, elektrikli ev aletlerinden de haberi yoktu. Sadece on beş yıl önce, pilli bir radyo gelmişti köyümüze.

O radyo geldiğinde çok şaşırmıştık. Muhtar getirmişti onu evine. Sesini de sonuna kadar açmış, yayın yapıyordu. Kendisi de evinin önündeki hamağa uzanmış sallanıyor ve kaliteli tütün sarmasını tüttürüyordu. Öyle bir kubarmış, şişinmişti ki; havadaki bütün gazları çektiğini sanırdınız.

O kara kutunun sesi köyden duyulunca, bütün çocuklar muhtarın evine üşüşmüş, radyoyu garip garip seyre koyulmuşlardı. Radyodan sesler geldikçe çocuklar gülüşüyor; adamlar bu kara kutunun neresine saklandılar, diye radyonun altına, üstüne, sağına, soluna bakınıp, tekrar tekrar gülüşüyorlardı. Muhtar da çocukların şaşkınlığından memnun, şöyle demişti: ‘Sakın dokunmayın ha! Bakın ama dokunmayın. Çok değerlidir o. Şehir işidir, siz anlamazsınız. Ve hem de bizim şehirlilerin değil, Alaman şehirlerinin işidir. Yani gavurların işidir. Sağolsun, amcaoğlu yollamış oradan. Bin kere sağolsun, zaten çok kadir kıymet bilir bir adamdı. Az mı yardımcı oldum ona buradayken. Bir nevi borcunu ödemek istemiştir bana. Hem de düşünmüştür oralardaki medeniyet insanlarını gördükçe, kendi hemşerilerinin ne kadar geri kaldıklarını düşünmüştür. Düşünmüş ve bu radyoyu bize medeniyet öğretsin diye göndermiştir.Hakkaten kadir kıymet bilir bir adammış Süleyman. Ve hem de akıllı ve hem de düşünceli. Lan sakın dokunmayın, lan! Hadi bu kadar yeter, gidin analarınızı, babalarınızı da çağırın. Onlar da gelip baksınlar, medeniyet kutusunu görsünler.’ Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

5
Şub

ELEKTRİK 2, SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Edebiyat, Medya, Mizah, Savaş Çeliker, Yazar, Öykü

29Direkler dikildikten sonra bizim köylü tam iki sene bekledi. Evet, evet, tellerin çekilmesi için, 1986′dan, 1988′e kadar bekledi… İki sene boyunca günde üç defa; Güneş doğarken, en tepedeyken ve batarken, ellerini kaşlarının üzerine koyup, gözlerini kısarak, ilçeye giden toprak yolun görülebilen en son noktalarına baktılar…
Dört mevsim iki defa gelip geçti. Kış olduğunda bizim köylü, bu güzelim direklerin öyle bomboş, bir işe yaramadan duruşuna üzüldü ve onların diplerinden parçalar kopararak tezekleri tutuşturmakta kullandı.

İki sene sonra yine bir yaz günü, teller de eski bir kamyonun damperinde gelince, direklerin beşinin de alt kısımları oyulmuş haldeydi. Önümüzdeki kışın sert rüzgarlarına dayanamayıp, devrilecek gibiydiler. Rüzgarlarda devrilmesinler diye oyuk yerlerine tahta takozlar çakıldı.

Asıl akla mantığa sığmayacak ilginç olaylar teller çekildikten sonra oldu. Daha doğrusu ne olduysa, elektriğin geldiği ilk günlerde oldu. Şimdi anlatacağım olaylar size belki inanılmaz, saçma, akıl dışı gelebilir. Ama ben zaten, onların akla uygun olduklarını iddia etmiyorum; sadece tamamen gerçek olduklarını söylüyorum… Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

ONLAR GURBETİ YÜREKLERİNDE TAŞIYANLAR.

ONLAR GURBETİ YÜREKLERİNDE TAŞIYANLAR.

GELDİKLERİNDE ALKIŞLARLA KARŞILANDILAR…
KALKINAN ALMANYA
Savaş sonrasında Almanya, hızlı bir sınai, ekonomik kalkınma sürecine girdi.  Savaşın kara bulutları ülkenin üzerinden henüz çekilmemişti. Şehirler alt yapısı, sosyal ve sınai tesisleriyle yerle bir olmuştu.Ülkeyi yeniden inşa etmek, hele hele toplumu yeniden ruh sağlığına kavuşturmak o kadar da kolay değildi.

Nasyonal sosyalizm şiarıyla şahlanmış, Prag’dan başlayarak, Norveç’ten, Kuzey Afrika’ya kadar işgal etmiş bu toplum, bu büyük histerik rüyadan 1945 Nisan’ında büyük bir yenilgiyle uyandığı zaman; etrafta yanmış, yıkılmış binalardan, dağılmış ailelerden ve milyonlarca ölüden başka birşey görmedi.

Bu korkunç travmanın etkileri elbette yıllarca sürecekti. Ama etkilerini en aza indirebilmek için bile, hemen ve hızla çalışmaya başlamak, ayrıca toplumu yalıtılmışlık psikolojisinden kurtarmak gerekti.Gerçi Almanya ve Alman toplumu bu konuda nispeten şanslı sayılırdı: Çünkü politik, coğrafi konumunun gereği olarak Amerikan yardımlarının birinci derecedeki alıcısı olmuştu. Bilindiği üzere Amerika, Sovyetler aracılığıyla komünizmin Avrupa’da yayılmasını istemiyor, bunun için Batıdan ve Güneyden Almanya ve Türkiye gibi ülkeler aracılığıyla Sovyetleri kuşatmaya çalışıyordu. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

8
Oca

PLEBLERIN DESTANI – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Şair, Şiir, Şiir

araf5Tarihte ilk destanı halkın
Krallığından sonra
Cumhuriyetinin altın çağında
Yaşandı Roma’nın
Bilir misiniz? Tarihin imbiğinden hızla süzülüyordu zaman. Hiç bir şey eskisi gibi değildi. Kadri mutlak krallar vardı Roma’da, M.Ö. 753’ten bu yana. Ve destekçileri, başlarda gül gibi geçindikleri Patrikler. Onlar egemendiler. Efsunlu dumanlarla tütsülemişlerdi iktidarlarını. Yine de husursuzdular. Plebler, o ezilen mazlum halklar, korkutuyordu onları. Onlar da güçlendirdiler devletlerini. Olmadı. Gırtlaklanma korkusundan kurtulamadılar. Ve cadılara baktırdılar fallarını. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,

6
Oca

SAVAŞ ÇELİKER – HAKKIMDA

   Posted by: admin    in Biyografi, Medya

helebada-resimSAVAŞ ÇELİKER
15.11.1973’te Sivas’ın İmranlı İlçesi, Karacaören Kazasına bağlı, Taşlıca (eski adı Tarbas) Köyünde doğdu. Küçük yaşta ailesiyle birlikte İstanbul’a göçtü. İlk, orta ve Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Genç yaşta, devrimci alternatif düşüncelerle tanıştı. Bir kaç yıllık aktif mücadelenin ardından, henüz 19 yaşındayken, 11 günlük işkenceli sorgulardan geçirildikten sonra, 1993 yılında, Devrimci Sol üyeliğinden, (Örgüt 1994 yılında partileşerek DHKP-C adını aldı) 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nde başlayan hapishaneler serüveni, sevkler ve sürgün sevklerle, ülkemizin yedi ayrı ilindeki, dokuz farklı cezaeviyle, 11 yıl devam etti. Bu süre zarfında, iki yılı aşkın süre, tek başına hücrelerde kaldı. Cezaevlerinde, hak gasplarına karşı yürütülen işgal,

Read the rest of this entry »

Tags: ,