Posts Tagged ‘Tarih’

20050121021737eugnedelaaq1Komünizmin ilk aşaması
Komünizmin ikinci aşaması
Komünizmin üst evresi(Nihai ve tam kurtuluş)
İlk aşama Sosyalizmdir ve temel ilkesi proleterya diktatörlüğü aracılığıyla, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi, burjuvaziye ait üretim araçlarının kamulaştırılması ve herkesten yeteneğine göre almak ve herkese emeğine göre vermektir.

Anlaşılacağı gibi ortada yine bir devlet vardır, ama bu devletin işçi sınıfının çıkarlarına göre hizmet edeceği ve eninde sonunda kendini söndüreceği iddia edilir. Devletin söndüğü, insanlığın en yüksek üretim seviyesine ve en yüksek birlikte yaşama bilincine vardığı aşama ise artık, yöneten ve yönetilenin olmadığı, insanın çok yönlü olarak kendini istediği gibi özgürce gerçekleştirebildiği bambaşka ve çok ileri bir toplumdur. Hatta diyebiliriz ki, Marks’ın bu yürekli hayali gerçek anlamda toplumlar tarihinin de sonudur. Bu yüce gönüllü adamın hayali bazılarının daima iddia ettiği gibi gerçekleşmesi imkansız bir hayal değildi elbette. Dahası aşağıda anlatacağımız gibi, komünizmin ya da devletsiz bir toplum konusunda komünizmden farkı olmayan anarşizmin de hayallerinin gerçekleşmesi açısından dünya koşulları oldukça olgundur. Ancak Marks ve Engels’in öngöremediği, belki de belirli bir deneyimi zorunlu kılan, sosyalist devlet uygulamalarının yaratacağı sonuçlardı. Sosyalist ya da “Halk Devleti” uygulamaları ne yazık ki çok acı bir biçimde göstermiştir ki, hangi biçimde olursa olsun herhangi bir devlet eliyle, komünizm getirilemez.

Zayıf ya da katı, herhangi bir şekilde hiyerarşiye ve bürokrasiye ihtiyaç duymayan hiçbir devlet biçimi yoktur. Devlet kendini hiçbir zaman söndürmez. Devlet söndürülebilir bir kavram değildir. Hangi sınıfa dayanarak olursa olsun devlet, yasa yapıcılar aracılığıyla (bunların sayısının azlığı çokluğu,halk egemliğine ya da temsiline dayanması, hatta insanların bire bir temsiline dayanması…bir şeyi değiştirmez) kendini bir kez yasal olarak yarattığında, her dönemin pratik ihtiyaçlarına göre yeni yasalar yaparak kendini daima devam ettirecektir. Ve yasalar, somut sorunlardan hareket ederek daima karşısına birilerini alır. Düşmanı olmayan hiçbir yasa yoktur! Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

4avDeğerli okuyucularım, sizlerle Rüya dergimizin, ‘İnsan Can’ köşesinde, – alışılmışın ötesinde-, insan ve insanî konular hususunda fikir alışverişinde bulunmaktan dolayı tatlı bir heyecan ve derin bir mutluluk hissediyorum. “İnsan Can” yazı köşemde; gerek bilimsel, gerek metafizik konulara temas ederek, insan psikolojisi, insanoğlunun soy, inanç ve kültür tarihi, güncel hayatımızda karşılaştığımız sorunlar, sorunları çözmeye yönelik metotlar ve yüreğimizde beslediğimiz duygularımıza doğru birer ruhî yolculuklar yapacağız.

Sevgi, Sanat ve İnanç aslında bilimsellik ile açıklana mayan olgular olarak kabul edilmektedir. Özellikle ‘inanç’ konusu geçmişte bilim dünyası tarafından kale alınmamış ve bu tür konular büyük bir oranda dinlere endeksli kalmıştır. Yüzyıllardır bilim, araştırmalar ve geliştirmeler sayesinde insanlığa teknolojik harikalar kazandırabilmişse de, ne var ki; asıl insanın kendisinin ilerlemesinde o kadar da faydalı olamamıştır ve hatta insanın bazı hassas hisleri teknolojinin desteği sayesinde zamanla körelmeye yüz tutmuştur. Bu hususta düşündüren konulardan da biriside örneğin şudur ki; tıp teknolojisinin gelişmesiyle beraber bir dizi eskiden beri tanınan hastalıklara karşı başarılı ecza buluna bilinerek imha edilmiştir, ama genel anlamda hastalıkların sayısı azalmamıştır ve hatta bilimi en son sınırlarına kadar zorlayan yeni hastalıklarda türemiştir. İşte bu noktada haklı olarak şu soru ortaya atılmaktadır ki; acaba insanlar bilinçli veya bilinçaltı eğilimli bu hastalıkları kendilerimi üretiyorlar? Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

CEM ÇAĞDAŞ HUKUKUN DERİNLİĞİDİR

CEM ÇAĞDAŞ HUKUKUN DERİNLİĞİDİR

Anadolu’da ki örgütlenmenin temelinde var olan dergah anlayışının kökeninde, ciddi bir örgütlülük, kadrolaşma ve aynı zamanda önderler kurumunu yaratarak, toplumu eğitme, ilerletme sağlanmıştır. Onların günlük yaşamından, hukuksal tüm sorunlarını çözerek, bu sorunların çözümünde tek yetkili güç olmayı başaran dergah yapılanması, çok ciddi olarak incelenmelidir.
Dergah’ta yapılan eğitim, öğretimin tamamı yatılı ve üretimde yapan, bağ- bahçe, dergah ve vakıf topraklarını ekerek herkesin mutlaka üretime katılması sağlanmıştır. Ayrıca musiki ve genelde saz-kopuz gibi enstrümanların en az bir tanesinin çalınabilmesi ile içsel anlamda kapsamlı musiki eğitimi verilmesi sağlanmıştır. Ayrıca Alevilik ve farklı konularda çok geniş ve kapsamlı kütüphane bulunması ve bu kütüphanede, ezoterik el yazması kitaplardan, o güne ulaşmış felsefi konulardan, tıp, astronomi kaynaklarına, kadim eski toplumun sözlü geleneğinin yazılı hale getirilerek arşivlenmesine kadar, oldukça kapsamlı ve geniş kütüphane mevcuttu, ancak bu kütüphane Cumhuriyetle birlikte hepsine el konularak akıbeti bilinmemekte. Bu uygulama sadece dergaha yapıldı ve Mevlana dergahı bu uygulamadan muaf tutuldu. Dip not olarak, kütüphanenin geride kalan kitaplarının tekrar geriye alınarak, bu kaynaklardan faydalanmak için yasal mercilerde davacı olunması gerekmektedir. Geçmişimize ait bu kaynakların tekrar gerçek sahiplerine dönüşünü sağlamak, Alevi hareketinin önünde duran görevlerden birisi olduğuna inanıyorum. Araştırma yapılması ve kitap okunmasının zorunlu olduğu, en az bir yabancı dil bilinmesi, okur yazar olunması, içsel eğitim için çok güçlü psikolojik eğitim yaptırılması temel eğitim idi. Kişinin egosunu eğitebilmesi gibi konularla toplumun her konuda yönetileceği ve kapsamlı, inançtan, günlük yaşama kadar, tüm alanlarda yetkin, inanç önderleri yetiştirmekte. Aynı zamanda bu kişileri ve onların oluşturdukları aileleri, yönetici kutsal konumuna sokarak, dergah ile toplum arasında, ara katmanı oluşturdu. Dergahın toplum içindeki her kesim ile iç içe olmasını ve onları yönlendirme, eğitme ve denetleme konusunda güçlü kaldı. Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

SİNAN ERBEKTAŞ

SİNAN ERBEKTAŞ

Kaos ve belirsizliklerden ibare olan yaşantımıza, gelenekler ve ritüeller, belirli bir düzen ve tutanak getirmektedirler.
Batı ekonomisi; tüketici olarak hitap ettiği medeniyetlerin kültürlerindeki gelenekleri kendi ürünlerinin satışının daha da artması için farklı pazarlama konseptlerine geliştirmiştir.
Noel Baba (Nikolaus), Noel’den önceki dört Pazar (Advent), Noel (Weihnachten), Yılbaşı (Sylvester) kutlamaları derken, millet hediyelik eşyalar için iyi bir para döküverir. Şimdi sıra Karnaval’dadır. Bundan sonra küçük Paskalya yortusu (Pfingsten), Babalar Günü, Anneler Günü, Sevgililer Günü, Paskalya (Ostern), 1 Mayıs derken, sıra yaz tatilleri ve daha sonra Ekim şenlikleri, Halloween, Kırmızı Burun ile bu döngü devridaimini tamamlayacak – ve ondan sonra al baştan.
Şimdi tekrar kısa bir Karnaval’a dönelim. Karnaval; Hıristiyanların, büyük perhizden önce et kesiminde, çeşitli ve tuhaf kılıklara girerek toplu halde yaptıkları şenliklerdir. Bir zamanlar Fransız kuşatmasına karşı sosyal politik bir başkaldırı misyonunu bile üstlenmiştir bile diyebiliriz.
Lakin bu türlü dinî bayram eğlenceleri Hıristiyanlıktan önceleri de görülür. Sümer şairlerine göre Tanrıça İnanna, toplumun süsü, Sümer’in neşesidir. Çatal höyük’te bulunan 8500 yıllık ana tanrıça figürü, tarih boyunca anılan ana tanrıça kültünün bir uzantısı ya da Anadolu’daki versiyonudur. Bereket tanrıçası Kibele’e gidenlerin yumurta boyamaları, ayinle ilgili danslar yapmaları, diğer kültleri de hayli bir etkilemiştir. Eski Mısırlılarca İsis ve Apis bayramları, İbranilerde eski Yunanlılarda, Romalılarda türlü adlarla anılan dinî eğlenceler vardır. Gürültülü, neşeli müzikli olan bu eğlencelerde toplu danslar yapılır, herkes çeşitli ve güldürücü kıyafetlere bürünür. Aşırı serbestliğin de hoş görüldüğü yerler vardır.
İşin aslına bakıldığında; bu tür eğlenceler insanın yaşadığı kalıplaşmış ve kısıtlamalarla dolu bir ortamından bir müddet de olsa çıkıp, yeni bir ortama girmesini sağlayan bir özentiyi gün ışığına çıkarır. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,

KECA-KURD

KECA-KURD

Bayram tatilini ailece Yalova’da geçirdik. Çocuklarım, annem ve kardeşlerimle… Çokca anı tazeledik. Sandıkların dibinde saklı kalmış, oyalı tülbentlerin gizzemi döküldü ortalara. Lavanta torbaları, sakladıkları kokularını özgür bıraktılar, başım döndü onca yaşanmışlıktan. En saklı, en derin yerlerimizi açtık birbirimize, bazıları yük oldu bana, bazıların da ise çok hafifledim. Tam döneceğim gece, annemle olan sohbetimizi düşündükçe, yüreğim acıyordu. Rosa Lüxemburg`un, yoldaşı Sonja Liebknect’e yazdığı mektubu yeniden okuyunca, annemin anısının acısına bir yoldaş buldum, bu benim de yüreğimi hafifletti biraz. Bazan biriken acılar, bir yol yaratıyor kendine ve akı veriyor insanın yüreğinden. Ateşi bir diğerinin yüreğini de yakarak.

Annem sapsarı saçları olduğunu anlattı. O kadar sarı ki, beyaza yakın bir sarıymış annemin saçları ve birçok örükmüş. Taki, hayvanlarından bulaşmış olan, kist hidatik için Dersim`den, önce Trabzon’a, oradan vapurla İstanbul’a, ameliyat olmaya gidene dek. Orada bir hastahaneye yatmış ve ameliyat olmuş, Zazaca’dan başka bir dil bilmediği içinde, tuvalet ihtiyacı için hemşireyi çağırmaya utanmış, yataktan inerken düşmüş, ameliyat yeri açılmış, tekrar ameliyat edilince de, tam dört aya ulaşmış kaldığı süre. Hastahanede bakılması zor diye, anneannemin ördüğü örükleri, dibinden kesmişler. Sonra saçı, eski sarılığını kayb etmiş. Şimdi, boyanın altına saklamasa, apak olan çok güzel saçları var. Saçlarının kesilmesine çok üzülmemiş, asıl üzüldüğü, yeni yeni Türkçe öğrenmeye başladığından, yaptığı bir şaka yüzünden hemşirenin, kulağını çok acıtarak çekmesiymiş. Çok üzüldüğünü yüzü ve dudaklarının kıvrımları da doğruladı. Anneciğimi kulağı çekilen küçük bir kız çocuğu olarak düşününce kulağım degil ama yüreğim sızladı. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

ONLAR GURBETİ YÜREKLERİNDE TAŞIYANLAR.

ONLAR GURBETİ YÜREKLERİNDE TAŞIYANLAR.

GELDİKLERİNDE ALKIŞLARLA KARŞILANDILAR…
KALKINAN ALMANYA
Savaş sonrasında Almanya, hızlı bir sınai, ekonomik kalkınma sürecine girdi.  Savaşın kara bulutları ülkenin üzerinden henüz çekilmemişti. Şehirler alt yapısı, sosyal ve sınai tesisleriyle yerle bir olmuştu.Ülkeyi yeniden inşa etmek, hele hele toplumu yeniden ruh sağlığına kavuşturmak o kadar da kolay değildi.

Nasyonal sosyalizm şiarıyla şahlanmış, Prag’dan başlayarak, Norveç’ten, Kuzey Afrika’ya kadar işgal etmiş bu toplum, bu büyük histerik rüyadan 1945 Nisan’ında büyük bir yenilgiyle uyandığı zaman; etrafta yanmış, yıkılmış binalardan, dağılmış ailelerden ve milyonlarca ölüden başka birşey görmedi.

Bu korkunç travmanın etkileri elbette yıllarca sürecekti. Ama etkilerini en aza indirebilmek için bile, hemen ve hızla çalışmaya başlamak, ayrıca toplumu yalıtılmışlık psikolojisinden kurtarmak gerekti.Gerçi Almanya ve Alman toplumu bu konuda nispeten şanslı sayılırdı: Çünkü politik, coğrafi konumunun gereği olarak Amerikan yardımlarının birinci derecedeki alıcısı olmuştu. Bilindiği üzere Amerika, Sovyetler aracılığıyla komünizmin Avrupa’da yayılmasını istemiyor, bunun için Batıdan ve Güneyden Almanya ve Türkiye gibi ülkeler aracılığıyla Sovyetleri kuşatmaya çalışıyordu. Read the rest of this entry »

Tags: , , , ,

8
Oca

PLEBLERIN DESTANI – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Şair, Şiir, Şiir

araf5Tarihte ilk destanı halkın
Krallığından sonra
Cumhuriyetinin altın çağında
Yaşandı Roma’nın
Bilir misiniz? Tarihin imbiğinden hızla süzülüyordu zaman. Hiç bir şey eskisi gibi değildi. Kadri mutlak krallar vardı Roma’da, M.Ö. 753’ten bu yana. Ve destekçileri, başlarda gül gibi geçindikleri Patrikler. Onlar egemendiler. Efsunlu dumanlarla tütsülemişlerdi iktidarlarını. Yine de husursuzdular. Plebler, o ezilen mazlum halklar, korkutuyordu onları. Onlar da güçlendirdiler devletlerini. Olmadı. Gırtlaklanma korkusundan kurtulamadılar. Ve cadılara baktırdılar fallarını. Read the rest of this entry »

Tags: , , , , ,