Posts Tagged ‘Yazar’

GİTMİŞTİN VE BANA ANILARI(MI) EMANET ETMİŞTİN

GİTMİŞTİN VE BANA ANILARI(MI) EMANET ETMİŞTİN

Birazdan, yıllar sonra karşılaşacağım, eski bir dostla olmanın aşırı heyecanını taşıyordum. Ortaokul yıllarımın anıları, birden bire fırlayarak çekmecelerinden, ortalığa saçılmışlardı. Ne kadar çok anılar sıkıştırmışım, küçücük denizime. Benden taşan bu duygular, daha da anlamlandı. Sanki o günlerin yalnızlığını duyumsadım ve ilk telefonu aldığımda yaşadığım şaşkınlığı, ben nasılda mutluyum şu anda.

Geçmişimin ayak sesleri; yürek sancılarım, sevincim, kederim, ansızın çalarak kapımı, saklandıkları köşelerinden çıkarak, sökün etmişlerdi beynimin kıvrımlarına. Neden ve niçin diyerek, sormak istedim, yıllar sonra ki gelişine? Soramadım! İyi ki sormadım, belki de mühür vurdu sevincim dillerime. Başkası değil de, neden sensin, ama senin gelişini yıllarca bekledim ve gelmedin. Kim bilir belkide gelemedin, gelmek istesen de. Fark etmez aslında; gelişinle ne değişecek ki?

Yılları düşündüm, sensiz geçen yılları, anılarım ihanet etmese bana, hatırlayacağım ama hatırlamak istemiyorum galiba! İlk seninle 2’ci sınıfta karşılaşmıştık, ben İzmir’ den gelmiştim, deli dolu, haşarı bir öğrenci, sense sınıfın en güzel ve en uslu kızı. Gözlerin çakır yeşili ve hep hüzünlü bakardı, sanki ağladın, ağlayacaksın ve ben hep senin ağlamandan korkardım. Belki de o günlerden kalma, her kadının gözyaşlarında bende ağlarım.

Zor yıllardı, her yerde çatışmalar devam ederken, insan ölümleri köşe başlarını tutmuştu ve benim kulağım, gözüm dışarıdaki çatışma seslerine odaklanmıştı. Sınıf başkanı ve o dönemin okul lideriydim ve seni koruyan silahşor. Sense suskun bir kabullenişle, yanımda bulunurdun, çoğu zaman silahımı emanet alır, içerde bana teslim ederdin. Benim her karşı çıkmamda, ‘’sen değil başka arkadaş içeriye soksun’’ deyişimde, öylesine hüzünlü ve bir o kadar kararlı bakardın ki, susardım ve sessiz iradene her seferinde yenilirdim. Yenildiğim kendimdi aslında, sana olan sevgime yenilirdim. Ve hayatım boyunca bir tek sen yenmiştin beni ve inciler dökmesinden korktuğum gözlerin. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

YAŞAM VE DOĞA(MI) YOKSA BARAJ VE KATLİAM(MI)

YAŞAM VE DOĞA(MI) YOKSA BARAJ VE KATLİAM(MI)

“ Munzurdan bir kuş indi/
karalı karalı gittim baktım kanatları/ yaralı yaralı/
kirvem belli Dersim dağları maralı, maralı/
………..
/ Munzur’dan bir tas su verim de ölem diyor/
hem ağlıyor, hem türkü söylüyor/”

Önce baraj kapakları kapandı, ardından sularım her tarafı kapladı, yatağım boşaldı geriye çamur ve bataklık kaldı, akarsuyumda yüzen balıklar çırpınmaya başladılar.. Evler, ahırlar, ağaçlar sular altında kaldı..

İçim kan aktı çocuklar inanın içim kanadı.. Bir de 1938 de böyle kanamıştım, gördüklerim yaşadıklarım içimi kanatmıştı, yine kan akmıştım. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

24
May

HAKKIMDA – Olca BAL

   Posted by: admin    in Biyografi, Olca Bal, Yazar

YAŞAMDA VAR OLMANIN YOLU YAZMAK(MI) VEYA YAŞAMAK(MI)
YAŞAMDA VAR OLMANIN YOLU YAZMAK(MI) VEYA YAŞAMAK(MI)

21.04.1973’de, benim için geçerli olan! Yurdumun en güzel şehri, İstanbul’da dünya’ya gözlerimi açtım. Ne yazık ki çok sevdiğim İstanbul’umu yedi yaşına kadar yaşaya bildim. Ailem, Almanya’nın Düren şehrinde yaşadığından, beni de yanlarına aldılar. Okul hayatım Düren’de başlamıştı ve ortaokul son sınıfa kadar okumuştum, normal derecede bir karne ile meslek hayatına atıldım. Dokumacılık üzerine mesleğimi bitirdim. Ve 12 yıldır dokumacılık üzerine bir fabrikada çalışmaktayım. Çocukluğumda en büyük hayalim Tiyatrocu olmaktı maalesef sadece hayallerde kaldı. 11 senelik evlilik hayatımı arkamda bırakalı 7 seneyi geçti. Kızımla beraber bir evi paylaşıyoruz. Hayatımda pek faaliyetlerim oldu diyemem. Yıllarca çevremin sorunlarıyla uğraşmaktan, kendi isteklerime duyarsız kaldım. Yaşam boyu içimde birikenleri hep yazmak istemişimdir. İnsanların acılarını, umutlarını, sevgilerini, kendi dünyalarında kayboluşlarını, yükselişlerini! Her yönüyle kalemimle paylaşmak istedim. Demek ki her şeyin bir zamanı varmış! Fatih Mehmet Yıldırım’la tanıştığım günden beri, kitaplar’lada tanıştım ve içimdeki birikimlerimi yazmam için bana Read the rest of this entry »

Tags: , ,

10
May

ÖLÜMÜN PENÇESİNDE – Olca BAL

   Posted by: admin    in Olca Bal, Yazar, Öykü

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

ÖLÜMÜN ARKA YÜZÜNDE SEVİNÇ SOKAKLARI GİZLİDİR, YÜRÜYECEK KADAR CESARETİMİZ VAR(MI)

Yine kafamın içinde bin bir türlü sorular, biri bitmeden diğeri başlıyordu, artık ne yapacağımı şaşırmıştım. Yağmurun sürekli ölmek isteyişine bir anlam veremiyordum, zaten zamanı geldiğinde ölmeyecek miydik? Korkuyordum, her an bir delilik yapmasından, yine ölümü çare bilerek, büyük bir cesaretle çekinmeden ölüme başvuracağından korkuyordum. İçimde yaratılan korkular, bir biriyle yarışarak kabusa dönüşmüştü ve tedirgin bir hayat sürmeye başlamıştım.
Bir sabahı uyandığımda kafam her zamankinden daha dalgındı, balkona çıkarak Baharın verdiği ılık havayı içime çektim ve kendini dışarı at, en doğrusunu yaparsın diye düşündüm. Biraz olsun ruhumu rahatlatmak için, kendime bakım yaparak en şık kıyafetlerimi giydim ve dışarıya çıkarak yürümeye başladım. Bayağı yürüdükten sonra, hiç farkına varmadan tanımadığım sokaklara girdim. Gözüme köhne bir yerde Kafeterya çarpınca, sandalyeleri ve masaları dışarıdaki bahçeye kurulmuş, hemen boş yer seçerek oturdum, bayağı kalabalıktı. Garson yanıma gelerek siparişimi sordu, bir bira istedim, Güneşin altında canım soğuk bir bira çekmişti, garson biramı masaya bıraktığında, kendimi tutamadan hızlı yudumlarla içmeye başladım ve içtikçe içinden çıkamadığım düşüncelere daldım.
Birden içimde oluşan cesaretle, cep telefonumu elime alarak Yağmuru aradım ve bulunduğum yere gelmesi için rica ettim, yarım saat sonra Yağmur soluk bir yüzle gelmişti. Bana hafiften gülerek elimi sıktı ve karşıma oturdu. Garsona iki bira siparişi daha vermiştim. Bir yandan ise konuya nasıl gireceğimi düşünüyordum, artık onunla konuşarak muhakkak öğrenecektim, neden mücadele etmektense, sürekli ölmek isteyişini. Yüzüne tedirgince bakarak, lütfen Yağmur artık beni üzmekten vaz geç ne olursun anlat. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

BUGÜN DÜNÜMÜN YANSIMASI VE DÜNÜM BUGÜNDE(Mİ)

BUGÜN DÜNÜMÜN YANSIMASI VE DÜNÜM BUGÜNDE(Mİ)

Güzel bir hazan mevsimiydi, gölün etrafında yürüyüş yaparken, çocuk parkının yanına gelmiştim. Oynayan çocukları görmek, onların gözlerindeki coşku ve sevinci yakalamak, beni daima mutlu ederdi. Çocuklarla oynamayı çok severim, o tertemiz dünyaları hep büyülemiştir beni.

Hemen boş duran salıncağa koşup, sallanmaya başladığımda, tüm yetişkinlerin gözleri üzerime çevrilmişti. Büyük olasılıkla beni garipsiyorlardı, oysa ben o anda, ne kadar mutluydum, bir bilseler. Sanki gökleri kucaklıyorum o anlarda, her seferinde daha da hızlanarak salıncakta sallanıyorum, bir an göklerin maviliğine erişirken, tekrar dönüyor ve işte ağaçların altın rengi yaprakları. Yemyeşil çimenlerle, çocuklar. Tekrar mavi, yeşilimsi göl ve gökyüzü arasında, alabildiğine hızlanmak, kucaklamak istiyorum dünyayı.

Hafiften esen rüzgarın, tenimle oynaşması sırasında, içimdeki özgürlük duygusu çoğalarak büyüyor. Yeniden aşık oluyorum, doğanın o muhteşem ve esrarengiz güzelliğine. Tüm güzellikleri derin nefeslerle içime çekiyorum, içimdeki çocuğu yaşıyorum alabildiğine ve sınırsız. Buraya geldiğimde, her seferinde çocukluğumla yüzleşir, içimde canlı ve dimdik duran çocukluğum, ses ve görüntüye dönüşür, anılar benliğimi doldurur, dönerim içimdeki o günlere.

Anımsadığım kadar 5 yaşlarında olmalıydım, ondan önceki dönemi çok hatırlamak istesem de, kıssa gölgelerin altında, bölük pörçük, tam duyamadığım kesik sözcükler dizisi olarak anımsıyorum. Annem, babam ve 4 ablamla, bir ağabeyim ve bir ninem oluştururdu bizim aileyi. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

BEKLERKEN SEVDAYI, HÜZÜN DOLDU ANILAR(MI)

BEKLERKEN SEVDAYI, HÜZÜN DOLDU ANILAR(MI)

Sevdalım,
Aşk!
Seninle güzel
Ayrılık!
Seninle hüzündü
Bende başlayan yalnızlık
Sende yaşanan
Baharsız bahçeyiydi
Ve tüm çiçekler soldu
Bende
Ölümsüz deli duygular
Sende
Bırakılmış anılar
Limanlarda bekleyen
Tekneler misali Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

21
Mar

ZÜHAL – Olca BAL

   Posted by: admin    in Olca Bal, Psikoloji, Yazar, Öykü

HERKES MUTLULUĞA LAYIKTIR ÇOCUĞUM, SEVGİ ŞİDDETİ YENECEK BİRGÜN
HERKES MUTLULUĞA LAYIKTIR ÇOCUĞUM, SEVGİ ŞİDDETİ YENECEK BİRGÜN

Canım, canım Zühal’im, nerelerdesin bebeğim. Yıllardır elimde kalan, çocukluğundan kucağımda oturduğun resmin var. Renkleri bile soldu, yıprandı fotoğrafın. 15 senedir her gün elime alıp, uzun uzun baktığım, acaba seni sokakta görsem tanırmıyım diye düşündüğüm Zühal’im. Nereden tanırım seni, resimde 5 yaşındaydın, kocaman kadın oldun şimdi, kim bilir ne kadar güzelsindir. İzini bir bulabilsem, teyzen seni çok aradı bebeğim. Artık hasretin dayanılmaz oldu, acı bağladı yüreğimi, nerelerdesin canımın içi.

Ne doğduğun günü unuttum, nede seni kollarımda gezdirdiğim günleri, ismini bile ben seçmiştim sana. Seni sevmekten, şımartmaktan başka bir şey bilmezdik. Ailenin neşe kaynağı idin. Kocaman boncuk gibi ela gözlerin vardı. Kirpiklerin upuzun, yanakların al al olurdu güldüğünde. Köfte dudakların, beline kadar simsiyah, uzun saçların vardı. Her gün tarardım saçlarını, çok severdin bana saçlarını taratmayı, beni gördüğünde ilk yaptığın, tarağı kapmak olurdu, elime vererek kucağıma otururdun.

Seni bir gün görmesem, deli gibi özlerdim, ertesi sabah koşarak sana gelirdim. Bir tane Zühal’im, baban vefat ettiğinde 2 yaşındaydın. Rahmetli enişte, nadir bulunan değerleri taşıyan, çok iyi bir insandı, üstünüze titrerdi. Sizi mutlu edebilmek için, uğraşıp dururdu, ne yazık ki kanserin pençesine düştüğünde eridi, gitti 6 ay içinde. Babanın yokluğunu sana hissettirmemek için, ben, babam ve annem seni el bebek, gül bebek büyüttük. Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

19
Mar

İNSANOĞLU VE NUR IŞIĞI – Olca BAL

   Posted by: admin    in Makaleler, Olca Bal, Yazar

TANRI VE İNSAN NURU VAR EDEN NEDEN DEĞİLMİ

TANRI VE İNSAN NURU VAR EDEN NEDEN DEĞİLMİ

Günlerden Cuma ve ben çok yorgunum, çoğuları gibi yoğun bir çalışma haftasını bıraktım arkamda. Saatler ne çabuk geçmiş, farkına bile varmamışım. Güneş çoktan batmış, zifiri karanlığa davet çıkmış bile. Yavaş yavaş, caddeleri süsleyen binaların ışıkları sönüyor, bense hala otuyorum, gözüme uyku bile girmiyor. İki saate yakın, yatağıma uzanarak savaştım kendimle, uykuya dala bilmek için, ama olmadı, neyse diyerekten kalkıp bir sigara yaktım. Derince bir nefesle içime çekmeye başladım ve düşüncelere daldım.

Artık anlam veremediğim, anlamaya çalışsamda, anlayamadığım garip insanoğlunu düşünüyorum. Misafir olduğumuz şu gezegende, yaşantımızı nasıl çekilmez hale getirdiğimizi. ‘Yaşam zordur, bir sanattır yaşamak!’ Hayat şartları kolayın dışında, her birimiz uğraşıp duruyoruz, türlü türlü dertlerin içinde kaynıyoruz. Yaşamımızda neden en güzelini, en mükemmelini çıkartmıyoruz ortaya. Aksine biz insanlar, kendi çabalarımızla, daha da çekilmez hale getiriyoruz, bu Dünyada barınmayı. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

SEN SEN İSEN, AYNADAKİ KİM O ZAMAN,

SEN SEN İSEN, AYNADAKİ KİM O ZAMAN,

İnsanın var oluşundan itibaren, insanın bilinç ve yaşamını oluşturan, onun temel ana gelişimi sağlayan en önemli etmen farkındalık ve şartlanma üzerine kurulmuş mekanizmadır. İnsanın temel var oluş güdüsünü tetikleyen ve ona anlam kazandıran şartlanma, insanın tüm bireysel ve toplumsal sürecinin en önemli köşebendidir. İnsan; bilincini oluşturma sürecinde, bu iki temel mekanizma üzerinde kendini şekillendirir, var olan temel öğrenme edinimini tetikleyen önce meraktır, sonrası deneyimleme ve sonuç olarak bilincinde tanım yaratırken, şartlanmayı oluşturur.

Ateş yakar sürecini kısaca takip edelim, kişi önce ısınma veya pişirme amaçlı ateşe doğru merak güdüsü ile yönelir, onu anlamak için insan olarak temel duyularını harekete geçirerek, onu kendinde deneyimleme amacı ile koşul yaratır. Gözle ışığı, kokuyla yanmayı, yaklaştıkça ısıyı deneyimler, ancak bu şartlanma sonucunu oluşturmaz, çünkü koşul tamamlanmamıştır hala, eksik olan direkt deneyimleme bilincini oluşturacak sonuç çıkarma koşulu yaratılmaktır. Bu çıkarım için temas şartı oluşturarak, uzaktan görsellik yerine eylemlilik yaratarak, deneyimi tamamlamak için sonuç çıkarılır. Bu da elle tutma sonucu yanma ve yanmanın bilinçte yarattığı ateş yakar inancının oluşmasıdır. Bu deneyle sonuçlanan ise ateşi tutmak için, mutlaka yakma yaratmayacak yan öğeye, yani maşa ve benzeri alete veya onu yaratmak için, bilinç içi tasarıma ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

10
Mar

UNUTULMAYAN SEVDALAR – 3 Songül TOKER

   Posted by: admin    in Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

Bu gün iki çocuk annesi olduğum gün, herkesin mutlu olacağı bir günde, ben hüzün doluyum. İki günahsız, iki suçsuz bebek, bu sorumluluğu taşıya bilecek miyim bilmiyorum. Kaç kez aldırmaya çalıştım bırakmadılar. ‘Çocuk olunca her şey düzelir, sevgini onlara verir unutursun Erdal’ı’ diyordu annem, ‘umarım haklı çıkar! Belki onlar beni tekrar hayata döndürür, ölmüş olan ruhum, tekrar yaşam umudu kazanır, sevinç dolar, belki mutlu bile olabilir???.’
Gözlerinden akan yaşları silerek, düşündüklerine kendi bile inanmıyordu. Ama bir şeyi iyi biliyordu, dünyaya getirdiği bu çocukların mutlu olmaları için, elinden gelen her şeyi yapacaktı. Yanında yatan bebelerine bakarak, henüz isim takmadığını hatırladı. Önce kızını alıp göğsüne yatırdı, sonrada oğlunu, isim bulmuştu bebeklerine. Buse ve Bülent, ‘ikinize söz veriyorum, anneniz olarak, sizin mutluluğunuz için elimden gelen her şeyi yapacağım,’ diyerek yavrularını sıkı sıkıya göğsüne bastırdı.
Zaman su gibi akıp gidiyordu, bebekler yürümeye başlamıştı. Buket söz verdiği gibi, tüm ilgisini çocuklarına veriyordu, çok yoruluyordu ama buna dayanma gücü vardı. Dayanamadığı tek şey, Ömer’in sürekli kendinden, kadınlık görevi beklemesiydi. Buna dayanamıyordu işte, her gün bu konuda olan tartışmalardan bıkmıştı. Yine akşam oluyordu, korku doluyordu yüreği, istemiyordu Ömer’in ona dokunmasını, ama hiç bir şeyi önleyemiyordu. Her gece aynı işkence, her gece aynı tecavüzü Read the rest of this entry »

Tags: , ,

10
Mar

UNUTULMAYAN SEVDALAR – 2 Songül TOKER

   Posted by: admin    in Songül Toker, Yazar, Öykü

BEN VAR OLDUĞUMDA SEN YOKTUN VE SEN YOK OLDUĞUNDA BEN VARIM

BEN VAR OLDUĞUMDA SEN YOKTUN VE SEN YOK OLDUĞUNDA BEN VARIM

Buket gözlerini açtığında kocasını görünce birden bitmeyen bir acıyla çığlık atmaya başlamıştı. Ömer hemen ilk yardım düğmesine bastı. Gelen hemşire sakinleştirici iğne vurmaya çalıştığında, Ömer, Buketin sıkı sıkıya kollarını tutuyordu. Buket’se hala çığlıklar atarak:
-Bırakın beni bırakın, ben yasamak istemiyorum! Ölmek istiyorum, buna damı hakkım yok. Bu benim hayatım, ölmek istiyorum, bırakın beni!
İnleyen Buket, iğnenin tesiriyle sakinleşmeye başlamış, gözleri tavana dikili kalmıştı. Hayatın tüm renkleri soluklaşmıştı, her şey siyah beyazdı artık. Zaman tünelinin karanlığında savruluyordu. Yolculuk hangi bilinmezlikler diyarına götürecekti kendini, bilinmiyordu! ‘’Ne olmuştu, neden her şey dağılmıştı birden, birden mi?. Hayır! yavaş, yavaş dökülmeye başlamıştı, tuğlaları ‘yıkılan evdi burası’. Bir gün bunun olacağı görünüyor ve biliniyordu. Ama kimse yoktu bunu önleye bilecek! Kendinin de gücü yoktu buna. Sahnede oyun bitmiş, perdeler kapanmış, bir tek kendi kalmıştı. Hangi parça oynanmıştı, bu oyunun adı neydi, onu da hatırlamıyordu! Bir şeyler kırılmış, bir şeyler parçalanmış, bir şeyler kopmuştu beyninde. Donmuştu tüm hücreleri, duyguları, acılara karşı bağışıklık kazanmıştı. Artık acıtmıyordu hiç bir şey kendini, daha doğrusu ne gülmek, ne ağlamak, ne konuşmak. Silinmişti hafızasından, heykel gibi bakıyordu insanlara, bir anlam veremiyordu gülmelere, konuşmalara. Ömer kapıyı çalarak, içeri girdiği odada bekleniyordu: Read the rest of this entry »

Tags: , ,

SEVGİNDE TANIMLAMADIĞIM NE VAR, ÖZÜRLÜMÜYÜM BEN YOKSA, SENMİ ÖZÜRLÜ OLAN(SIN)

SEVGİNDE TANIMLAMADIĞIM NE VAR, ÖZÜRLÜMÜYÜM BEN YOKSA, SENMİ ÖZÜRLÜ OLAN(SIN)

Ne!
Gökyüzünün berraklığı
Ne!
Güneşin sıcaklığı
Ne!
Kuşların ötüşü
Mutlu ediyor beni
Sevgiden
Özürlüyüm ben
Anlam veremem
Sevgi sözcüklerine
Dondurulmuş
Yüreğimde
Sanki!
Yabancı bir kelime
Korkmuyorum
Gecenin!
Puslu karanlığından
Üşümüyorum
Sevgisizlikten
Acıtmıyor artık
Hiç bir şey beni
Kanayan ruhum
Donmuş
Buz eteklerinde

SONGÜL TOKER
S-Toker@web.de

www.songultoker.com Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

3
Mar

MEKTUP – OLCA BAL

   Posted by: admin    in Deneme, Medya, Olca Bal, Yazar

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

ÖNCE TANRILAR TERK ETTİ DÜNYAYI, SONRA MELEKLERLE SEVGİ(Mİ)

Merhaba iyilik meleğim.
Öncelikle, yumuk ellerinden ve gül yanaklarından öperim. Umarım sağlığın yerinde ve sen çok iyisindir. Çünkü, senin yokluğunu düşünmek bile istemiyorum. Biliyorum! Övülmekten hoşlanmazsın, hatta nefret edersin, ama bana kızma lütfen, içimden geldi, senin yüce insanlığını kağıt, kaleme dökmek istedim. Sana bir hatıram olsun, saklarsın belki, çekmecenin bir köşesinde.

Satırlarımı okuduğunda belkide; çok uzaklarda olacaksın, eğer şanslıysam yanı başında oturacağım. Bilemiyorum, tek bildiğim şey, iyilik meleğimi her zamankinden daha çok özlediğim ve huzuruna ihtiyaç duyduğum. Aslında çoğuları gibi, sevenlerin o kadar çok ki, herkes seni göre bilmek için yarışa giriyor, etrafında buluna bilmek için can atıyor. Nerdeyse koca şehir tiryakin olmuş. Eşlerin, dostların, akrabaların desem, zaten öyle.

Ya uzaktakiler, istedikleri zaman seni göremedikleri için en büyük hasreti, özlemi onlar çekiyor. Gerçi bir Meleğin özlemini çekmek bile güzel, çünkü seni tanıyan artık, sensiz yapamıyor. Neden diye düşünme bile? Evin bir Cennet’in sıcaklığına sahip. Evin sahibi ise huzur saçan bir Melek. Ya insanlığı ve güzel yüreği. Hiç rastlamadım ömrümde inan, senin gibi bir varlığa. O sonsuz sabrınla, bizleri bıkmadani usanmadan teker teker dinliyorsun. Şikayetçi olmadan, Seni bunaltsakta bizlere katlanıyorsun. Sen o kadar yücesin ki; derdimize hep derman oldun, acılarımıza hep melhem oldun, sıkıntılarımıza hep çare buldun.

Yolumuzu şaşırdığımızda bize doğru yolu gösterdin. Karanlığa düştüğümüzde tutup kolumuzdan, aydınlığa çıkartın. Sen güzel insan, don tutmuş yüreklerimizi, sevginle ısıttın. Sen nur yüzlüm, gönüllerimize Allah aşkını hissettirdin ve bizlere insan sevgisini aşıladın. O sıcacık bakışlarınla baktığında, kadife sesinle konuştuğunda, karşında oturan kötü insanın bile, huyu suyu değişiyor. Bir mekana girdiğinde, huzur saçan yüreğin, milleti bir mıknatıs gibi kendine çekiyor, herkesi başına topluyor. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

12eylul-02Yıl 1979, yer Mamak askeri ceza evi, ziyaretçilerim gelmiş. Samsun yolu ana nizamiyede, benim bulunduğum B blok tutuklularının ziyaretçi günü, amcam ve kuzenlerim ve de köyden arkadaşım ziyaretçi olarak bulunmaktadırlar. Askerin düzenlemeyle ilgili sert davranışına karşılık verilince bir arbede yaşanır, yumruklaşma ve coplaşmalar olur.

Askerler benim iki ziyaretçimi de anında tutuklar. Diğer üçüncü nizamiyenin yüksek tellerini tırmanır kaçar. Askerler arkasına düşerler. Poliste alarma geçirilir. Tüm Mamak alarmdadır. Ziyaretçi M.S. bir tavuk kümesine gizlenmiştir. Kümeste üç tavuk bir horoz vardır. Horoz çok bağırtlak bir tiptir. M. Horozun boğazını sıkar ve susturur. Jandarma bahçede aranmaktadır. Fakat o ara boşta bulunup horozun boğazını bırakınca bir bağırma daha duyulur M. Korkuyla daha sıkar horozun sesini keser. Jandarma polis uzaklaşınca horozun boğazını bırakan M. Kümeste akşama kadar kalır karanlaşınca çıkar. Üstü başı kümes pisliği kokan M. evin yolunu tutar.

Diğer iki ziyaretçi benim amcam ve kuzenimdir. Aradan bir hafta geçince havalandırmada bulunduğum anda her ikisinin seslerini duydum. Pencereye zıpladım baktım ki, ikisi de banyoya gelmişler. B Blokta banyolar en arkada havalandırmanın yanındaydı. İki kelime bile konuşamadık. Kendi kendime gülmeye başladım. Çok ilginçti. Böyle bir şey olabilir mi? Ziyaretçilerinde tutuklu vaziyetteler. Üç ay böyle geçti. Ben 17 Mart’ta çıktım.

Kuzenim ve amcam daha içeride yatıyorlar. Avukatı ayarladım. Mahkeme olmalarını sağladım ve üç hafta sonra çıktılar. Bizde ziyaretçileri tutuklanan ve ziyaret ettikleri kişi mahkeme tarafından çıkarılmasına rağmen, içeride tutulan tutuklu ziyaretçiler olarak, Mamak tarihine geçtik.

Mamak’ta ziyaretçi olacağına tutuklu ol……!

ALİ İHSAN SAĞMEN
www.alisagmen@hotmail.com

Tags: , ,

askerler_canakkaleROMAN TANITIMI: KULVAR DEĞİŞTİREN ADAM: YAZARI K. TAHİR SAPAZ
Kulvar değiştiren adam, adlı roman, öğretmenim Tahir Sapaz tarafından, iki binli yıllarda kaleme alınmış, içindeki konunun her birisi ayrı bir hikaye ve felsefeyi içeren çok güzel bir kitap. İlk anda sıkıcı gibi gelen kitabı, anlamaya çalışmaya başladıkça beni sardı. Belki mekan ve kahramanları tanıdığımdan ve belki de kahramanımız Veli çavuş’un dil üslubunu, ben çocukken duyduğumdan olacak beni derecesiz etkiledi. 2006’da baskıya verilmiş kitapta Yazarımızın dünya görüşünü ‘ Kulvar değiştiren adam’la karşılıklı sohbet ve yorumla ele alması ve dünle bugünü karşılaştırması çok harika olmuş.

Veli Çavuş, Kızıldeniz’de, Yemen’de, Suriye de ve de Çanakkale de savaşmış bir kurtuluş savaşçısı dır.
Eğer bu insan bu günkü teknolojiyle karşılaşsaydı çok şey öğrenilirdi ve anlatımlarından tarihi canlı gibi, tanığından izleyebilir ve duyardık.

Veli Çavuş, lakabı, nam ı diğer ‘Kirli Veli’, sırtından askeri pardesüsünü ve ayağındaki çarığını ölene kadar çıkarmayıp, düzene tepki göstermiş bir insandır. O hep savaş halindedir.
Düşmanı, her cephede perişan etmiş ve Atatürk ile diz dize çarpışmış bu dev insan, alavereye, dalavereye, soygunculuğa, rüşvete ve Osmanlının siyasetine, kendi deyimiyle; Hüt hüt….de hüt hüt. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

25
Şub

UNUTTU – PINAR BAL GÜNGÖR

   Posted by: admin    in Medya, Pınar Bal Güngör, Yazar, Şair, Şiir

UNUTMAK HATIRLAMAKTAN ZOR(MU)

UNUTMAK HATIRLAMAKTAN ZOR(MU)

Yine!
Öyle bir gündeyim
Yaşama hevesimin
Bittiği yerdeyim
Kahrolan gururumu
Bir kenara attım
Faydası yok
Anladım
Yoksun artık
Bitmeyen çilemi
Kalbime gömdüm
Kapanmıştı yaram
Tekrar kanattım
Ne eşe
Ne dostta
Anlatamadım
Öyle bir acı ki
Yandıkça yanıyor
İstemiyor artık
Beden yoruldu
Titremiyor aşkım Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

24
Şub

YALAN DÜNYA – OLCA BAL

   Posted by: admin    in Medya, Olca Bal, Yazar, Şiir

BEN BULUTLARI ÖZLERKEN, BULUTLAR BENDEN UZAKTA(MI)

BEN BULUTLARI ÖZLERKEN, BULUTLAR BENDEN UZAKTA(MI)

Bağda bahçede
Dolaşmayı ister
Deli gönlüm
Daracık sokaklarda kalmışım
Berrak denizlerde
Yüzsün bedenim
Bulanık gölün
Kirli suyuna dalmışım
Masmavi bulutların üstünde
Uçsun derken hayallerim
Yedi kat yerin dibine
Gömülmüşüm
Yunus Emre’nin şiirlerine
Duygulansın isterken yüreğim
Zamanın acı haberlerine
Taş olmuş hislerim
Ben
Cennetin adaletinde
Yaşamak isterken
Yalan dünyada
Kayp olmuş benliğim Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

23
Şub

UNUTULMAYAN SEVDALAR 1 Songül TOKER

   Posted by: admin    in Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

Kapı çaldığında, yemekle uğraşan yaşlı kadın, kapıyı açmaya giderken torununa seslendi.
-Kızım, kapıyı duymadın mı?
Ses çıkmayınca gülerek kapıya doğru giderken,” hayırdır bu saat de kim gelirki bana” diye düşünürek kapıyı açtı, yıllardır görmediği oğlunu kapıda gördüğünde, sevinç çığlıkları atarak boynuna sarıldı. Ana oğul hasretle kucaklaşırken:
-Seni çok özlemişim be ana, burnumda tüttün, ne kadar özlediğimi, şimdik çok daha iyi anladım.
Erdal’ın burnuna, en sevdiği yemek olan dolma kokuları gelince, annesine takılarak:
-Helede şu kuru patlıcan dolmalarını. Hiç kimse seninle bu konuda boy ölçüşemez, kimin anası.
-Sana kurban olsun dolma, otur hemen getireyim de ye, anasının kuzusu.
Sevinçle mutfağa doğru giderken, ayakları sanki kanatlanmış gibiydi, hasretini çektiği oğlu dönmüştü. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

VE ŞİDDET YARATTI ŞİDDETİ,KORKARAK SEVGİNİN GÜCÜNDEN.

VE ŞİDDET YARATTI ŞİDDETİ, KORKARAK SEVGİNİN GÜCÜNDEN.

Anlayamadığım yalnızlıkla kıvranmaktaydım, beynimin içinde çatışma sesleri, sağır odalarda, hapis olmuşlar gibi, tükenmiyordu bir türlü. ”Neden böyleydim, anlamak istememe rağmen, anlayamıyorum. Geçmiş sislerin ortasında, belirsiz bir dünyanın, bende yansımaları sanki. Bazen Zebani’ler olmadığında, okul görüyorum, zil seslerini bir orada seviyorum. Benim ismim ne acaba. Boş ver bakalım.” Tedirgin bir tavşanın ürkekliği ile baktı, karşısında oturan Ayla’ya. Yavaşça, ayaklarını çekti karnına doğru, sırtı kamburlaştı.

”Birazdan beni, yine götürecekler mi? Hayır! Artık içerde değilim ki! Ben özgürüm artık, olacağım kadar özgür. Sahi özgürmüyüm? Dışarda olduğuma göre, canımın istediği yere gitme hakkı, benim ayaklarımda olduğuna göre, özgürüm! Değilmi ama, adam ne diyordu, ”insan olmak, ya da olmamak” diyordu değilmi, yine karıştırdın Ali Rıza, yine karıştırdın. Bu aralar, Ayla’nın dediği gibi ”sen hep karışıksın,” öyleyim, inkar da etmiyorum. Yani! Çıkıp bağırmak istiyorum, avazım çıktığı kadar, gene içeri alırlar diyerek korkuyorum. Korkmak ayıpmı, ayıp, erkek adam korkarmı, korkar tabi, Zebani’ler insanmı sanki, uzaylı adamlar var hani, insan kılığında, onlar gibiler. Bakıyorsun senin gibi, yok Ayla, onlar senin gibi olamazlar, sen sevgi dolusun, olsa olsa benim gibi. Gene olmadı işte, benim gibi olsalar, ben onlar gibi olurum. Onlar nedir acaba? Ayla’da bana hep, Ali Rıza diyor, ama o kim? Beni eski bir sevgilisi ilemi karıştırıyor.”

Biraz düşündü, gözlerine baktı uzunca, tedirgin bakışlarını yakaladı Ayla’nın, ”benden çok korkuyor, neden acaba, Zebaniler’in elindeyken bile insana kıyamaz, döv dediklerinde, o gencecik insanlara vurmazdım, kapanırdım içime, azmı dayak yedim Zebani’lerden. Ben nasıl kıyarım sana Ayla.” Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

17
Şub

BEKLEYİŞ – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Makaleler, Medya, Savaş Çeliker, Yazar

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

BEKLEDİĞİM SEN DEGİLSİN, KENDİMSİN ASLINDA

Neden acı çekeriz sevdalandığımız zaman, mutlu olacağımız yerde? Ya da, daha doğru bir soru olarak, ne zaman acı çekeriz, ne zaman yüreğimizde onulmaz bir burukluk hissederiz?

Genelde, karşılıksız sevdaların, insanın yüreğini daha çok acıttığına inanılıyor. Oysa ben, bunun doğru bir tespit olmadığını düşünüyorum. Çünkü hayatta kesin olan ve bütün gerçekliğiyle bilinen, içinde farklı bir beklentiyi barındırmayan her şey, çok daha kolay kabul görür. Bir sevda karşılıksızsa, bu açık bir gerçekliktir ve karşılıksız seven, bunu rahatlıkla kabul edebilir, dolayısıyla sızısı da uzun ve derin olmayacaktır. Ama ya, içinde geri gelineceği, karşılık verilebileceği umudunu taşıyan sevdalar, nasıl sevdalardır, bilen var mı?

Giden, hiçbir zaman, gerçekten gitmemiştir yanımızdan, yaşattıklarıyla daima burada, yanı başımızdadır. Ve işte asıl acıyı biz, bu umut dolayısıyla yaşarız. Kalbimiz daima, bu sıcak umut yüzünden kanar. Çünkü o, mutlaka geri dönecektir, en azından bu ihtimal henüz tükenmemiştir. Akılla yüreğin sürekli çatıştığı, karışık bir durumdur bu. Belki de, bir daha asla dönmeyeceğini bile bile, bekleriz. Ne de güzel anlatıyor bu durumu şarkı: Read the rest of this entry »

Tags: , ,

17
Şub

YAZMAK – SAVAŞ ÇELİKER

   Posted by: admin    in Makaleler, Medya, Savaş Çeliker, Yazar

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

YAZDIKÇA BEN KENDİMİ, SİZİ BULDUM VE SİZ BENİMLE(Mİ)SİNİZ?!

Yazmak üzerine çok şeyler söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir tarihinden saatlerce sözedebiliriz. Ama bana öyle geliyor ki; kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Yazmak her geçen gün, iyiden iyiye zorlaşıyor.
Sanatın! bütün diğer dallarında olduğu gibi edebiyat da, ne yazık ki hayatın ticari kıskaçlarının içerisinde, değişimlere uğruyor. Edebiyatçı artık daha fazlasıyla, günlük iaşe derdini ön plana alarak yazıyor. Açıkçası! “Para” her şeye olduğu gibi, edebiyata da hükmediyor…
Ne kadar beklersek bekleyelim, artık bir Don Quişot, ya da Jan Valjen gibi kahramanlara rastlayamayacağız romanlarda. Yeni kahramanlar, parasal nedenlerden ötürü, pazarın kurallarına göre yaratılıyorlar. Popüler, bir çırpıda tüketilen, felsefesi olmayan geçici zevklere hitap eden kahramanlarla tanışıyoruz…
Çevre kirliliği gibi, eser kirliliğiyle, daha kibar bir ifadeyle, eser fazlalığıyla da karşı karşıyayız. Para kaygısıyla, çoğunlukla bir defalık eserler ortaya çıkıyor. Okuyorsunuz, gülüp eğleniyor ya da bir güzel hüzünleniyor ve kitabı bir kenara, bir daha yüzüne bakmamak üzere bırakıyorsunuz… Çünkü yazar para kazanmak istiyor; bunun icin paraya endekslenmiş sözcükler üretiyor. Okuyucu para kayb etmek istemiyor; bunun için parasal değere endekslenmis sözcükleri satın alıyor. Görünüşte her şey yolunda gibi; yazan da, okuyan da memnun. Ama sözcükleri meyva pazarına çıkartırsanız; gırtlağınız, para gücünüz, reklamlarınız ve çevreniz yeterli güç ve büyüklükte değilse, meyveniz şimdiden çürümeye başlamış demektir. Çünkü siz de o günlük meyva pazarında sözcüklerinizi satışa çıkardınız! Read the rest of this entry »

Tags: , ,

15
Şub

GÜSSÜM ANAM – OLCA BAL

   Posted by: admin    in Olca Bal, Öykü

ANILARIMIN YOLCULUĞU HİÇ BİTMEDİ(Mİ) ÖMRÜMDE

ANILARIMIN YOLCULUĞU HİÇ BİTMEDİ(Mİ) ÖMRÜMDE

1973′te, İstanbul’da dünyaya geldim. Babam asker de, annem ise çaresiz, zaten kaçmış zamanında babama. Ben, henüz 5 günlük bebekken, annemin Almanya’ya kağıtları çıkıyor, ne yapacağını şaşırmış bir halde, beni Samsun’daki Firdes teyzeye bırakıyor.Kokumu tatmadan, bana doyamadan, benden ayrılmak zorunda kalıyor ve tutuyor Almanya’nın yolunu. Firdes teyze, bana 2 sene bakmış ve sonra çeşitli nedenlerden dolayı, İstanbul’da yaşayan ve annemin annesi Güssüm anaya bırakmışlar beni.

Beni 7 yaşıma kadar o büyüttü, bir çocuğun en çok anne, babaya ihtiyaç duyduğu yaşlar ve dolayısıyla Güssüm anamı, o yaşıma kadar annem sanmıştım. Yaşlı haliyle, beni usanmadan, bıkmadan, büyük bir sevgiyle büyüttü! İstanbul’un en güzel gecekondusunda yaşadım onunla. Beraber kaldığımız ev, Allahı var çok güzeldi. Almanya’da yaşayan Zöhre teyzemin katıydı. Geniş odaları ve uzunca bir balkonu vardı, tepenin başında duran, 3 katlı bir binaydı, bizse 2′ci katta yaşıyorduk. Balkondan baktığımızda, Hisarüstü olduğu gibi ayaklarımızın altındaydı, sanki cenneti seyir ediyorduk. Çocukluğumun İstanbul’u ve İstanbul’un Hisarüstü, çok güzeldi.

Güssüm anam her sabah, erkenden kalkar, sabah misafirlerimiz olan güvercinleri yemlemeye, balkona ekmek içini koyardı, sonrada kahvaltıyı hazırlardı. Kocaman tepside, yer sofrasına çömelir, güle söyleye yerdik. Kahvaltıda sadece çökelek ve reçel olurdu, onlarıda kendi elleriyle, kendisi yapardı mevsiminde. O sırada balkonumuz çeşitli kuşlarla dolar ve ben büyük bir hevesle, yanlarına giderek onları seyrederdim. Üstümü giydirirdi, her renk oluşurdu sırtımda, bazen de başıma kenarları oyalı, çit örtmeye kalkardı, bende çığırarak kaçardım. ”Güssüm ana, başımı örtme” diyerek. O da peşimden koşardı ve hala çit elinde, ”gadalarımın gadaları, gıcım, gel buraya” diyerek seslenirdi. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

SEVGİYİ YAŞAMAK İÇİN GÜNE GEREK VAR (MI)

SEVGİYİ YAŞAMAK İÇİN GÜNE GEREK VAR (MI)

Sevgililer Gününde .. Sakın ola ki, fizik tedavi seansına gitmeyiniz.. Elektrik akımı veren fizyoterapist, “rahat mısın canım, rahat mı? Sıcaklık iyi mi.. Ya akım akım yeterli mi?” Dedikçe midenize kramplar saplanabilir ve de elektrik akımının midenize verildiğini sanabilirsiniz. Oysa uyuşma ve ağrılar kolunuzdaydı değil mi?

Sonra, sizin için önemli olan bir gelişmeyi, arkadaşlarınız da ciddiye alıyorsa, bunu haber vermenin gününü, sakın sevgililer günü olarak seçmeyiniz. Her tanımadığınız sesle heyecanlanıp, bir ilanı aşk beklerken, hayal kırıklığından kalp krizi geçirebilirsiniz.

Büyük alışveriş merkezlerine, asla gitmeyiniz! Çizmenin vurduğu ayağınızı, zorla sürüklereken, elinde kırmızı karanfilli kızlarla, genç erkeklerin arasındaki yalın, ama nasıl desek ki, ucuz sevda sözleri, sevgiliye ve sevgiye olan özleminizi, zınk diye bitirebilir. Ve zaten yalnız olan yaşamınızı, iyice sevgisiz bırakabilir.

Yine internet üzerinden, kimseyle sakın ola ki flört etmeyiniz, üzerinde pijama ile internet başında bekleyen birinden, size sevgili olma olasılığı zaten sıfırdır. Sıfırı da tüketmeyiniz.

Sonra sırtınızdaki iyileşmeyen sivilceyle uğraşmayınız, sevgililer gününde yalnız olmanızın nedeni ne o sivilce, ne de burnunuzun kemerli oluşudur, başka nedenler arayınız. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

GÖZYAŞLARIM ACITSADA YÜREĞİMİ, AĞLIYORUM

GÖZYAŞLARIM ACITSADA YÜREĞİMİ, AĞLIYORUM

“Domuz mu dedin, camız mı dedin?” Diye sordu Kedi.
Alice, “Domuz dedim”diye yanıtladı.”Hem baksanıza, her dakika böyle durduk yerde görünüp kaybolmaktan vaz geçsenize! İnsanın fena halde başını döndürüyorsunuz.” Kedi. “Peki” dedi ve bu kez kuyruğunun ucundan başlayıp gülümsemesinde son bulmacasına, yavaş yavaş görünmez oldu. Ve her yanı ortadan gittikten sonra gülümsemesi daha bir süre havada kaldı.
“Bak hele!” Dedi Alice. “Gülümsemesiz kedi çok gördüm ama kedisiz gülümseme! Ömrümde gördüğüm en tuhaf şey bu!”

Alice Harikalar Diyarında, LEWIS CARROL

Bu kedinin adı “Chesire Kedisi” ve kedisiz gülümseme migren semptomlarını tanımlamak için kullanılmış. “ALİCE İN WONDERLAND” sendorumu olarak tanımlanmış ve de Lewıs Carrol`un migreni var mı yok mu? Bu tartışma konusu olmuş.”Kedisiz bir gülümseme” çok edebi değil mi? Ben ünlü biri değilim, dolayısıyla migrenimin de bir hikmeti harbiyesi yok . Ama herkesin migreni, kendisi için önemlidir.
Ali Ersin olsa, şimdi sorardı, “migrende eşitlik var mıdır?” Yok.. Migren de eşitlik yok, herkesin migreni olmadığından, ya da ağrı eşiği aynı olmadığından değil bu eşitsizlik, migreniniz varsa simetrik cisimleri bile asimetrik görebilirsiniz. Yani eşit cisimler bile, eşitsiz görünür gözünüze. Kedi gider, gülümsemesi ağaçta asılı kalır, size sırıtır oradan. Ondan dolayı, migrende eşitlik yok diyorum. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

BAZEN, ANLAMSIZDA ANLAMLIDIR.

Yaşamın orta yerinden, eskiler almıyorum. Duygularla karıştırıyorum. Yoğuruyorum. Kendime karşı yarattığım öteki ben, bana tanıma, anlama, dönüştürme serüvenini önerdi..
Geçmişten olabildiğince uzak, sınırsızlığa olabildiğince yakın.
Nesneyi yalınlaştırdım. Belirsizliği sevdim, biçime, kurala lanet okudum. Çok rahatladım. Köpeğimiz banyo lifini yemiş, güldüm kızamadım. Kızım kaptan olacakmış. Denizatlarıyla dans edecekmiş, parasıyla bana ev alacakmış. Gözüm doldu, ağlayamadım. Denizatlarının tekeşli olduğunu, erkeğin doğurduğunu biliyor muydunuz? Ocakta zeytinyağlı barbunya, tuzunu çok attığımı fark ettim, kendime engel olamadım. Oğlum, Napoliten şarkılar düşlemiş benim için.
Borges, “anlatılanın bir yüzü ışıkta ise diğer yüzü karanlıktadır ” demiş. Sizce Çukurova’da yağmur farklı mı yağar?
Patlıcan kızartılırken, çok yağ çekmesin diye, suda bekletilmeliymiş.. Dolmaya, fesleğen çok yakışırmış. Barbunyanın dibi tuttu mu?
Kızım, “kendini aştın annecim” dedi. Çok rahatladım.
Fizik tedaviye gidiyordum, elektrikler kesildi. Sizi sonra alalım dediler. İşkencede, elektrik kesilince böyle mi yapıyorlardı.. Unutmuşum. Siz, böyle bir şey anımsıyor musunuz?
Öğleden önce, burnunuza yemek kokusu gelse, annenizin herkesin ağız tadını kollayarak, tencerede yemek yaptığını mı düşünürsünüz? Bu yemek kapuskaysa, yine mi böyle düşünürsünüz? Yemekten gelen şap tadı, dilinizi burarsa, “hayırdır inşallah, bu da ne tadıdır mı?” Dersiniz? Demez misiniz? Read the rest of this entry »

Tags: , ,

TÜKETTİK AŞKI VE DOĞAYI GÜLÜM, İNSANLIĞIN VICDANIN SON KARESİNDE(Mİ)

TÜKETTİK AŞKI VE DOĞAYI GÜLÜM, İNSANLIĞIN VICDANIN SON KARESİNDE(Mİ)

Çiçekler yolluyorum
Kırık kalbine
Ve öpücükler
Gözyaşlarımla yıkıyorum
Günahlarındaki masumiyeti
Yüreğinde
Kimbilir!
Hangi acıların
Umarsız çığlıkları
Ve boşluğun sancısı
İnceden ince
Efkar yağmurları ıslatır
Bırakmadığın kendini
İstencesiz sessizlik
Amansızca kuşatır
Varmak limanlara dersin
Unutmak unutulmayı
Hangi yana baksan
O ve sen Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

AŞKA DAİR NE VARSA, SÖYLENMİŞ(Mİ)

AŞKA DAİR NE VARSA, SÖYLENMİŞ(Mİ)

Farzet!
Ben mahkumum
Aşkının çıkmaz sokağında
Ölesiye vurgun
Ölesiye yorgunum
Hangi gizzemli mısra
Anlatır sana hasretimi
Sen!
Bir köşesinde şehrin
Ben!
Başka bir kösesinde
Mannheim’in sessizliğinde
Değilmi sevdalım
Yalnızlık boynumda lale
Hangi zincirin mahkumiyeti
Seni bana
Beni sana bağlamış Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

YAZMAK YAŞAMI GÜLLERLE BEZEMEK DEĞİLMİ

Yazarlık öğretilir mi? Öğretilir, bana öğretildi. Herkes yazar olabilir mi? Evet, yeteneği, hevesi, azmi ve anlatacak öyküsü olan herkes yazabilir. Yol gösterecek birisi, bu yola çıkanlara, yardım edebilir. Daha önce denediğim bir yöntemle, ilgilenenlere bilgilerimi aktarmak istiyorum. Başlayalım:
Evet!.. Yazmak… O, heyecanlı bir yolculuktur… Hazırlığı günlerce sürer. Zaman zaman hazırlığınız boşa gidebilir… Korkunç ve acıtan bir gerilim yaşarsınız… Konu, karakterler, mekân, hedef kitleniz ve iletmek istediğiniz mesaj… Her şey hazır… Kâğıt ya da bilgisayarınız size, siz ona bakar durursunuz. Tek kelime yazamazsınız. Kendinizden, inançlarınızdan kuşkuya kapılırsınız. Oysa beyninizde yazmıştınız… Hatta altına cafcaflı bir imza da atmıştınız… Bu, hep olur ve her yazar bunu yaşar. Korkmayın, hazırlığınız boşa gitmeyecektir… Bu hazırlığı, şimdi değerlendirebilir, olmazsa başka bir eserinizde yan öykü olarak kullanabilirsiniz… Hazır olan bu malzeme değerlendirilmek üzere sizi bekleyecektir…

Fark ettiğiniz gibi “hazırlık” deyip durdum. Çünkü ilk aşama budur. Hazırlığınız yoksa yazamazsınız. “Yazma eylemi” düşünce olarak beyninizde sizinle birlikte yaşar gider… Nedir bunlar? Çarşıda alınıp satılır mı? Hayır… Hazırlığın ilk malzemesi kendinizsiniz… Deneyimleriniz, sevgileriniz, nefretleriniz, tanıklıklarınız, ilişkileriniz, yeme-içme alışkanlıklarınız, okuduğunuz ve gördüğünüz her şey… Kısacası “siz”… Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

UMUTLARIN ÖLDÜĞÜ YERDE, İNSANLIK GERİLMİŞTİR ÇARMIHA

UMUTLARIN ÖLDÜĞÜ YERDE, İNSANLIK GERİLMİŞTİR ÇARMIHA

Ağaçlarımızı yakıyorsunuz ya.. Hani meşelerimizi “sadece onları yakmıyorsunuz, umutlarımızı yakıyorsunuz mu” diyeceğimi sandınız? Asla … Umutlarımız hiç yok olmadı..! Ağaçlarımızı yakarken, onların üzerinde yaşıyan börtüyü, böceği, gölgesinde boy veren çiçeği, mantarı, sincapları, tavşanları, tilkileri, kelebekleri, sakız yaptığımız kengerleri, kuşları ve de sayısız mikroorganizmayı da yakıyorsunuz..
Bizim doğduğumuz topraklarda ateşe su dökülmez! Günahtır.. Suyun canı acır bu yüzden ateş toprağa gömülür. Biz ağaçları da kutsal biliriz, taşı toprağı da.. İnanmayacaksınız belki ama teyzem hasta olan teyzemin oğlunun iyileşmesi için bir kayaya , gözlerimin önünde yalvardı. Bir duvarın içindeki tahta kirişe adaklar sundu. Kurban kestik, kanını alnımıza sürdü.. “yer gök şahidim olsun ki” diye dualar etti. Teyzemin oğlu öldü gerçi ama; inanın ki böyle yaptık.

Küçükken bir ağacın dalını kırmıştım, teyzem “günah!” dedi. Hemen öptüm ağacın gövdesini özürler diledim. Ağacın benim gibi doğadaki bir canlı olduğunu ona göre ayrıcalığımın olmadığını o günden beri bilirim. Siz yakıyorsunuz, biz söndürmek için su dökemiyoruz..

Teyzemin dizinin dibinde yattığım bir ceviz ağacı vardı. Gövdesine bakarak bir sürü figür bulur, onlara masallar uydururdum.. Ceviz kabuklarında avucumun içine kına yakardım yok yok .. Ceviz kabuğundan dudağıma boya yapardım, taştan kına yapardım avcuma..
Sincaplar ceviz çalınca onlara kızmadık, onlar da paylarını alıyor derdi teyzem. Ağaç bizim değildi, toprak bizim değil. Su da bizim değil. Suyu ateşe dökemeyiz biz, suya eziyet olur bu.. Biz eziyet etmeyi hiç mi hiç sevmeyiz. Ne eziyet ettiririz, ne de eziyet ederiz.. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

9
Şub

HAKKIMDA – SONGÜL TOKER

   Posted by: admin    in Biyografi, Medya, Songül Toker, Yazar

SONGÜL TOKER

SONGÜL TOKER

1969′da, ailem tarafından Almanya’ya getirildim, Adana doğumluyum. Çocukluk yıllarımın yarısı İstanbulda, diğer yarısı ise Heidelberg’te geçdi. Evlendikten sonra NRW’ye yerleştim, şu an Bochum’da kalmaktayım.

89 yılında başlayan edebiyat çalışmalarım, şiir ve roman dalında sürerken, (bir kadının, Almanya’daki yaşamından kesit sunan bir çalışma) talihsiz bir olay yaşayarak, eşim
tarafından yakıldı. Yaşadığım bu olaydan etkilenerek, çalışmalarıma bir süre ara verdim. İcimde kadın olarak ezilmenin verdiği öfkeyle, hayatıma yeni bir yön vererek, Türk cocukları ve kadınlarına yönelik sosyal faaliyetlere başladım. Her zaman, yaşam ve sanattaki yerim, ezilen ve zayıf kitlenin yanı oldu. Edebiyat çalışmalarına, 1994’den sonra tekrar, rahmetli Fakir Baykurt hocam tarafından yönlendirildim. Hocamın hep söylediği bir söz vardı: “Songül’cüğüm, çocuk eğitimine aslında yetişkinlerden başlamalı, halkımızın çoğunda büyük bir eğitim eksikliği var.” Ben de, bu düşüncenin gerçekleşmesi için, elimden gelen çabayı vermekteyim.

2001’den bu yana, “Bezek Edebiyat işliği” üyesiyim, burada bir gurup yazar arkadaşla, edebiyat çalışması yapıyor, yazdıklarımızı tartışyor ve olgunlaşan yazıları kitaplaştırıyoruz.

Anaokulu öğretmeniyim, yıllarca çocuk ve çocuk eğitimiyle uğraşmaktayım. Şu an, yeni bir proje çalışması içindeyiz. ”Üç kuşak bir arada,” bu projenin amacı; çocuklar, gençler ve yaşlıları bir araya getirerek, dialog ve ilişkileri güçlendirmek.

Yaşlıların yanlızlık çemberinden kurtulmaları için, interaktiv ilişkiler ve etkinlikler düzenlemek. Çocuk ve çocuk eğitimi alanında, aileleri eğitmek içerikli, bir proje çalışmamız sürmektedir.

Her çocuk kutsal bir emanettir ve tüm çalışmalarımız, çocuklar için olsun dileğiyle.
Hepinize sevgiler

SONGÜL TOKER

Tags: , ,

Page 1 of 3123»