29
Tem

UÇURTMA – Olca BAL

   Posted by: admin   in Olca Bal, Yazar, Öykü, Şair

GÖZLERİNDE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞADIM VE SEVGİYİ, UÇURTMA MEVSİMİNDE ÖZGÜRLÜK GİBİ(Mİ)
GÖZLERİNDE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞADIM VE SEVGİYİ, UÇURTMA MEVSİMİNDE ÖZGÜRLÜK GİBİ(Mİ)

Funda öğretmen, yetimhanenin bahçesinde diğer küçük çocukların arasında Hüseyin’i göremeyince, telaşlanarak aramaya koyulur! Yemekhanesinden başlayarak, yattığı odasına, bodrum katından tut, çatısına varana kadar, ama bulamaz! Telaşı daha da artarak yüreği alevlenir bir anda, mutfakta çalışan Akgül ablasının yanına koşarak nefes nefese, ’’Hüseyin’i gördün mü? Ve yakınarak ‘’yine kayıplarda’’ der. Hademe Akgül, ‘’görmediğini’’ söylerken kendiside endişeye kapılır! ‘’Anlaşıldı kızım, bu çocukla işimiz var bizim,’’ sırtından önlüğünü çıkartarak, ‘’beraber arayalım’’ der. Saatlerce aramanın sonunda, Funda öğretmenin sinirleri bir hayli gerilir ve güneşin batmasıyla karanlık yavaşça etrafa yayılmakta. Funda öğretmenin alnından sıkıntı terleri akarken, yanakları da öfkesinden kızarmıştı. Gözlerini büyümüş, ellerini de sıkıca birbirine ovuşturarak söylenmeye başlamıştı; ‘’Biz ne yapacağız şimdi, ya başına bir kötülük geldiyse! Ah Akgül abla, her çocuğu anladım! Çözebildim eğitim hayatımda! Bir tek Hüseyin’e yaklaşamadım, neyi uyguladıysam başarısız kaldım!’’ Delirecek gibiydi artık Funda öğretmen. Hüseyin’i, o küçük içine kapanık çocuğu ayrı severdi.
Belki de kendisini görüyordu onda! Hayatı boyunca bir gün olsun ailesini tanıma şansı olmamış, anne, babası, akrabaları hakkında bir ipucu bulamamıştı. Funda öğretmende yalnızlığıyla yetimhanede büyümüş ve Hüseyin’de olduğu gibi kimseler ziyaretine gelmemişti. Bilinçaltında kendi çocukluğunu düşünerek, kendisinin de bir arayışta olarak kayıplara karıştığı anları hatırladı. İkiside ruhen bitkin düşerek, oturmuşlar yetimhanenin bahçesinde, suskunluğun girdabında beklemeye başlarlar!
Hüseyin elleri cebinde soğuk bir yüz ifadesiyle, bahçenin kapısından içeriye girer. Hiç bir hatada bulunmamış tavrıyla ve boş bakmakta olan gözlerle yanlarına yaklaşarak, soğuk bir ses tonuyla; ‘’Siz bu karanlıkta neden bahçede oturuyorsunuz? Der. Funda öğretmen ve Akgül ayağa kalkarak, şaşkınlık içinde Hüseyin’i seyrederler! Öğretmeni kolundan sıkıca tutarak, ‘’hadi’’ der! Ve odasına götürür. Akgül ablası peşlerinden giderek yetim hanenin kapılarını kitler ve ışıklarını söndürür. Funda öğretmen Hüseyin’e pijamalarını giymesini söylediğinde, usulca Hüseyin’in yatağına oturur ve o küçük bir türlü çözemediği çocuğu seyretmeye başlar.
İçinden kendisinin işe yaramaz bir eğitimci olduğunu düşündüğünde, yüreğini kemiren üzüntüyü en derininde hisseder ve gözleri dolarak ayağa kalkar. Hüseyin’in yüzüne bakmadan ‘’iyi geceler’’ der, başı önünde odadan çıkarak kapıyı da arkasından yavaşça kapatır. Hüseyin yatağına uzandığında, ellerini üst üste karnına koyarak, ağlamaklı ve hüzün dolu bir sesle; ‘’Anne, anneciğim! Baba, babam! Benim suçum nedir ki, sizlerden yoksun büyümekteyim!’’ Tanımadığı ailesine biriken özlemini yaşarken, ufacık kalbide sessizce ağlıyordu!
Funda öğretmen yatmaktansa, sıkıntılarıyla birlikte Akgül ablasının yanını bulur, odasına çekilmediğine, hala mutfakta bulunduğuna sevinerek; ‘’Akgül abla konuşalım mı’’ der? ‘’Konuşalım tabi! Bak çayımızda var’’ yanıtını aldığında yüzündeki tedirginliği bir anda tebessüm ile kaplanır. Çaylarını alarak büyük cam bardaklarıyla, masa başlarına karşılıklı otururlar. Akgül, kızı gibi gördüğü Funda’ya bakarak; ‘’bu yetimhanede işe başladığımda, senin yaşlarındaydım ve sende Hüseyin’in yaşlarında asabi bir çocuktun, hiç bir yere sığmazdın! Bak kızım şimdi ise bir Öğretmen olarak karşımda oturuyorsun, bu kadar üzme kendini. Hüseyin’de değişecek elbette’’ diyerek lafını bitirir. Funda büzülmüş bir şekilde Akgül ablasını dinlerken çayını yudumluyordu ve kısık bir sesle;
‘’Doğru ben asabiydim, içimi bir şekilde kusuyordum ama Hüseyin çok içine kapanık, o kusmuyor, acılarını içinde biriktirerek, yalnızlığından çıkamaz hale geliyor. Ah Akgül abla, ince hastalığa yakalanmasından korkuyorum’’ derken sağ elini de ağzına götürerek, aldığı sıkıntıyı tırnaklarını kemirmeye başlayarak dindirmeye çalışır! Akgül ablası; ‘’Sakin ol kızım! Her şeyin başı sabırdır!’’ İkiside bir zaman sessiz kaldıktan sonra Akgül ablası dikkatlice sorar; ‘’Kızım bu konuyu neden bu zamana kadar Rıza baba’ya anlatmadın, birde ona danışsan! Funda, Rıza babanın kendisini beceriksiz bir öğretmen olarak görmesinden korktuğu için bu güne dek susmuştu Hüseyin hakkında!
Rıza baba yetim hanenin müdürüdür. Çalışanlar ve çocuklar ona Rıza baba diye hitap ederler çünkü sıcaklığıyla ve dürüstlüğüyle herkesin sorunlarıyla ilgilenerek, içtenlikle yetimleri mutlu etmeye çalışan iyi bir insandı! Bu yeryüzünde nadir bulunan, babacan bir yetimhane müdürüydü! Kaç çocuğu okuttuğu gibi, Funda’yı da Rıza baba okutmuştu! Funda dalgınlığında düşünürken birden gözlerini büyüterek; ‘’zaten Rıza baba her şeyin farkındadır öyle değilmi Akgül abla’’, beriki onaylayarak; ‘’Evet kızım, konuyu bahsedeceğin günü beklediğinden eminim’’ der. Gece yarısını geçmiş, ikisini de esnemeler tutmuştu, usulca odalarına çekilerek uykuya girişirler. Funda öğretmen erkenden kalkarak hiç bir işe koyulmadan, Rıza baba’nın yanına gider. Rıza baba her sabah olduğu gibi güneş doğmadan kalkar ve bahçede oturarak ilk kahvesini yudumlardı, sonrada büyük bir sevgiyle yeşillikleri biçerdi! Funda yavaşça yanına yaklaşarak;
‘’Günaydın Rıza babam’’ der ve tombiş yanaklarına yumuşacık öpücükler kondurdu. Rıza baba; Hayırdır kızım erkencisin, bir derdin mi var yoksa’’ diye sorar? Funda çekinse de! ‘’Evet, var’’ diyerek anlatmaya başlar; Ben seni eğitim hayatımda hep örnek aldım Rıza baba, çıkmazda olduğumda senin gibi davranmaya çalıştım! Rıza baba Funda’nın lafını keserek; ‘’Her zaman kendin ol kızım, en doğrusunu yaparsın!’’ Funda içini çekerek devam eder; ‘’Hüseyin’le konuştum, çoğu zaman onu anlaya bilmek için. Neden dersini yapmıyorsun diye sorduğumda; Cevap vermez! Neden öbür çocuklar gibi iştahla yemek yemiyorsun dediğimde, bana boş bakarak; Sadece canım istemiyor der! Faaliyetler denedim! Çocukları kırlara götürdüm, piknik yaptık. Hayvanat bahçesine götürdüm, Hüseyin’den hariç hepsi eğlendi!’’ Funda başını sallayarak, üzüntülü bir sesle; ‘’Ah Rıza baba, 1 hafta önce 9 yaşına girdi ve ben hala Hüseyin’in içten güldüğünü bile bir kez olsun göremedim!’’ Funda gözlerini kocaman açarak, hararetle konuşmasına devam eder; ‘’Hatta hediyeler aldım, yatağına koyarak sürpriz yapmak istedim. Bende onunla beraber odasına girerek, heyecan yaşayacak mı diye görmek istemiştim ama hediyeleri açmadan kenara itti, soğuk bir sesle ve yine boş bakan gözlerle! Teşekkür ederim Funda öğretmenim dedi! Ne bir heyecan, nede mutluluk gördüm kendisinde! İşte derdim bu Rıza baba, ne yapacağımı bilemiyorum artık!’’ Tam Rıza baba konuşmaya başlarken, Funda büyük bir heyecanla atılarak; ‘’Az daha unutuyordum Rıza baba, bir keresinde bana mırıldandı! Anlamıyorsunuz, İçim bom boş, çok boş, sanki duygularım yok, tat alamıyorum hiç bir şeyden!’’ Rıza baba hafiften gülümseyerek, Fundaya emin gözlerle bakar ve ‘’sen merak etme kızım’’ dediğinde, Funda’nın ruhu birden hafiflemişti.
Bütün çocuklar yemek hanede kahvaltıya oturduğunda, Rıza baba içeriye girerek yüksek bir sesle ‘’günaydın çocuklar’’ der ve konuşmasına devam eder; ‘’Biliyorsunuz güzel çocuklarım! En güzel mevsim olan, Uçurtma uçurma mevsimindeyiz! Kahvaltınızdan sonra Funda öğretmeniniz ve ben, sizlerle birlikte rengarenk uçurtmalar hazırlayacağız!’’ Hüseyin’den hariç tüm çocuklar büyük bir coşkuyla kahkahalar atarak; ‘’Ne güzel, ne güzel, savul Rıza babamız’’ diye bağırırlar, büyük bir iştahla karınlarını doyurarak, hiç zaman kaybetmeden sınıfta yerlerini alırlar.
Hüseyin’in acelesi her zamanki gibi yoktu! Yavaş adımlarla koridorda başı eğik, uçtan uca yürürken, Rıza baba birden karşısına dikilir. Ellerini Hüseyin’in iki omzuna bırakarak, tatlı ve ılımlı bir dille; ‘’Delikanlı bana destek olda, uçurtmanı yapalım!’’ Hüseyin’i tedirginlik sararak gözlerini kısar ve ağzının ucuyla ‘’tabi’’ der, isteksiz bir iradeyle!
Rıza babayla uçurtmayı yapmaya gider. Rıza baba tebessümünü yüzünden eksik etmeden, benliğine işlemiş büyük bir sabırla, Hüseyin’e dikkatli davranarak elinin ucuyla da olsa uçurtmada bir katkıda bulunmasını sağlar. Hatta renklerine varana kadar Hüseyin seçer ve kuyruğuna özen göstererek uzattıkça uzatır. Nihayet üç gün içinde uçurtmalar tamamıyla bitmişti! Çocuklar sabırsızlıkla! Ellerinde uçurtmaları yola çıkabilmek için bahçede beklemekteydiler!
Uçsuz bucaksız kırlara giderek, salıvermekti sonsuzluğun rüzgarına, bulutların kanatları altında beraberce uçabilmekti, dans edebilmekti uçurtmanın ipiyle. Akgül ablaları, çocuklara erzak hazırlayarak yanlarına gider, aradan beş dakika geçmez, bahçenin kapısına bir otobüs yanaşarak durur. Sürücü kapılarını açtığında! Rıza baba ve Funda öğretmen otobüste binerek çocukları yerlerine yöneltirler. Rıza baba harika bir alan seçmişti! Kırlar olduğu gibi tepeyi kaplamış ve şehir ayaklar altında duruyordu. Çocuklar büyük bir coşkuyla otobüsten inerek yan yana dikilirler. Çılgın rüzgar vurdukça tenlerine, içleri gıdıklanır hepsinin. Rıza baba’nın işaretini aldıklarında! Yavaşça iplerini ellerinden kaydırarak uçurtmanın gökyüzüne doğru çıkmasını sağlarlar. Hüseyin’in uçurtması en uzun kuyruklu olanıydı ve ateş renginde kırmızıydı, bulutların altında yanardöner bir kıvılcım topu gibi parlamaktaydı. Funda öğretmen ise gözlerini Hüseyin’den ayırmadan her hareketini takip etmekteydi ve ettikçe şaşkınlığında artmaktaydı!
Hüseyin çığlık çığlığa, sesli gülücükler atarak gözlerini de dikmiş gökyüzüne. Sıkıca ipini tutarak, havada yükselen uçurtmanın peşinden koşmaktaydı. Hiç durmadan koşmaktaydı! Uçurtmasıyla yarış edercesine! Uçurtması yükseklerde salınarak uçarken, o da bulutların gölgesinde koşarak, serçe yüreğinde biriken acılarını kusmaktaydı! İlk kez yaşamında, yaşamanın tadını almıştı bu küçük varlık!
Ertesi gün, yetim hanede Hüseyin’in içi içine sığmadığı görülür, sürekli bir şeylerle uğraşmakta ve ilk kez yemeğini iştahla yemişti. Masadan usulca kalkarak Rıza baba’nın ofisine gider ve kapısını tıklayarak içeriye girer. Rıza baba hiç şaşırmamıştı gelişine, soracağı soruları olduğunu biliyordu. Hüseyin’e ılımlı gülüşüyle yaklaşarak ‘’bir isteyin mi var oğlum’’ diye sorar? Hüseyin çekinerek susar ve başını yere indirir! Rıza baba; ‘’Gel bakalım delikanlı’’ derken elinden tutarak koltuğuna doğru götürür ve kucağına oturtturur. Ellerini başına götürerek sevgiyle saçlarını okşamaya başlar. Hüseyin aldığı sıcaklığın memnuniyetiyle; ‘’Ne zaman gene uçurtma uçuracağız’’ diye sorar? Rıza baba; ‘’Rüzgarlar dindi, bir dahaki mevsimde’’ diye yanıt verir. Hüseyin gözlerini büyüterek; ‘’Peki ben o anlatamadığım duyguları bir dahaki uçurtmada mı yaşayacağım’’ ve üzülerek ağlamaklı bir sesle, ‘’çok güzel bir histi’’ der! Rıza baba yanaklarından öperek, ‘’güzel yavrucuğum, Ben ona benzer bir hissi nerede bulacağını biliyorum!’’ Hüseyin coşkuyla atılarak; ‘’Nerede, nerede, Rıza baba’’ diye bağırır! Kitaplarda oğlum, kitap okuduğunda anlayacaksın!
Ve o günden sonra kitap düşmez olur Hüseyin’in elinden, belli ki ona benzer duyguları okuyarak hissetmekte idi. Derslerine büyük bir tutkuyla bağlanmasını sağlamıştı kitap okuması! Funda öğretmen, Hüseyin’in olağanüstü değişimine ve hırsına sadece şaşkınlıkla bakmakta idi. Sevinse de, bu duruma şaşkınlığında boğulmaktaydı! İçinden sürekli ne olduysa, uçurtma uçurulan günde oldu diye geçirirken, camdan dışarıya bakar. Rıza baba’yı bahçede gördüğünde, köşesine kurulmuş kahvesini yudumluyor, yavaşça yanına yaklaşır ve arkasında dikilerek kısık bir sesle; ‘’Rıza baba, bu uçurtmada ne hüner vardı da, Hüseyin böylesine değişti.’’ Rıza baba, başını Funda’ya yarım çevirerek ‘’özgürlük hüneri kızım’’ der! ‘’Uçurtma uçurtmak, özgürlüktür!’’ Funda afallayarak hızlı adımlarla Rıza babanın karşısına geçer ve gözlerinin içine bakarak şaşkınlıkla, ‘’yaaa’’ der! Rıza baba lafına devam ederek; ‘’Biliyor muydun kızım; Şeriat ülkelerinde uçurtma uçurmak yasaktır! Çünkü özgürlüğü simgeler! Onun için yasaklar koyarak, onların uçurtma uçurtarak, ÖZGÜRLÜK duygusunu tatmamaları için, uçurtma uçurtmak yasaktır!
29.05.2009
OLCA BAL

Bu Yazıyı Toplamda 2177 Kişi Okudu

Tags: ,

This entry was posted on Çarşamba, Temmuz 29th, 2009 at 18:51 and is filed under Olca Bal, Yazar, Öykü, Şair. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

mahfil

Yorumunuz