23
Şub

UNUTULMAYAN SEVDALAR 1 Songül TOKER

   Posted by: admin   in Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

SEN VE BEN UNUTULMAYAN SEVDALARDA YAŞADIK.

Kapı çaldığında, yemekle uğraşan yaşlı kadın, kapıyı açmaya giderken torununa seslendi.
-Kızım, kapıyı duymadın mı?
Ses çıkmayınca gülerek kapıya doğru giderken,” hayırdır bu saat de kim gelirki bana” diye düşünürek kapıyı açtı, yıllardır görmediği oğlunu kapıda gördüğünde, sevinç çığlıkları atarak boynuna sarıldı. Ana oğul hasretle kucaklaşırken:
-Seni çok özlemişim be ana, burnumda tüttün, ne kadar özlediğimi, şimdik çok daha iyi anladım.
Erdal’ın burnuna, en sevdiği yemek olan dolma kokuları gelince, annesine takılarak:
-Helede şu kuru patlıcan dolmalarını. Hiç kimse seninle bu konuda boy ölçüşemez, kimin anası.
-Sana kurban olsun dolma, otur hemen getireyim de ye, anasının kuzusu.
Sevinçle mutfağa doğru giderken, ayakları sanki kanatlanmış gibiydi, hasretini çektiği oğlu dönmüştü. Mutlulukla gülümserken, bir an önce masayı kurmak için uğraşmaya başladı. Yemek bittikten sonra sofrayı toparladı, o sırada içerden Erdal’ın sesi geldi:
-Haydi gel otur anaların anası, oturda dinlen biraz.
Annesi telaşla mutfaktan gelerek, oğlunun saçını okşarken:
-Ah oğlum, ben seni dünya gözüyle gördüm ya, yorgunluk mu kalır gayri.
Mutlulukla gülümserken, annesine sarılarak:
-Güzel anam, sizleri öyle özledim ki.
Gözleri, yabancı gibi duran kızkardeşinin kızı Sevil’e takılınca, gülerek:
-Sevilde ne kadar büyümüş, ne güzel olmuş böyle.
Yanına çağırdı Sevil’i:
-Gel bakalım yanıma, dayınım ben, öpeyim seni, sarılayım sana prenses.
Küçük kızın yanına gelmeyerek odaya çekilmesine gülerek:
-Tabi tanımıyor beni, alışır değilmi anne.
Annesi o günleri hatırlayarak, içini çekerek hüzünlü bir ses tonuyla:
-Sen gittiğinde Sevil altı aylıktı, seni unutmaması için, her gün resmini gösterip, bak bu senin dayın diyordum. Ama yinede çocuk işte, ne yaparsın, alışır elbet.
Ana oğul saatlerce sohbet edip dertleştiler. Yol yorgunu olduğundan dinlenmek için, eskiden kendisine ait olan odaya çekildi. Erdal yıllar sonra, ilk kez yatağına uzanmıştı. Gözlerini tavana dikip, geçmişi hayalliyordu. Yıllar önce terk etmişti bu sehri. Sevdiği kızın evlendiği gündü, o gün umutlarının parçalandığı, hayallerinin yıkıldığı gündü. Kanayan yüreğinin acısını duyumsadı biran. Aslında, aslında o gün, öldüğü gündü. Sevdiği kızı vermemişti babası. ”Sanatçı kısmına kız verilmez” diyordu, ”amcanın aslan gibi oğlu dururken, ne güzel mesleğini yapmış, huyunu suyunu bildiğimiz delikanlı. Elin baldırı çıplağına kız vermem ben” diyordu.
Beklenen gün gelmişti, dışardan davul sesi geliyordu. Pencereden, perdenin arkasına saklanarak, son kez sevdiği kızı izliyordu Arabaya binmeden önce, başını kaldırıp yukarı bakmıştı Buket. Gözlerinden akan yaşla, nefret dolu, sorgulayan bir bakıştı bu. ”Bana sahip çıkacak kadar erkek olmadın?” Erdal utanmıştı bir an kendinden, O bakışları, yıllarca unutamadı. ”Kadınına sahip çıkacak kadar erkek değil miydi? Neden yeterince savaşmadı? Bu kadar mı korkaktı , sevgisi bu kadarmı güçsüzdü? Yoksa odamı Buketin babasına hak veriyordu?”
Tam da Erdalın evlerinin yanında oturacaklardı, buna dayanması mümkün değildi. Gelin arabası gittiğinde, bir kaç parça eşyayı valize atıp, terk etmişti Almanya’yı. Yıllardır Fransa’da yaşıyor ve ressamlık yapıyordu. Şimdi geri dönmüştü buraya, ama nedenini, kendine bile açıklıyamıyordu. Neydi onu buraya çeken, hatıralarımı? Yoksa Buket’i hala seviyor muydu?
”Kendine gel oğlum, bırak hayal kurmayı, senin korkaklığını af eder mi, sana bir daha güvene bilir mi sanıyorsun. Üstelik evli bu kadın, sen onu yıllar önce başkasının kollarına terk etmiştin.” Öfkesinden, yatığından kalktı yumruklarını sıkarak pencereye doğru yürüdü. Perdeyi araladığında aşağıda ilk yardım arabasının durduğunu gördü. ”Allah Allah, burada ne oluyor böyle! Kim hasta acaba?” diyerek, kapıdan annesine seslendi.
-Anne, anne buraya gel çabuk!
Koşarak gelen kadın, merakla oğluna:
-Ne oldu oğul?
Annesine pencerenin altında toplanan kalabalığı gösterirken, o sırada sedyede bağlı olarak çıkartılan kadını tanıyarak, korku dolu bir sesle bağırdı:
-Bu, bu Buket değilmi?
Tam dışarı koşmaya yönelirken, annesi kolundan tutarak:
-Nereye oğlum?
Erdal sabırsız bir ses tonuyla:
-Buket’e gideceğim!
Annesi, bir an olacakları düşünerek, panik ve korku dolu bir sesle:
-Gitme oğlum! Kocası çok aksi bir adam. Bakarsın maraza çıkarır.
Erdal annesinden kolunu kurtararak, merdivenlere doğru koştu. ”Bu defa, hiçbir şeyden kaçmayacağım.” Hızla dış kapıdan çıktığında, Ömer’len yüz yüze gelmişlerdi. Ancak buna aldırmadan Bukete koştu, ama yetişemedi, araba hareket etmeye başlamıştı bile, sadece bir kaç saniye görebilmişti sevgilisini. Dizleri titriyordu korkudan, ”ne olmuştu, neyi vardı Buketi’nin, mutlaka öğrenmesi lazımdı.” Birden köşede ağlayan kadının, Buketin annesi olduğunu fark etti:
-Ne oldu teyze, geçmiş olsun?
Kadın başını kaldırarak, ağlamaktan kızarmış gözlerle, boğuk bir sesle cevap verdi:
-Sağ ol oğul.
Karşısında ki kişiyi tanıyarak:
-Sen Erdal değil misin?
-Evet teyze, Bukete ne oldu?
Kızının içten içe sevgisini biliyordu, Erdal’ıda severdi, tekrar gördüğünde derdini dökmek istedi:
-Hiç iyi değil oğul, depresyon geçiriyordu, bu günde tüm ilaçlarını içip, intihara kalkmış.
-Neden teyze, neden? Derdi ne, söyle?
-Canı çıkasıca adam, kızı zorlan verdikten sonra, zavallımın yüzü hiç gülmedi.. Hadi oğul, ben içeri girem, çocuklar yalnız.
Erdal yukarı çıktığında, annesi sabırsızlıkla bekliyordu kendini:
-Ne oldu oğul, anlat?
Üzgün bir şekilde:
-Buket intihar etmeye kalkmış.
-Vah vah, ne olacak şimdi?
-Bilmiyorum anne, bilmiyorum! Sen onun hasta olduğunu biliyor muydun?
-Biliyordum! Ama ne yapa bilirdim.
Annesine, kızgın bir ifadeyle bakarak:
-Bana söyleye bilirdin.
Annesinin ayıplayan bakışlarını gördü, annesi kınayan bir tonda:
-Oğul, elin karısına ne karışırız biz!
Öfkeyle:
-O benim sevdiğim kadın, onu kurtaracağım, tekrar hayata döndüreceğim. Bu defa kalleşçe kaçmayacağım, anlıyor musun. Ben simdi hastaneye gidiyorum.
-Oğul ne yapıyorsun, kocası oradadır!
-Ne fark eder .
Annesinin korku dolu sesi bile, kendisini durdurmaya yetmemişti. Erdal hastaneye geldiğinde, gerçekten de Ömer oradaydı. Koridorda onun gitmesini bekliyordu. Ömer hastaneyi terk ettiğinde, sabah olmuştu. Erdal, Buketin yattığı odaya gizlice yöneldi. İşte karşısında yatıyordu sevdiği kadın. Yanına yaklaşarak:
-Buket sevgilim nasılsın?
Yanıt yoktu.. Yatağın yanındaki sandalyeye oturarak, elini tuttu Buket’in. Öylesine bitkin, öylesine masum ve korumasızdı ki, yüreği sızladı Erdalın. ”Ne olmuştu, neler yaşamıştı, filim nerede kopmuştu, bilmiyordu! Tanıdığı bu güçlü kadını, böyle yıkan, yerle bir eden ne idi?” Şimdi geri dönme sebebini anlar gibi oldu, ”evet, Buketin bana ihtiyacı olduğunu his etmiştim. Tüm olumsuzluklara rağmen, iyi ki ayrılmışız” diyordu kendi kendine. ”Yoksa seni bu kadar çok sevdiğimi, belki hiç bir zaman anlamayacak, yokluğunun verdiği acıyı, böylesine tatmayacaktım.”
Unutmayı çok denemişti, beraber olduğu kadınlarda olmuştu. Ama ne yollar, ne yıllar, onu unutmaya yetmemiş, her geçen gün, onun sevgisine daha çok kenetlenmişti. Kapının açılmasıyla, içeri giren hemşire, Erdal’ı görünce şaşkınlık ve öfke dolu ifadeyle:
-Siz kimsiniz? Ne işiniz var burada?
- Ben akrabası olurum!
-Lütfen burayı terk edin, hastanın dinlenmesi lazım.
-Ben sessizce oturuyorum!
-Olmaz, kurallara uymak zorundasınız. Ziyaret saatinde gelin.
-Tamam hemşire hanım, kızmayın gidiyorum.
Eve döndüğünde, annesi sabırsızlıkla bekliyordu kendini:
-Allah’ıma şükür, başına bir şey gelecek diye ödüm koptu. Gördün mü Buket’i?
Yorgun, bitkin şekilde kendini koltuğa bırakırken:
-Gördüm anne.
-Anlatsana be oğul, çatlatma beni.
-Ne anlatayım anne, hiç iyi değil işte. Midesini yıkadılar, daha sonra uyku ilacı verip uyuttular. Hele sen anlat bakalım, ben yokken neler oldu buralarda?
Annesi:
-Buket çoktandır iyi değildi, kocasıyla hep kavga ediyor. Senin bildiğin Buket değil artık, kendine bakmaz, çocuklarına bakmaz, pasaklının biri. Hem elin delisinden sana ne be oğul, vazgeç bu sevdadan.
Annesinin dün, kızı gibi çok sevdiğini söylediği Buket için, bu kadar acımasız konuşmasına kızarak:
-Senin ne söylediğini kulakların duyuyor mu, bu ne sevimsiz söz, ne duyarsızlık, ne nankörlük böyle.. Bu kadın, zamanında herkesin yardımına koşan biriydi. Bana Almanca bilmediğim zamanlar, azmı işime koşturdu. Senin şu an oturduğun evi bile, kiralamana yardım etmedi mi? Şimdi hastalanınca delimi oldu, kötümü oldu?
Annesinin utanarak başını yere eğipte yarı duyulur bir sesle:
-Öyle demek istemedim oğul.
-Sakın bir daha böyle konuşma. İnsan yapılan iyilikleri unutmamalı diyen, sen değil miydin? Sen öğrettin bana bunları!
-Haklısın oğul, ben başına bir iş gelir diye korktum.
Diyerek başını öne eğdi.

SONGÜL TOKER
23.02.09 BOCHUM – MANNHEIM

S-Toker@web.de

www.songultoker.com

Bu Yazıyı Toplamda 749 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Pazartesi, Şubat 23rd, 2009 at 23:29 and is filed under Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

baba

Yorumunuz