10
Mar

UNUTULMAYAN SEVDALAR – 3 Songül TOKER

   Posted by: admin   in Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

MAHLUKLARIN DÜNYASINDA KAYP OLMUŞTUM, İNSANIM BEN VE NERDEYİM

Bu gün iki çocuk annesi olduğum gün, herkesin mutlu olacağı bir günde, ben hüzün doluyum. İki günahsız, iki suçsuz bebek, bu sorumluluğu taşıya bilecek miyim bilmiyorum. Kaç kez aldırmaya çalıştım bırakmadılar. ‘Çocuk olunca her şey düzelir, sevgini onlara verir unutursun Erdal’ı’ diyordu annem, ‘umarım haklı çıkar! Belki onlar beni tekrar hayata döndürür, ölmüş olan ruhum, tekrar yaşam umudu kazanır, sevinç dolar, belki mutlu bile olabilir???.’
Gözlerinden akan yaşları silerek, düşündüklerine kendi bile inanmıyordu. Ama bir şeyi iyi biliyordu, dünyaya getirdiği bu çocukların mutlu olmaları için, elinden gelen her şeyi yapacaktı. Yanında yatan bebelerine bakarak, henüz isim takmadığını hatırladı. Önce kızını alıp göğsüne yatırdı, sonrada oğlunu, isim bulmuştu bebeklerine. Buse ve Bülent, ‘ikinize söz veriyorum, anneniz olarak, sizin mutluluğunuz için elimden gelen her şeyi yapacağım,’ diyerek yavrularını sıkı sıkıya göğsüne bastırdı.
Zaman su gibi akıp gidiyordu, bebekler yürümeye başlamıştı. Buket söz verdiği gibi, tüm ilgisini çocuklarına veriyordu, çok yoruluyordu ama buna dayanma gücü vardı. Dayanamadığı tek şey, Ömer’in sürekli kendinden, kadınlık görevi beklemesiydi. Buna dayanamıyordu işte, her gün bu konuda olan tartışmalardan bıkmıştı. Yine akşam oluyordu, korku doluyordu yüreği, istemiyordu Ömer’in ona dokunmasını, ama hiç bir şeyi önleyemiyordu. Her gece aynı işkence, her gece aynı tecavüzü yaşıyordu. Uyku saati gelmişti:
- Ömer haydi kalk yatalım!
Dediğinde, beyninden vurulmuşa döndü:
- Sen git uyu Ömer, ben biraz televizyon izleyeceğim!
- Hala bıkmadın mı bu oyunlardan, beni çıldırtmak mı istiyorsun be kadın!
- Niye kızıyorsun bu kadar, ben sadece biraz televizyon izleyecektim.
- Külahıma anlat sen bunları, her akşam bir şey çıkarırsın, ya kıçın ağrır, ya başın. Hadi kalk!
- Ömer lütfen beni zorlama, ben birazdan gelirim.
- Öffff be öfff, sen anlamaz mısın be kadın!
Diyerek Buket’in kollarından çekerek, ayağa kaldırdı:
- Ne olur Ömer yapma, kolumu acıtıyorsun.
Ömer, Buket’in kollarından çekerek, yatak odasına sürüklüyordu. Buket:
- Ömer yapma ne olur yapma, çocuklar uyanacak!
- Onu sen düşün kaltak, adam gibi yatağa gelsen olmazımı? Her gün aynı numaralar. Yeter lan, boşarım seni.
Diyerek, buketin suratını yastığa bastırıyordu:
- Sen benimsin, istediğim zaman, altıma yatmak zorundasın anladın mı bunu, şu kuş beynine yerleştir.
- Ömer yapma, acıtıyorsun beni, yapma!
Diye çırpınıyordu Buket, onun böyle isteksiz oluşu da, Ömer’i çıldırtıyordu:
- Kaltak seni, senin yerinde olmak isteyen bir yığın kadın var, sende naz ediyorsun.
- O zaman, o kadınlara git.
- Öylemi!!!
Diyerek, Bukete bir yumruk geçirdi:
- Tamam, bundan sonra öyle yapacağım, hem de, hem de bu yatakta. Ben sevişirken sende beni seyredeceksin, ondan sonrada sıra sana gelecek, belki o zaman, zevk alırsın benden.
Buket’len işi bitince:
- Buyrun hanım efendi, şimdi televizyon izleye bilirsiniz.
Gözyaşlarını, ağzından akan kanları silerek yataktan kalktı. Sabahlığını giyerek, odadan hızla dışarı fırladı. Banyoya doğru koşarak, kusmamak için ağzını tutuyordu, midesine oturmuştu her şey, hazım edemiyordu olanları. ‘Her gece aynı işkence, her gece aynı onursuz yaşam.’ Kendini en küçük hücresine kadar kirlenmiş hissediyordu. Duşun altında ne kadar kaldığını kendi de bilmiyordu. Elindeki sabun yıkanmaktan bitmişti, yinede kendini birazcık bile temizlenmiş olarak görmüyordu. Dizlerinin üzerine çökerek, yüzünü ellerinin içine alıp, sesli ağlıyordu. Her tarafı yapış, yapıştı, kurtulamıyordu Ömer’in salyalarından, suyun altında elleriyle, tiksinerek vücudundan atmaya çalışıyordu tüm pisliği… Ölmeyi düşünüyordu, böylesine aşağılanmış, böylesine onursuz yaşamak istemiyordu. Gözüne Ömer’in tıraş makinesi ilişti, hızla Makine den jileti çıkarmaya başladı, elleri titriyordu çıkarana kadar epeyce yaralamıştı kendini. Jileti bileğine dayayarak derin nefes aldı, bitmeliydi bu işkence, tam damarlarının üzerinden geçecekti. Kapı çaldı, Ömer’di kapıdaki:
- Ne oldu ya, öldün mü! Bir saattir banyodasın, çocuk ağlıyor, duymuyor musun?
Buket çocukları tamamen unutmuştu. Bencilce kendini öldürmeyi düşündüğünden utanmıştı, oysa onlara sözü vardı, çocukları için yaşayacaktı.
Erdal okuduklarına inanamıyordu. Yüreği ağzına gelmişti, yumruklarını sıkıyordu. ‘Bunları nasıl yapa bildin şerefsiz!’ Diyerek, nefret duyuyordu Ömer’e… ‘Her şeyi öğrenmem lazım, her şeyi. Diyerek okumaya devam etti.
Artık Buket’in hayatı çekilmez hale gelmişti. Ömer söylediğini yapmıştı, arada bir değişik kadınlarla, kendi yataklarında sevişirken, Buket’i kendilerini seyretmeye zorluyor, daha sonrada Buket’e tecavüz ediyordu. Kamçılanmış erkeklik gururunun intikamını alıyordu. Yine böyle bir akşamdan biriydi, çocukları yeni uyutmuştu, kendisi de yatağa gidecekti. Birden kapı açıldı, Ömer bir Alman kadınla içeri girdi:
- Buket hadi bize meze hazırla, birazdan eğlence var.
- Çok yorgunum Ömer ben uyusam?
- Ne diyorsun lan, ne diyorsun yine! Ağzını burnunu dağıtmayayım, çabuk meze hazırla.
- Tamam kızma Ömer!
Başına gelecekleri bilerek ağlıyordu Buket, yemek hazırlarken bir yandan da dua ediyordu. ‘’Allah’ım ne olur yardım et bana, bana dokunmasın Ömer.’’ Yemekleri masaya koyduktan sonra:
- Ömer her şey hazır, şimdi uyumaya gide bilir miyim?
- Kes lan sesini, geç yatak odasında bekle, biz birazdan geliriz.
- Ömer lütfen, bak ben senin, hiç bir şeyine karışmıyorum, istediğini yap, ama bırak, ben yatağa gideyim!
- Bak halen karşımda konuşuyor, ben sana demedim mi? Sana başka kadınların benden nasıl zevk aldığını göstereceğim, şimdi defol odaya.
- Her zaman gösteriyorsun, bu gün çok kötüyüm.
Elinin tersiyle bir yumruk geçirdi Buket’e. Ağzı, burnu kan içinde, yere düşen Buket’i gören Alman kadın:
- Sen çıldır’dın mı?
Diyerek bağırdı. Olup biteni anlamayan kadın, Ömer’in söyledikleriyle yetiniyordu:
- Kızma tatlım.
Diyerek, Alman kadına sarılan Ömer:
- Neden öyle davrandığımı bir bilsen, sende aynısını yapardın.
- Nasıl yani?
- Bu kadın sapık, ayrılmak istiyorum, gitmiyor başımdan. Bazen çocuklar için katlanayım diyorum. Görüyorsun, sapıkça hareketler, bizi sevişirken izlemek istiyormuş.
Hem konuşup hem de öfkeli Buket’in gözlerine bakıyordu:
- Sesin çıkarsa öldürürüm seni.
- Ciddimi söylüyorsun! Olamaz, inanamıyorum!
- Hadi gel sevgilim yatağa gidelim, bu sapık moralimizi bozamaz.
- Ne yatağı, daha yeni tanıştık seninle. Ben eve gidiyorum!
Ömer kadının kolundan tutarak:
- Ne evi be, ben seninle sevişmek istiyorum.
- Bırak kolumu!
Diyerek Ömer’i iten kadın:
- Sevişmezsem ne yaparsın, beni demi döversin?
Kapıya doğru ilerleyen kadının arkasına koştu, Ömer:
- Lütfen sevgilim, benim böyle bir şey yapacağımı nasıl düşüne bilirsin. Sen o kadını tanımıyorsun, nasıl lanet olduğunu bilmiyorsun. Lütfen Monika! Gitme, seni çok seviyorum. Monika’ya sarılarak öpmeye başladı. Monika:
- Senin özeline karışacak kadar, tanımıyorum seni. Ama ben şimdi gitmek istiyorum.
- Tamam sevgilim, seni anlıyorum. İstersen başka bir yere gidelim?
- Bu gün değil, ama yarın buluşa biliriz.
- Sen nasıl istersen tatlım!
Yüzünün kanlarını yıkayan Buket, doğru çocuk odasına gitmişti. Çoktandır bu odaya sığınıyor yere bir yatak sermiş orada yatıyordu. Yorganı başına çekmiş, sessizce ağlıyordu. Bu gün kurtulduğunu sanarken. Bir den yorganın üzerinden çekilmesiyle Ömer’i gördü.
- Hayır, hayır!
Diyerek avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bir türlü susturamıyordu kendini. Ömer’in vuruşuyla donup kalmıştı. Ömer öfkeyle bağırarak:
- Gördün mü kaltak, çocukları da uyandırdın.
Ömer ağlayan çocuklarına dönerek:
- Korkmayın çocuklar, bir şey yok, anneniz kötü bir rüya görmüş sadece. Hadi uyuyun bakalım.
Çocuklar:
- Anne, anne!
Diye ağlamaya devam ediyorlardı:
- Kalk lan! Sustur şu çocuklarını.
Sürünerek çocukların yanına giden Buket:
- Haydin uyuyun çocuklar, benim bir şeyim yok.
Ömer karısına ters, ters bakarak:
- Çocuklar uyuyunca bana bir kahve yap getir.
Diyerek odadan çıktı. Buket çocuklar uyuttuktan sonra, Ömer’e kahve yapmaya gitti:
- Buyur kahven.
- Otur bakalım şöyle
- Yine ne yanlış yaptım Ömer?
- Burada soruları, yalnız ben sorarım!
- Tamam Ömer
Diyerek, başını öne eğdi. Ömer:
- Hiç aynada kendine baktın mı, elli yaşındaki karıya dönmüşsün. Şu haline bak, utanıyorum senden, kadın olarak da artık bana bir şey veremiyorsun, üstelik buraya gelen sevgililerimde, senin yüzünden kaçıyor. Bir boka yaramıyorsun artık, ne yemek, ne çamaşır. Bütün gün yataktasın. Seni boşuyorum lan, topla pılını pırtını, git babanın evine.
- Çocuklar?
- Yok daha ne, bakıyorum da çok akıllısın. Bende sana çocuk verecek göz var mı kaltak, hadi
ancak toparlanırsın.
- Ömer yapma, ben çocuklarım olmadan yaşayamam.
- Bunu önceden düşünseydin. Hadi defol buradan
- Ömer yalvarırım yapma, ben nereye giderim şimdi.
- Hadi yürüüü.
Diyerek Buketi kapıya doğru yitiyordu:
- Kurban olurum yapma, ne istersen yapacağım!
Diyen Buket, gitmemek için direniyordu:
- Ne olur Ömer, sen de hiç vicdan yok mu? Ne istersen yaparım, istersen hemen yatağa gidelim.
- Hadi şuradan be, yatacağım kadar yattım seninle. Hem canım çekecek olursa, ben seni getirmesini bilirim, nasıl olsa, elin mahkum bana canım.
Diyerek Buketi, kapının önüne iteleyerek, kapattı kapıyı. Buket kapıda pijamayla üşümeye başlamıştı, hala yalvarıyor, hala kapının açılmasını bekliyordu. Yalvarışlarına uyanan komşulardan utanarak, bodrum katına indi. Burası çok soğuk, çok karanlıktı. Korkudan titriyordu Buket, gidecek bir yeri, tutunacak bir dalı, sığınacak kimsesi yoktu. Bir kez dayanamayacak duruma geldiğinde babasına gitmişti. Oda, ‘ senin yerin kocanın yanı’ deyip kapıyı kapamıştı yüzüne. Şimdi gitse, yine aynısını yapacaktı babası. ‘Sabret’ diyordu kendi kendine, sabah yine evine çıkarsın. Uyumamaya direniyordu, uyumaktan korkuyordu Buket.
Ne zamandır öyle uykusuzdu ki. Gözlerini kapatınca tuhaf mahluklar geliyordu gözlerinin önüne, korkusundan uyuyamıyordu, direniyordu uykusuzluğa, soğuğa karşı. Birden, gözlerinin önünde, o iğrenç mahluklar belirmeye başlamıştı. ‘Aman Allah’ım! Ben uyumuyorum, neden geliyorsunuz. Gidin, gidin buradan, bırakın beni.’ Her gözlerini kapadığında, aynı saldırıyı yaşıyordu, tanımadığı çirkin varlıklar, tecavüz ediyorlardı kendine. Uyandığında, her şeyi gerçek yaşamış gibi, karnındaki sancılardan kıvranıyordu. Yine gelmişlerdi, hem de uyumadan. ‘Gidin defolun korkmuyorum ben sizden, çek elini, dokunma bana, sende çekil, ne istiyorsunuz benden, gidin ne olur gidin diyorum. Bırak ayaklarımı, bırakın beni, bırakın’ korktuğu tecavüzü, tekrar tekrar yeniden yaşıyordu. Savaştan mı yoruldu, bayıldı mı bilmiyordu.
Aylar su gibi akıp gidiyordu. Buket iyice zayıflamış, sapsarı olmuş, gözleri mor halkalarla çevrili. Eskiden kalan hiç bir eser yok kendinde, ruhen ve bedenen çökmüş, hayalet gibi yaşıyor. Bazen nerede olduğunu, nereye gittiğini kendide bilmiyor, ama yaşıyor, çocukları için ‘YAŞIYOR’. Artık Ömer kendine tecavüz etmiyor, ‘tiksiniyormuş kendinden’ birde şu bodruma göndermeleri olmasa? Kocasından memnun kalacak! Annesinin sözleri geliyor aklına ‘erkektir hem sever, hem döver’ ne yapacaksın.’ Kaç kez yalvardı Ömer’e, ‘ne olur beni bodruma gönderme, oradan çok korkuyorum, çok karanlık çok soğuk orası.’
- Ya böyle, Ya da çeker babanın evine gidersin.
Diyordu her sefer, bundan çok korkuyor, hemen sesini kesiyordu Buket. Tek gecelere yine dayanıyordu ama, Ömer’in sevgilileri bazen bir kaç gün kalıyorlardı, o zaman çok kötü oluyordu. Aç kalmak zor gelmiyordu kendine. Zor olan korkularıyla, karanlıkla savaşmaktı. En çokta, kendine tecavüz eden hayaletlerden korkuyordu, ama yine de, ‘Allah Ömer’den razı olsun, ya kendini kovsa ne yapar! Buradan bari çocuklarının kokusunu alıyor, onlara yakın oluyordu.’ Eve döndüğünde hemen yatağa sığınıyor, yorganı başına çekerek kendini kötülüklerden koruyor, ısınmaya çalışıyordu. Erdal dişlerini sıkarak kapattı defteri, daha fazlasını okumaya tahammülü yoktu. Yumruklarını sıkarak, gözlerinden fırlayan nefretle:
- Öldüreceğim bu sapığı.
Diyerek odasından fırladı. Oğlunu hiç böylesine öfkeli görmemiş olan kadın, şaşkınlıkla:
- Ne var oğlum, nereye böyle?
Diye sordu?. Erdal annesinin konuştuğunun farkında bile değildi. Devamlı olarak:
- Öldüreceğim o itti, öldüreceğim o orospu çocuğunu!
Kendi kendine bağırarak hızla evden ayrıldı.
SONGÜL TOKER
08.03.09 BOCHUM.
S-Toker@web.de

www.songultoker.com

Bu Yazıyı Toplamda 582 Kişi Okudu

Tags: , ,

This entry was posted on Salı, Mart 10th, 2009 at 19:17 and is filed under Medya, Songül Toker, Yazar, Öykü. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

One comment

Mehmet.
 1 

Merhaba Songül hanim,
Unutulmayan sevdalar gercekten ununtulmayan sevda tadinda olmus seni kutlarim yüregine beynine saglik.
Dilegim bu güzelliklerin devamindan ben ve benim gibileri mahrum birakmazsin..
Iyi calismalar.
M.Ipek

Mart 27th, 2009 at 23:30

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

baba

Yorumunuz