15
Nis

UNUTULMAYAN SEVDALAR 4 – Songül TOKER

   Posted by: admin   in Songül Toker, Yazar, Öykü

BİRTANEM, GELECEKSİN DİYEREK SABRIMA SABIR EKLEDİM(Mİ)
BİRTANEM, GELECEKSİN DİYEREK SABRIMA SABIR EKLEDİM(Mİ)

Erdal tüm öfkesiyle merdivenleri hızla indi ve Ömer’in oturduğu evine koşarcasına yürüyerek, kapının ziline ısrarla basmaya başladı. Pencereden bakan Ömer, aşağıda duran Erdal’a şaşkınlıkla bakarak seslendi:
- Ne oluyoruz ya! Dağ başında mı yaşıyoruz?
Erdal, inanılmaz bir güçle kapıyı sallayarak, sanki kapıyı yıkmaya çalışırcasına uğraşırken, başını kaldırarak Ömer’e:
- Aç lan şu kapıyı!
Öfke dolu sesi, caddede dehşet ve tehdit dolu olarak yankılanıyordu. Herkesin duymasına aldırmadan bağırırken, merakla toplanmaya başlayan kalabalık, olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Erdal:
- Görüyorum ki baya erkekmişsin, yoksa erkekliğin sadece kadınlara mı geçerli? ,
Aşağıdaki adamı tanımıştı, karısının eski sevdalısı olan Erdal’dı, ‘’anlaşılan karım denen kaltak, buna ya her şeyi anlattı, ya da bir şekilde haber uçurdu, dünde ambulans buradayken buradaydı, belki de buluşmaya geldi. Bu adamdan kurtulmalı, bu daha fazla tantana çıkarırsa, herkesin olan bitenden haberi olur. En iyisi buna uymayayım,’’ aşağıya doğru baktığında, Erdal kapıyı tekmelemeye, yumruk atmaya devam ediyordu. Ömer sakin bir sesle:
- Git oğlum buradan, yoksa polis çağırırım!
Çevreden toplananlar, Ömer’in bu kayıtsız haline şaşkınlıkla bakıyordu, bölük pörçük duydukları sözlere anlam vermeye uğraşırken, Erdal’ı uzaktan tanıyanlar, kendisine seslenmeye çalışıyorlardı, ancak onun kimseyi duymadığını, gözünün Ömer’den başka kimseyi görmediğini fark etmekte gecikmediler. Yaşlı bir kadın, ‘’bu bizim Erdal, karıncayı bile incitmez, neden delilendi acaba. Ömer’den ne alıp veremediği olur ki’’ diyerek, çevreye laf yetiştirmeye çalışıyordu. Erdal çıldırmış bir halde:
- Çağır adi herif, çağır, seni parçalamadan hiç bir yere gitmem. Aç kapıyı diyorum sana, yoksa kırarım. Elimden kurtulamazsın, yaptıklarını yanına bırakmam, anladın mı? Bırakmam!
Erdal’ın kararlı halini görünce eski günleri hatırladı, ‘’bir keresinde Buket’in yanında Erdal’ı kışkırtmıştım ve olabildiği kadar sessizce, tüm alaylarıma katlanmıştı. Bunu korkaklığına vermiştim, ama sonra birden bana saldırmış ve o andan itibaren sanki bir çılgın boğa olmuştu. Erdal’ın elinden, 2 büyük zorla almıştı beni, günlerce hasta yatmıştım.’’ O günler hatırına gelince, yumruklarını sıktı, aşağıda bağırmaya, kapıyı yumruklamaya devam eden Erdal’a kaydı gözleri.
‘’O dayaktan sonra, Buket’i almaya karar vermiştim, aldım da, hem de yüreğini sökerek, buralardan sürgün ederek, kadınını elinden alarak. Gördün mü bay erkek, sahip çıksaydın ya, alsaydın ya, alamadın ve sevgilin bir harabe, al işine yararsa. Benim onunla işim bitti, en kıssa zamanda boşanırım, sende enayi artığımla idare et. Bak gördün mü, hayatını ve sevdiğinin hayatını aldım, sen istediğin kadar bağır, kayıp ettin, sana en son sözümü söyleyeceğim şimdi.’’ Aşağıya dönerek pencereden eğilen Ömer, sanki karşısındaki çok değersiz bir insanmış gibi, sanki sende kimsin edasıyla:
- Hadi siktir lan, anca gidersin!
Pencereyi kapatan Ömer’e, daha da öfkelenen Erdal, kapıya tekme yumruk atmaya başladı, öfke dolu sesi çınlıyordu:
- Aç lan su kapıyı, it oğlu it, yoksa param parça ederim. Erkek ol, in aşağıya.
Etrafına biriken insanlardan habersiz, gözü dönmüş, tüm öfkesini küfürlerle kusuyordu. Birden annesinin ağlayıp yalvardığını gördü. Annesi:
- Oğul ne olur sakinleş, gel evimize gidelim, yalvarırım sana!
Diyen annesini, geriye iteledi, öfkeyle:
- Git buradan anne, eve git, karışma işime!
Annesini itelemesene tepki gösteren komşular, kınayan bir ses tonunda, ‘’evlat ne olmuş sana böyle, annen atandır senin.’’ Ağlayıp yalvaran kadın, oğlunun acısını anladığı için, ona daha çok yaklaşarak, ellerinden tutarak:
- Sensiz hiç bir yere gitmem oğul, ananı biraz seviyorsan, gel evimize gidelim.
Öfkeden titreyen Erdal, annesinin kollarından tutarak sallamaya başladı:
- Sen başıma bela mısın kadın! Sana git buradan diyorum, gittttttttt.
- Annem doğru söylüyor abi, gel önce evimize gidip konuşalım. Bak herkese rezil olduk, hadi canım abiciğim.
Şaşkınlıkla dönüp baktığında, annesinin yanında olan kişinin, kız kardeşi olduğunu görerek, yüzüne baktı:
- Senin burada ne isin var?
Kız kardeşinin çevredeki olan insanlardan rahatsız olduğunu, yaptığı olayı onaylamadığını görerek utandığını hissetti, kız kardeşi:
- Geldiğini öğrendim, Ali’ylen seni ziyarete geldik.
Birden arkasından gelen sese döndü Erdal.
- Ne bu hal bacanak, bizi böylemi karşılıyorsun, korktum vallahi.
Erdal’a sarıldı, belini tutarak, eve doğru döndü, güçlü kollarıyla kendisiyle birlikte yürütürken, bir yandan da Erdal’a:
- Hadi gel bacanak, yukarı çıkalım sohbet edelim, bunca zaman görüşmedik.
Çevredeki insanların da aynı şekilde seslendiğini görerek, Erdal bir kız kardeşine, bir eniştesine baktı, sonra etrafındaki birikmiş insanları görünce, başını öne eğdi. Eniştesiyle kız kardeşine sarılarak:
- Haklısının Ali, gidelim.
Yaptıklarından dolayı pişmanlık duysa da öfkesinin devam ettiğini fark ederek, ‘’şu an zamanı değil, Ömer’i bir gün nasıl olsa yakalayacağım.’’ Merdivenlerden çıkarak eve geldiklerinde, yaşananlardan ve olayın nedenleri hiç konuşulmadı, havadan sudan sözlerle, ortamın gergin havası kaybolmaya başlıyordu. Dışarıda biriken kalabalıkta giderek dağılmaya başlamıştı, akşam sofrasında konuşulacak konu hazırdı, günlerce beklide bu olay ve nedenleri, niçin’ler tartışılacaktı.
Erdal’ın yüreğine koca bir tas bastırılmıştı sanki öyle derin bir acı ve çaresizlik içini kıvranıyordu, biri konuyu açsa, ya da kendine dokunsa, sinirinden çocuk gibi ağlayacak bir ruh hali içindeydi. Kendi kendine moral veriyordu, ‘’sabret oğlum, her şeyin bir zamanı var’’ diyerek, yumruklarını bir birine sürtüyordu. Birden Sevil’in omzunu silkmesiyle toparlandı:
- Dayı sen beni duymuyor musun, kaç kez seslendim sana. Bak annem bana bebek almış.
Yiyeninin bu saf sözleri, çok etkiledi Erdal’ı, gülümseyerek Sevil’e:
- Gel bakalım dayının kucağına.
Diyerek Sevili dizine oturtturdu, Sevil gülerek dayısına:
- Bak bu mama yiyen bebek, emziğini çıkarırsan ağlıyor hemen, emziği çıkarayım mı, görmek ister misin?.
- Tabi ki tatlım, görmek isterim.
-Aaa! Canlı bebek gibi ağlıyor bu ya, nasıl olur bu iş?
Sevil dayısını yanıltmanın sevincini yaşıyordu:
- Bende bilmiyorum.
Derken omuzlarını yukarı kaldırıyor, gözleri yaramaz çocuk edasıyla parıldıyordu. Erdal’daki gel git’ler sona ererken; herkesin neşesi geri gelerek, gülümsemeye başladılar, ailede ılık rüzgarda esmeye başlamıştı. Sohbetler derinleşti ve sonunda dertleşmelere dönüştü. Yemek ve çay faslından sonra dağıldılar, Erdal’da gitmeye hazırlandı, bunu gören annesi, biraz önce yaşadığı korkuyla, panik içinde:
- Gine nereye oğul.

SONGÜL TOKER
10.04.09 BOCHUM
S-Toker@web.de
www.songultoker.com
www.fatihmehmetyildirim.com
www.genelce.com
www.altustolus.com
www.ozgurmedya.eu

Bu Yazıyı Toplamda 675 Kişi Okudu

Tags: ,

This entry was posted on Çarşamba, Nisan 15th, 2009 at 16:01 and is filed under Songül Toker, Yazar, Öykü. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

insan

Yorumunuz