SUSKUN YALNIZLIĞIMIN TÜM ÇAĞRILARINDA, GELİŞİNLE YAŞAM BAŞLADI(MI)
SUSKUN YALNIZLIĞIMIN TÜM ÇAĞRILARINDA, GELİŞİNLE YAŞAM BAŞLADI(MI)

Zaman gece yarısını çoktan geçmişti, gözlerim tavandaki tüm ayrıntılar bakmıştı, ancak ne kadar gördü, bilmiyordum. Sadece o hüzün dolu sesin ve gözlerin vardı tüm gecem boyunca. Ben, düzenin yeminli karşıtı, düzenin savunucusu baş komiser ile olacaktım, ne adına, ne adına olacaktı bu birliktelik, suskun korkularıma sığındım değil mi?
Bazı şeyler yerine oturmaktaydı, geçmişin çıkmaz sokaklarında, yolumu görür hale gelmiştim. Kimi olaylarda tutuklanmış, inanılmaz şekilde bırakılmıştım, beni sen mi koruyordun Aysel, neden, sadece bana olan aşkından mı? Sorulacak ne kadar çok soru var düne dair, cevap verecek misin acaba?
Sorularımın cevabını verecek mi, o inci tanelerini dökmeye hazır, çakır yeşili gözlerine nasıl dayanırım, söylesene bana? Yine mi yenileceğim, tüm kalelerimi zapt mı edeceksin, beni bana bırakarak, hüzün limanlarıma hapsedeceksin? İşte bir tek buna dayanamam, bu acıya katlanamam, oysa hep başım dik yaşamış, hep dik durmuştum yaşam karşısında. En büyük dayanağımın sen olduğunu anladığım anda, omuzlarıma taşınmaz yük, sırtıma kambur ekledin.
Sabahın ilk ışıkları yalarken yeryüzünü, çaresizliğimin girdabında boğulmuş şekilde, tavanı izliyordum. Bütün bir zamanın sonucunda tek yapa bildiğim, sana olan özlem dolu hasretimdi, sen yıllardır içimde kanayan yaram, yürek sızım, öfkeli tutsak başkaldırımda bile, tutunduğum sabrımdın. Anılardan geriye sen ve direnen ben kaldım derken, yıkarak bütün surlarını acımın, sana emanet bırakılmış bağlılığım kaldı değilmi. Kalan ömür çizgilerim, senin vicdan yükünü nasıl taşısın? Taşır mı acaba?
Bunca yıldan sonra ansızın neden gelmiştin, hangi hesabın hesapsızlığına sığınmıştın, ödenecek bedeller ödenmeden neden gelmek ihtiyacını şimdi duymuştun? Beynimin hücrelerinde asılı çengeller, beni huzursuzluğun engin deryalarına atmaktaydı. Ben, her şeye rağmen seninle bir araya gelmeye ve seninle konuşmaya karalıydım. Bir yanım ihanet, bir yanım sevdam ve bense acılarımın ortasında yapayalnız, gözlerim ise tavana mahkum hala.
Artık zamanı gelmişti aramanın, yavaşça elim telefona gitti, numarayı çevirdikten sonra beklemeye başladım. Uzunca bir süre çalmıştı ve kendiliğinden kapandı, şaşkın bir halde telefona bakıyordum. Neden açmadın, oysa dün benimle konuşmaya hazır olduğunu söylemiştin, bu kararından neden vaz geçtin? Beni bir kez daha, yeniden kararsızlığın pençesine hiç acımadan attın, neden be gülüm, neden? Gün tekrar örtüsünü atmıştı sokaklara ve ben aynı yerde oturuyordum, gözlerim bu defa telefona sabitlenmiş bir şekilde bakıyordu.
Zamanın ayrımına varmadan oturmama son vermeye karar verdim, mutfağa doğru yürüdüm, evde saat sadece cep telefonunda oldu yıllardır, mutfak tezgahının üzerinde duran telefonun saatine baktığımda, saatin 22.19 olduğunu görerek şaşkınlığım arttı. Ve ben dünden beridir hiçbir şey yememiştim, bekar sofrasının kıdemli yemeği yumurta ve peyniri masaya koydum. Başarısız evliliğimden bana kalan buzdolabını açarak, rakımı çıkarttım ve kendime salata hazırlamaya başladım. Yemek masasına kadehleri koydum, sanki sen karşımdasın ve ben bu gece seninle içeceğim. Yıllarca hayal ederek hep arzuladığım, sonraları hayal etmekten vaz geçerek unuttuğum gibi.
Evde ekmek kalmadığını görerek ayakkabımı giyerken, 3 kadeh çıkacak rakıma da takviye yapmayı düşünerek, aşağıdaki yeni moda olmaya başlayan, bakkal markete inmeye karar vererek kapıyı açtım. Karşımda sen duruyordun, o hüzün dolu gözlerin, benim kapıyı açmamın şaşkınlığıyla dopdolu bana bakıyordun. Sanki sen dün ayrılmışsın ve gidecek tek yer evim gibi doğalsallıkla seni çağırdım:
- Gelsene içeri, yıllarca bu ev seni bekledi.
Hiç konuşmadan içeri girdi, içeriye baktığını gördüğümde, evimin çaresiz perişan hali beni de üzdü, durumu hafifletmeye çalışarak:
- Biliyorsun, bir türlü her kes gibi olmayı başaramadım, benim gibi evimde serseri. Ne yaparsın, o bana, ben ona katlanmaya çalışıyoruz. Sana da aynı şeyi tavsiye ederim, bize hiç olmazsa şu anda katlanmaya çalış.
Saçmaladığımın farkındaydım, susmak gerektiğine karar verdiğimde, gözlerindeki o içsel acıyı görerek sımsıkı sarıldım, onunda bana sarıldığını duyumsamak, bir anda beni dünyanın en mutlu insanı yapmıştı. Senin için, kendime ihanet edermiyim acaba, yapabilirmiyim? Kendime, yıllardır baş koyduğum kavgama, kendimde gelişen kavramlarıma, seninle birlikte olmak ihanet kapısı, sensizlik ise hüznümün öbür adı.
Kucağımda ve bana sarılmıştın, geçmişte seninle hiç sarılmadığımızın farkına vardım, neden acaba? Seni kırmaktan, incitmekten korktum, belkide, sadece kız arkadaşım olmuştun. Oysa çevremde sevgililerim, birlikte olduğum kadınlar vardı o zamanlar. Kız arkadaştan, ne zaman düşündüğüm ve aradığım kadına dönüştün? Yoksa hüzün, anlam veremediğim gidişinle mi başladı, seni kayıp etmeyi mi kabullenemedim. Sen benim için nesin Allah aşkına. Polissin, benim acılarımın kaynağı, yıllarca ben ve dostlarıma ihaneti dayatan ve yıllarca direndiğimiz mazimsin, hem de korkularımın kaynağısın. Yavaşça benden ayrıldın ve gözlerime baktın:
- Seninle olmaya geldim, beni affettiysen git deyinceye kadar yanında kalmaya, yok affetmediysen sadece bir gecelik olmaya geldim. Yine uzakta kalarak, aradığında, gel dediğinde geleceğim! Anlaştık mı bir tanem!
Yine bana zalimce davrandın, yine kurallarını kendin koydun, yine ben senin dram oyununda figüran oldum ve sen bunu bana, büyük bir fedakarlık paketiyle sunup, benden minnettar olmamı bekliyorsun. Yine beni sevginle satın almaya kalktın ve ben sana yenilmeyeceğim bir tanem, asla! Ellerimle yüzünü şefkatle tutarak, o benim vurgun acım olan gözlerine baktım, yağmur olup yağmaya hazır, benim esaretim olan gözlerine. Yavaşça:
- Neden böyle düşünüyorsun bir tanem, bu günü yıllarca bekledim, gelişinle dünyama bahar getirdin, gidişin ölüm olacak bana ve sensizliğe dayanamam, bunu sende, en az benim kadar biliyorsun.
Elini dudağıma götürerek, konuşmama engel oldu, suskun bakışlarıyla gözlerime bakarak:
- Aramıza yalanı sokmayacağım, yalanı sende sokma ne olur, gerçekle yaşamaya hazırım artık. Anlasana ne olur, ben seni çok iyi tanıyorum, en az senin kadar seni tanıdım. Biz ölü sevdaların yaşamıyız ve aşkımız yalan ve ihanet üzerine kurulu, sense hep aşkımızda dürüst kalan taraf oldun, hep öyle kal emi, ne olur öyle kal?
Sustum, haklısın aslında, ben dürüst kalmalıyım, yaşamımı bu dürüst kalma kavgasının anlamsızlığına yüklemedim mi? Sana ulaşmak, sana sahip olabilmek için bu ihanet neden. Sen bir gece sürecek aşkına, kendine ihanet ediyorsun, hakkın var mı buna! Aysel’in sesini duyduğumda şaşkın bakmaya başladım, oda anlamıştı, tekrar konuşmaya başladı:
- Seni o kadar çok istiyordum ki, seni elde etmek için gözü karaydım, mesleğimin tüm artılarını kullanarak, senin yıldırmak, tüketmek için her yöntemi kullandım, başarım olmadı, inadına ve halkına olan bağlılığına yenildim. Şimdi de karşındayım, bu benim teslimiyetim, hüküm senin bir tanem.
Hüküm benim mi, anlamıştım! Benim ve dostlarımın acılarının kaynağısın sen, zalim olmak sana sevgi katmadı, seni sevmiştim kendimce ve tükettik aşkı, değilmi! Sen, acı dolu dünümün hesabısın ve hesap açık hala bir tanem.

FATİH MEHMET YILDIRIM
12.05.09 MERSİN TECE
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE
Romanın yazarı ve şair.
fmyildirim88@hotmail.com
www.fatihmehmetyildirim.com
www.genelce.com
www.altustolus.com
www.ozgurmedya.eu
www.songultoker.com

Bu öykü daha önce 13.05.99 tarihinde yayınlandı, yılların yorgunluğu ve sen – 3 yayınlayacağım için tekrar yayınlama gereği duydum. Admin/Fatih Mehmet Yıldırım

Bu Yazıyı Toplamda 1743 Kişi Okudu

Tags: ,

This entry was posted on Salı, Ocak 19th, 2010 at 15:32 and is filed under Fatih Mehmet Yıldırım, Yazar, Öykü. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

One comment

yeşim ÖZGE
 1 

Masal tadında bir aşktı düşlediğim.
Kimseye zararı olmayan
Doyasıya yaşayacağım.
Her anı
Mutluluk dolu olsun istedim.
Hesaplarım yoktu aşkta.
Yüreğimi koydum ortaya
En masum haliyle.
Gözlerin
Gecemi aydınlatan yıldızlardı.
Gülüşün Temmuz güneşi.
Her kelimen ruhuma işlerdi.
Ben tüm masalları
Mutlu sonla biter sanırdım.
Oysa mutsuzmuş bizim masalımız
Ayrılıklara gebeymiş.

Şubat 9th, 2010 at 12:32

Leave a reply

Isminiz (*)
Mail Adresiniz (*)
Web Siteniz

anne

Yorumunuz