Eve gelmiştim ve ben mutluluk meleğinin kanatlarını takmıştım, içimde tarif edemediğim mutluluğu doyasıya yaşıyordum. Kim di bu kadın, benim ömrümce beklediğim ve bir türlü bulamadığım ve tüm ömrümce aradığım, bu kadar yakınımda mı yaşıyordu. Kim bilir belki yüz kez karşılaşmıştık sokakta, aynı caddelerde yürümüş, aynı kahvelerde oturmuş, belki de ortak çevrelerde tanımadan yan yana masalarda dikkat bile etmemiştik birbirimize.
Anlaşılmazın anlaşılmaya çalışılması kadar zor bilmece yoktur, çözdüğünü zannedikçe, çözümden ne kadar uzak olduğunu görürsün. Bütün hikayemi tüm samimiyetimle anlatmak ve belki de daha tanımadan kayıp etmek durumunu yaşıyordum ama bu riski değer. Sevdiğim kadını yalanlarla aldatamazdım, hapiste yattığımdan, devrimci mücadelemde geçmişime, kadın dünyasında playboy hayatıma kadar, tüm geçmişimi yalansız ve birazda abartarak anlatmıştım. Başkalarından değil, tüm geçmişimi benden duymuştu ve değerlendirmesi kendisine aitti.
En son sevgilim adayı olan kadına telefon açtım ve onunla olamayacağımı belirttim, bu son yapmam gerekendi ve yapmıştım. Ya tüm samimiyetimle onun sevgisine layık olacaktım, ya onu kayıp edecektim. Başka çaresi yok, ikilemde bir hayat sunamazdım ona. Ya tam sev ya terk et, ya gönlünün tüm kapılarını sonuna kadar aç ve bir derviş sabrıyla sevdanı yaşa, ömür defterine son satır olarak yaz. Bunun bana negatif dönüşümü de ola bilirdi, geçmişim hep başıma kalkılan bir bela, bunu göze almam gerekirdi. Hayatımda ilk defa korkuyordum, kayıp etmekten korkuyordum. İlk defa bir kadın hayatımın anlamı olmuş ve onunla ihtiyarlamak istiyordum. Gördüğüm kadarıyla mutluluk benim kaderim olmalıydı, o kadar çok beklemiştim ki ve ben artık mutluluğu hak ettiğimi düşünüyordum ama bu isteğim, gerçek yaşamda nasıl karşılık bulacak, önemli olan bu?
Gün uykusuz geçmişti ve ben hafta sonunu bitirdiğimde, çok rahat şekilde tekrar ceza evine dönmüştüm. Haftanın bitmesi o kadar zor ve geçmez zannederken, bitmişti.ordum. Tekrar hafta sonu gelmiş ve ben işten dönerek, hemen duşumu alıp aceleyle kendimi dışarıya attım. Sevdamın bakışını gözlerimle hapis etmek, avuçlarının sıcaklığını tenimde hissetmek, saçlarının savruluşunda kayıp olmak gitmek istiyorum. İçimde müthiş bir sevinç, sanki ilk kez bir buluşmaya hazırlanıyorum, ilk kez aşk kapımı çalmış, bir genç delikanlının futursuz heyecanındayım, yaş 49 ve ben havalarda uçuyorum.
Telefon çalmaya başladı, açacak mı acaba? Tekrar çaldırıyorum, biraz bekliyorum, zaman sanki geçmek bilmiyor. Açmadı, tekrar deniyorum, tekrar ve ısrarla, bu gün aşkımın kır çiçeğini görmeliyim. Akşam olmaya başladı, kışın azizliği ve erkenden hava kararıyor, 23 katta Mannheim ayaklarım altında, ben sanki şehirlerin azizi İstanbul’u seyir ediyorum. Dalgın bir şekilde Waserturm sanki Galata kulesi ve ben sanki oradayım, düşlerimin sessizliği beni kuşatmış ve içimde hüzünlü bir yalnızlık. İçim onunla dopdolu ve o beni unutmuş, hiçbir önemim yokmuş, telefonuma bile cevap vermedi, ben Nurcan’sız ne yaparım, bulmadan kayıp ettiğim aşkımın kır çiçekleri soldumu oysa bir Kardelen bahara kadar, Papatyam ilk baharda ve yazımda Gülüm, Mimozam, Orkidem. Telefon çalmaya başladı ve o, aşkım arıyor beni, unutmamış, sevdam gerçekmiş ve o benim kaderim, ilk hissettiğim gibi. Büyük bir heyecan ve telaşla telefonu açtım:
– Merhaba aşkım, nasılsın.
Biraz buruk bir sesle:
– Merhaba, Elmas diye birisini tanıyormusun?
Anlamıştım, birileri ondan ayrıldığım an devreye girerek, mutluluğumu çalmak istiyordu. Ben böyle olma ihtimaline karşı aşkıma samimi davranmış ve hayatımdan tüm kadınları çıkartma sözü vermiştim ve sözümü tutmuştum:
– Evet tanıyorum ve onunla başlamadan biten bir ilişkim oldu. Geçen hafta ondan ayrıldım ve istersen bunu hemen ispat ede bilirim.
– Sana inanıyorum ve ispat etmene gerek yok, başkaları ispat etti.
O benim kraliçem, onunla bir ömrü paylaşmak istiyordum ve bu uğurda ne gerekirse yapmaya hazırdım. Ne Elmas, ne de başka bir kadın, dünyada ki tüm kadınlarda yaşayacağım mutluluğum toplamı, onun bana bakışında ki sıcaklığa yetmezdi. Benim dünyamda hüküm süren tek kadın, kadınım, Papatyam ve gelecekte karım olmasını istediğim Nurcan’ımdı. O bir volkandı tenimde, gözlerimde ışığım, gecemde gündüzüm, varlığımı tamamlayan, beni bütüne ulaştıran kendim, ruh ikizim, çölde vahamdı. Bedenimde can nefesim, damarımda akan kanım, ruhumda yakardığım, ömrümce beklediğim kadınımdı, nasıl değişirim onu kadın fotokopilerine, aslını bulmuşum ve onda hayat bulmuşum. Konuşmaya devam ettik ve buluşmaya karar verdik, yine aynı yerde.
Nurcan telefonu kapattığında, sevginin sıcaklığı sardı ruhunu, bu deli adam ciddi olarak beni seviyor galiba, ilginç olduğu kadar kararlı ve benimle olmak için her şeyi yapmaya ve her türlü çılgınlıkla mücadeleye hazır. Fatih hoca seninle sonuna kadar uğraşacağım ve sen yenileceksin. Benimle iddiaya girdiğine pişman edeceğim seni, seni ilk gördüğüm anda içimden hiç tanımadığım duygular geçti, uzun saçlarınla o kendinden emin duruşun sana ayrı bir karizma katıyor. Yakışıklı değilsin belki tipim bile değilsin ama çok farklısın ve şunu bil ki seninle çok ciddi bir macera yaşayacağız ama unutma Fatih hoca, ava giden avlanır. Sen avcı zannediyorsun kendini ama ben av olmam, macera aramıyorum ve seninle yola çıkarsam, bu çok ciddi bir karar olur ve ancak senin sevginden emin olursam, sana inanırsam kalbimi ve ruhumu sana veririm. Akşama daha çok var ama ben hazırlanmalıyım, başımı döndürdü ve ben onun başını değil, bütün dünyasını döndüreceğim.
Zaman geçmek bilmiyordu ve ben zaman karşısında çaresiz, gözlerim saatin tik taklarına takılmış, geç diyordum benimle alay eden saniyelere ve yıl olmuşlardı sanki, çaresizliğimin sessiz seslenişinde.
Mannheim bana en güzel ödülü vermişti, sevdanın gizemli bahçelerinden bir gonca gül, bir Papatya, Zambak, Orkide ve ben inanılmaz bir huşu içinde aşkımın bana sunacağı aşk iksirinin esriliğinde tüme ermeye gidiyordum. O benim aynam olacaktı, kendimde aradığım kendim, onda bulduğum ben ve bende bulduğum ve arayıp durduğum sen olacaktın.
Ludwigshafen beni bekliyordu, kaderimin sahibinin yaşadığı şehir, yıllarca aşkımın benden gizlendiği saklı cennet.
Gelen arkadaşın arabasıyla ben ve arkadaş gurubum Halikarnas türkü bara giderek, bana ayrılmış masaya oturdum. Elmas gelerek siparişleri aldı, kırgındı bana belki ve benim dünya umurumda değildi, sabırsızlıkla aşkımın, kır çiçeğimin gelmesini bekliyordum ve gözüm, ruhum, tenim ve tüm aklımla onu beklemekteydim, gözüm takılmıştı kapıya. Rakımı içmeye başladım, bu gün en güzel şiirlerimi onun için söyleyecek, Çökertme oyununu onun için oynayacak, bu gece ben cennette aşkımı yaşayacaktım. Aşkın çağrısı sesleniyordu bana, aşk davet etmişti beni ve aşkın çıldırtan bekleyişine teslim olmuştum tüm benliğimle.
Nurcan içeriye girdiğinde, masada kendisini bekleyen Fatih hocayı gördüğünde, onun geçen hafta söylediği söz aklına geldi. ‘’ben sırtımı duvara yaslarım,’’ eğer bana güveniyorsan Fatih hoca, sırtını bana yaslayacak ve benim isteklerime uyacaksın, ben oturacağım yeri tespit ederim, hadi bakalım ilk sınava, ya başaracaksın ya da havanı alacaksın. Sana söyledim, beni almak yürek ister, bu yürek varsa sende ortaya koy ve ben buna değerim.
Kadınların kraliçesi, aşkın asaleti ve ruhumun bekçisi, kadınım girdi içeriye. Dünyanın en nadide incisi yaklaştı masama ve ben kalkarak ayağa yanımda ki sandalyeyi gösterdim ve o benim yerime oturdu. İlk defa sırtımı duvara değil, bir kadına yaslayacaktım, buna kimse cesaret edemezdi sadece ben olan kadın yapardı bunu ve ben doğru seçim yapmıştım. Kadınım sen benim kaderimsin ve bu yazgının sende, bende farkındaydık. Konuşmaya başladık ancak sanki masada o ve ben vardık, bazen el ele, bazen göz göze, bazen müziğe rağmen hiç susmadan, bazen sessizliğe rağmen hiç konuşmadan zamanı büyük bir keyifle yaşıyorduk. Aşka susamıştık ikimizde ve aşkı doyasıya yaşıyorduk. Sanki bin yıldır tanışıyor ve sanki o benim eşim ve ben eşimle zamanı paylaşıyordum.
Türküler, halaylar ve sonrası şiirlerim ve tabi çökertme oyunum sonrası gece yavaşça sıyrılmaya ve yerini gündüzün ilk ışıklarına bırakmaya hazırlanırken, masadan kalktık. Hiçbir şey söylemedi ve benimle birlikte arabaya bindi, sanki sözsüz anlaşmıştık, aşkın söze ne ihtiyacı var ruhum, biz seninle ömrü paylaşmaya hazırız. Benim kaldığım Mannheim’a gittik ve arabadan inerek 23 kata çıktığımızda, evin kapısında bizi Zehra karşıladı. Aşkımın kır çiçeği, benim varlığım, bedenimin canı, çakır keyif aşkıyla girdi kapıdan. Ben o an artık onu karım, varlığım ve mahşere kadar yaşayacağım, kollarında Ömrümün en güzel anlarını tadacağım kadınıma ulaştığıma bir kez daha emin oldum.
Sen benimsin bir tanem, aşkımın kır çiçeği, yeminim, kaderim, sevdiğim, sen benimsin ve seni buldum ve bir daha kayıp etmeye dayanamam. Konuşmaya başladık, o bana kendisini anlatıyordu ama ben onu zaten tanıyordum, o bendi ve ben O, biz ruh ikiziydik ve biz alemde
Bizim varlığımız bütünleşmiş ve bu gün birbirine ulaşmıştı. Gerisi benim için teferruattı, bana seni gerek seni diyordu Yunus ve bana Nurcan’ım, aşkım gerekti, hayat güneşim, bahtım.
Zamanın çıldırtan bekleyişinde, aşkımızı yaşıyorduk ve sadece gökyüzü, Rabbim ve zaman şahitti buna, ve ben onu karım olarak ilan ettim ruhuma, evleneceğim ve aşkı onunla yaşayacağım karım, bir tanem. Gülerek kendisine baktım:
– Seni çok seviyorum Nurcan ve senin aşkın benimle mahşere kadar yaşayacak ve sana tekrar söylüyorum, sen benim kaderimsin. Seninle bir ömrü paylaşmak istiyorum.
Daha 1 hafta önce tanıdığı ve bu kadar iddialı olan bu adama sevgiyle baktı, bana inandığını ve güvenle bana geldiğini o an gözlerinden anlamıştım. Onun kadar mert, cesur, namus timsali kadın benimle kaderini birleştirmişti, güvenle bana elini uzatmıştı ve ben ölesiye mutluydum. Teşekkürler kadınım, bu uzattığın eli bende mahşere kadar bırakmayacağım ve bu sözü sen duymasan da, ben önce kendime ve sonra zamanı gelince sana vereceğim. Birbirimize yaslanmış ve avuçlarının sıcaklığında aşkın çağrısını duyumsuyordum, aşk davetinin sarhoşluğunda, kadınım benim dünyamın sessizliğinde ses, yalnızlığında yoldaş, sır dolu dünyama sırdaş olmaya gelmişti, hoş gelmiş, sefa gelmişti.

FATİH MEHMET YILDIRIM
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE

KİMLİK VE ÇAKALLARIN SOFRASI
Romanının yazarı,

GÖZLERDE Kİ İNCİ TANELERİ

Şiir kitabı yayınlandı, şair, felsefeci ve öykü yazarı.
www.fatihmehmetyildirim.com.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

7 + 2 =