Engellenemez çekim ve cazibenin girdabına tutulmuştuk, artık kendi irademizin iflas ettiğini ve sadece aşk ve sevginin yarattığı bekleyişin büyüsüne tutunmuştuk. Ruhlarımızın birlikteliği, bedenlerimizin coşkun selinde kayıp olmuştu, yaşamın tüm gizlerini çözmekte ve yaşamın tüm sırlarını birlikte keşif etmekteydik. Sanki ilk doğduğumuz andan beri, birbirimizi beklemiş ve bulduğumuzda hiç sorusuz başlamıştık aşkımıza ve sanki ilk günden beri birlikte yaşamıştık. Sabahın ilk ışıkları aşkımızı kutsuyordu ve biz aşk büyüsünde sarhoş, sadece anın o gizemli sunusunu doyasıya tadıyorduk.
Gerçek mi acaba yaşadıklarım, birazdan uyanacağım ve düş sona erecek, yerine en koyusundan bir yalnızlık başlayacak. Yine bu da değil, acaba kim sorusu mu beynimin tüm kıvrımlarında oluşacak. Sabah uyandığımda bu yabancı kim mi diye soracağım, senin o olmanı o kadar çok istiyorum ki, anlatamam. Sense benim benzerim duyguları yaşıyordun, pişmanlık tepkileri ve kabulleniş, birlikteliğimize büyük değer biçmen ve kaçmaya çalışman. Vaz geçişlerde senin aradığın olmadığım ret edişi ve aradığım sendin koca bebek kabullenişi. Bunca yıl seni mi bekledim, tipim bile değilsin serzenişi ve öbür taraftan gözlerim de kayıp oluşun. Sözlerinde büyük bir öfke, tepki, kızgınlık ve sonrasında benimle müthiş bir beraberlik ve bağlılık, hangisi gerçek acaba?
Bana büyük bir mutlulukla teslim oluşun, tüm ruh ve bedeninle bende bütünleşmen, diğer yandan büyük bir kararlılıkla kaçmaya çalışman. Ben ve sen, bu bilmecenin neresindeyiz gülüm. Daha ilk günden bir çatışma ve barışma süreci başlamıştı ve ben hep yenilen taraf oluyordum, daha az seven ilişkiyi istediği gibi yönlendiriyordu ve ben hep bir kabulleniş yaşıyordum. Çünkü aşkım, gözümün nuru, ömrümün son kır çiçeği, sen benim vaz geçilmezim olmuştun ilk andan beri. İçimde tarif edemediğim bir hüzün ve doyasıya yaşadığım bir mutluluk çemberinde, hep ilkleri ve her sonları yaşamaya hazır bir ruh hali içinde, seninle uzlaşmaya ve çatışmaya çalışıyordum. Teslim olmaya hazır ve aşkın karşısında yenilmiş bir haldeyken, benimle bütünleşmeye çalışmadan benimle yaşaman, içimde ki soruları ve acabaları büyütmeye başlamıştı.
Gece bitmişti ve ben aşkımla hiç uyumamış ve ikinci güne başlamıştık. Sanki zaman bizim avuçlarımızdan, kum tanesinin tükenişi gibi kayıp olacak ve biz korkuyorduk. Zaman bizi tüketmeden, biz aşkımızı yaşamaya çalışıyorduk. Büyük bir sevinçle bizi yaşıyorduk, aşkın ve mutluluğun içerisinde, her şeye razıydık. Avuçlarımda ellerin, gözlerim de gözlerin, bedeninde bedenini yaşıyordum. Sen bensin Papatyam, tüm benliğimde ben seni yaşıyorum ve sense beni. Zaman tüm hızıyla akıyordu ve Pazar günü akşamına ermiştik. Ayrılma vakti gelmeye başladı, elim ayağım buz kesmişti, içimde büyük bir hüzün, ağlamak geçiyordu içimden.
Aşkım tüm 3 günü benimle dolu dolu geçirmiş, sadece bana zaman ayırmış, sadece benimle her saniyesini paylaşmıştı, uykusuz yorgun ve ben onunla sevda limanlarının tüm iskelelerini ziyaret etmiştim. Bedeninde ve ruhunda tüm cennet meyvelerini tatmış ve artık aşkta tamama ermiştim. Sana minnettarım aşkım, sen bana benliğimde bütün olmayı öğrettin ve ben sende var olmayı öğrendim. Seni tramvay durağında yolcu etmeye çıktığımda, seninle birlikte yüreğimi de sana emanet etmiştim, haftaya kadar iyi sakla aşkım sevdamızı. Bu duygularımı şair kalbim şiirlere dökme isteğiyle kıvranıyordu ve ben yazmaya başladım.

HAMURUMDA MAYAMSIN BENİM

Yine sensizlik kapıda
Yüreğim kuş kalbi
İçim çalkantıda
Mevsimsiz açan çiçek misali
Korkulardayım
Bir yanım düş bahçesi
Bir yanım karabasan
Nasıl anlatsam kendimi
Sende değiştiğimi
Beni yeni baştan
Aşkında yarattığını
Sen olduğumu teninde
Ben olduğumu sende
Aşkın can vermekte bana
Senden uzakta
Suya hasret kaldığım çöl misali
Her yanım kurak
Sen bereketimsin gelişinde
Sen azabımsın gidişinde
Sensizlik çok zor güzelim
Anlasana
Uzat ellerini bana
Seninle aşkı
Mutluluğu
Sevinci yaşayalım doyasıya
Aşkın can versin bana
Kayıtsız şartsız
Teslim olmuşum
Aşkını yaşadığım sana
Benim dünyamda sen
Tuzum oldun
Sonrada buzum
Ateşimde közüm oldun
Var ettin sevdanın büyüsünde
Tenin cennet meyvesi
Günahlarımdan yıkayan sevap
Sevgimde rahmet oldun
Adam oldum sayende
Ben oldum sevginde
Annem oldun
Tanımadığım babam
Kardeş, sırdaş, yoldaş
Ömrüme eş oldun gelişinle
Senin aşkın can veriyor bana
Kanım, canım, kalbim
Yaşam oldun sevginle
Delice aşık oldum aşık sana
Ne zaman, nasıl
Bilmiyorum ama
Aşkınla var ettin bu deliyi
Sen kattın hamuruma mayayı
Hamdım pişiyorum aşkında
Sevdan ateşim
Sabrım sevincin
Tenin mayam oldu kabardım
Ekmek oldum
Tat oldun
Var oldum tuzunla
Aynam oldun ömrüme
Gitme bir tanem
Ben oldum sende
Aşkınla büyüdüm kadınım
Şimdi evleniyoruz seninle
Gitme
Kal benimle
Yaşayalım aşkımızı
Mahşerin çağrısına kadar
Birlikte
El ele
Sevgimizle
Aşkımın kır çiçeği papatyam

Ve ben seninle dopdolu, yalnızlığımın hüzün limanına doğru yollandım. Odama girdiğimde, günlerce süren uykusuzluğuma rağmen, teninin kokusu tenimde diyerek, duş almadan uzandım yatağıma. Avucum sen kokuyor, tenim sen, gözlerimde sadece sen. Gece uykumda yaşadım tekrar seni ve sabah anladım ki bu benimkisi kara sevda. İşime hazırlanarak çıktım ve haftanın ilk günün de şimdiden hafta sonunu iple çekmeye başlamıştım.
İşim bittiğinde ilk işim aşkıma, Papatyama, telefon etmeyi istedim. Sabırsız şekilde ellerim tuşlara gitti ve sesin kulağımda, en güzel nağmeler oluşturmaya başladı. Benimle anlamsız bir kavgaya başlamıştın ve ben neden kavga ettiğini bilmeden, sana anlatmaya çalışıyordum sevgimi, sense bana ayrılıktan bahsediyordun, hafta sonu gelmeyeceğinden. İlişkimiz bitmişti ve sen ayrıldığını söylüyordun.
Defalarca telefon açtım ve sen defalarca çıkmadın telefona, şaşkın bir hüznün pençesinde kıvranıyordum. Odama döndüğümde, devamlı telefon etmeye başladım ve sen telefonlara çıkmayarak, beni yalnızlığın en koyusuna atmıştın. Şiirler yazıyordum ve kendi dünyamda kayıp olmuş şekilde haftayı bitirdim.
Günlerden Cuma günüydü ve ben akşam saat 14.00. de çıktım ve Zehra’nın evine gittim, kapıda karşıladı beni, sohbet etmeden hemen telefonu alarak aramaya başladım. İlk defa telefona çıktı ve benimle konuşmaya başladı. Geleceğini söyledi ve ben tekrar dünyanın en mutlu insanı olmuştum, sabırla gelişini beklemeye başladım. Aşkım benden ayrılmamıştı ve benimle devam etmeye tekrar karar vermişti. Buluşma yerimiz Halikarnas ve aşkımın bana ilk mutluluğu sunduğu yerde buluşacaktık. Kafamda bin bir soru ve kuşkuların pençesinde, içim paramparça olarak buluşmaya gittim. Acabalar ve belkiler arasında bocalamakta, yalnızlık ve mutluluk arasında gel gitlerin girdabında boğulmaktaydım.
İçeriye girdiğini gördüğümde güneşim; yıldızım, ömrüm, yaşamımın anahtarı, sevdamın bekçisi, kalbimin efendisi gelmişti ve ben çok mutluydum. Gelmişti ve yaşadığım tüm acılarım sona ermişti. Tek bir soru beynimde yankılanıyordu, neden ayrıldı ve şimdi neden geldi? Bütün gece mutluluk içinde yaşadık, aşkımı yaşadığım Zehra’nın evine doğru taksiyle döndük ve sen varsın diyerek, her yeri ve herkesi seviyordum, senden bahis etmek, seni anlatmak istiyordum. Sen aşkımdın ve bu aşkı doyasıya yaşıyordum, gerisi basit bir teferruat ve yaşanacaklar yaşanmalıydı. Ben sonuna kadar bu aşkı yaşamak kararında, senin için Ferhat olmaya karar vermiştim, sen Şirin olurmusun, bunu bilmiyordum ya da bilmek istemiyordum.
Gece bitmiş ve yeni bir gün başlamıştı, ben aşk sarhoşu kadınım kollarımda ve mutluluk içinde aşkımı yaşıyordum ve sadece beni bu ilgilendiriyordu. Dedikodular başlamış, yalan yanlış sözler havada uçuşmaya başlamıştı, aşkım her söze inanmaya hazır şekilde, sorgulayıp duruyordu beni. Bu duygularla kalemime sarıldım ve tekrar yazdım yaşadıklarımı, kendimi anlatmaya ve kendine inandırmaya çalışıyordum aşkımı. Haklıydı aslında duygularımdan şüphe duymaktan, birden dünyasına girmiş ve ansızın hayatının bir parçası haline gelmiştim. Güvenmek istiyordu bana, kendisi gibi, bende kendisi olmak istiyordu, bana tüm masumiyeti ve benliğiyle gelmişti, bu nedenle

SEVDA SÖZÜM

Demir atmışım yalnızlığa
İçim iki yanı keskin bıçak
Öfkelere sığınmışım
Takılmışım bir kez gözlerine
Tutsaklığımla yıkık
Özgürlüğümle mağrurum hala
Ak düşmüş saçlarımla
Rüzgara inat
Başkaldırıyorum
Yazmaz kitabımda teslimiyet
Dağın doruklarında
Kardelen misaliyim
Ovadaki teslimiyete
Çaresiz bekleyişime
Kurşunlar yağdırıyorum
Ağlıyorum sessizce
Önünde kurumuş yaprak gibiyim
Savrulup gidiyorum sensizlikte
Gözlerinde kayıp oluyor
Ağustos ölümleri yaşıyorum barikatlarda
Yenilmiş devrimlerin çaresizliğini
Ödüyorum aşkının darağacında
Sevda sözüm
Yıkığım hala dudaklarında

FATİH MEHMET YILDIRIM
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE
KİMLİK VE ÇAKALLAR SOFRASI
Roman yazarı,
GÖZLERDE Kİ INCİ TANELERİ
şiir kitabı var. Şaiir ve öykücü.
www.fatihmehmetyildirim.com
www.genelce.com
yildirimfm@hotmail.de

TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

− 1 = 3