Günümüzde yaşanan bu toplumsal altüst oluş sürecinde, insanlar sanki başka her hangi bir seçenek kalmamış gibi mutlaka taraf olmaya zorlanarak, düşüncelerinin özgürleşmesi önünde, yap
tırımcı setler çekilmekte. Bu, tabi ki en çok bu yöntemden beklentileri olan taraflarca tek tarz bu ve başka çözüm imkansız gibi dayatılmakta. Günümüz insanlığının temel sorunu olan, kendisi dışında ki dünyayı yadsıma ve korkularıyla yüzleşmekten kaçınması, toplumsal travmaları derinleştirerek, kaotik yapılanmayı olumsuz anlamda kalıcı kılmaktadır. İnsanlık kadar eski olan savaş, mitolojik tanımı ile Habil’le Kabilden başlayarak miras olarak edinilmiş ve göksel iradenin olmaması halinde, barışın kalıcı olmadığı dayatılmıştır. Sınırlanmış özgürlük seçenekleri ve koşullanmış aklın devreye girmesi, tam da bu noktada olmakta. İnsanlığın, bir başka önermesi ise, toplumsal hafızalarda koşullanmış kader ve kendinden olanın haklılığı üzerine şekillenmesidir.

Bu böylemi gerçekte, benim için var olan, gerçek anlamda beni temsil ediyor mu? Bu sorunun cevabını sorguladığımız andan itibaren, var olanın cevabını aramaya başlıyoruz. Devlet benim için var; aşiret, aile, toplum, sınıf, dost, arkadaş, kadınım, sevgilim. Var mı acaba, bunların tamamlaması, var olanı değil, var olanın belirlenmesi değil mi. Devletin varlık nedeni, seni yönetmek ve senin çıkarlarının savunması değil, varlığını belirleyen çıkarlarının, belirli sınırlarında, seninle örtüşen birlikteliği kadar, var olmasıdır. Senin, özgür düşüncen tehlike ise senin varlık nedeninin var olması, anlamsızdır. Savaş ve barış dönemlerinde, bu tahammül sınırlarında farklılık gösterse de, sonuç olarak belirgin bir tahammülsüzlük var olmakta. Savaşın en kötü ve ölümcül düşmanı, düşünen ve taraf olmadan yargılama yapan insandır.

Bu neden böyle, tüm savaşlarda haklı ve haksız ayrımının sınırları tartışılır. Kim ne kadar saldırgan tartışması başladığı andan itibaren sorun içinden çıkılmaz hale geliyor. İlk konumuz olan, taraf olmak veya olmamak, sınırları burada çizilen temel ayıraç oluyor. Oluşumun çevresel ve diğer etkenlerini, yok sayarak bakarsak, iş kolay. Ülkem. Halkım, ailem, kendim için savaşa evet, barıştan yana olsam da. Barıştan yana olmak ve savaşa karşı olmak, sorumluluk yüklüyor insana. Her kesten ve her kese rağmen ayrı kalmak zor olan tercih ve bu tercihle tek başınasın, ya da inanılmaz azınlıktasın. Vatana ihanetten, korkaklığa kadar tüm sıfatların sahibisin ve sadece sen değil, seni temsil eden her şey. Tercih yapmak zorundasın, ’’ya ben, ya o, ya sev, ya da terk et’’ başka bir alternatif yok. Yok mu acaba? Var, var olmak çift bilinmeyenli denklemle sınırlı değil, ancak bu onlar için zorunlu bir baskı aracı.

Bu noktada, koşullanma başlıyor kötünün iyisini seçmekten, koşulsuz desteğe kadar. Sınırlar, algılayışa göre, periyodik salınımlar yapıyor. Buda kişinin bilinç ve duygusal tepkilerinin, doğrudan yansımasını oluşturuyor. Ben, bu toplumun üyesi olarak, kendimden önce, toplumu veya temsil ettiğim kesimi düşünerek, tavır almalıyım mantığı oluşuyor. Feda etme mantığı veya adanmış kişilik, tamda bu noktada beliriyor. Milliyetçilik veya üstün ırkın temsilcisi olma mantığının ilk oluşumu burada şekilleniyor. Savaş kaçınılmaz, bu bedel ödenmeli, halkımın geleceği için ölüm mantığı, sen ne yaparsan tek doğrudur diyerek lidere tapınma mantığı gibi. Bu savaşı isteyen yapıların arzu ettiği ‘’gerçek insan’’ ve adanmış kutsal kişilik. Bu kişilik çoğaldıkça, toplumsal travma yükseldikçe, artık düşünen insan ölmeye, şiddeti temel alan kişilikler gelişmeye başlar.

Düşman ise, ya mevcut veya yaratılmaya hazırdır, bu toplumsal hafızada yer etmiş olmalı ve genel çoğunluğun kabul edeceği düşman olmalıdır. Bireysel başkaldırı bu dönemde susmaya ve toplumsal vicdan, körelmeye başlamış ve linç mantığı hızla gelişmektedir. Dün, selamlaşan insanların, bu kadar kıssa zamanda taraf olması, aslında sürdürülen bilinçli politikaların ve eylemlerin sonucudur. Her kesin taraf olduğu yerde, tarafsız düşünme, bu anlamda zor olan kararlılığı oluşturur ve sonuçları tehlikelidir.

FATİH MEHMET YILDIRIM
www.yildirimfm@hotmail.de
fatihmehmetyildirim.com

Popularity: 18% [?]

Bu Yazıyı Toplamda 349 Kişi Okudu