İlk toplumlarda suç ve ceza, sadece kabile reisi veya ihtiyarlar heyetinin çözdüğü, sıradan işlev olarak varlığını sürdürmeye devam ederken, sınıflaşmanın ortaya çıkmasıyla, önce şehirde, sadece bir veya bir kaç kişinin işi olan suç ve ceza, mahkemeler, töre veya yasalarla, kendini var etmeye çalışıyordu. Tarihte ilk kez, yazılı yasalar olarak tespit edilen, M.Ö. 1760 Hamburabi yasalarıdır.
Giderek sistem içinde, yüzlerce insanın çeşitli meslek dallarında uzmanlaşmasıyla, sistemin oluşumunun gerçekleşmesi sağlanır. Sınıflı topluma geçişle, eskiden var olan sistemi devir alırken, onu geliştirmeye çalışarak, ihtiyaçlarına göre yeni kanunlar oluşturur. Yeni sistem, daha karmaşık ve daha sistemli bir yapıya dönüşür. Yeni sistem, ilk dönemde baskıcı ve şiddet temelinde kendini var etmeye çalışırken, eskiye dair ne varsa, yok ettiğini iddia eder.
Gerçekte, eski sistemin tüm yapısını devir alınmıştır. Suç ve ceza, sistemin kendisini tehdit ettiğini düşündüğü suçlar veya suçlar olasılığı üzerine kurulmuştur. Korku kaynaklı bu sistem, önce varlığını devamlı kılmanın yollarını ararken, aynı zamanda, kendini tehdit eden karşıtını, kendine benzetmeye ve kendisini de, ona benzetmeye çalışır.
Toplumsal alt, üst oluşlar yaşanırken veya savaş dönemlerinde, korku temelinde, diğer sınıf veya zümrelerin çıkarlarını genişletmeye veya onlara, daha geniş haklar tanıyarak, uzlaşmaya yönelir. Bu aslında geçici bir durumdur, sistem, varlık nedenini genişletmeye veya korumaya yönelmiştir, bu onun vaz geçilmez bunalımlarının sonucudur.
Sistem, aslında var olduğu andan iti­baren, ölmektedir. Her karşıt, var olan sistemin varlığını geliştirmesine ve derinleşerek, kalıcılığını uzatmasına neden olmaktadır. Kendini geliştiren ve derinleştiren sistem, uzun vadede kalıcı olurken, sistemin gereklerine uymayan veya gereken esnekliği gösteremeyen yapılar, sistemin içinden hızla tasfiye edilerek, yapısal sorunlarını, bu şe­kilde hafifletmeye çalışır.
Suç ve ceza, tüm sistemlerin temel yapısıdır, bu temel yapı gereğince sistem, kendi yapısını ve yaşamsal karakterini oluşturur. Sınıflar ittifakı veya sınıfsal değişimler sırasında, suç ve ceza yapısı, sistemin oluşumu için, ağır yaptırımlar ve çıplak şiddete başvurmaktan geri kalmazken, sistem kendi otoritesini oluşturdukça, suç ve ceza ya hafifletilir veya sınıfsal yapılanmaya göre biçimlendirilir.
Genel olarak, devrim ve karşı devrim yapılandırılmalarında, belirgin biçimde varlığını hissettiren bu çıplak şiddet veya ağır yaptırımlar, sınıfsal olarak yeni sistemi oluşturan sınıfın çıkar ve beklentileri oranında, kendisi şiddetin dozunu ve süresini belirler. Buna uygun ”devrim kanunları” adı verilen yasalarla, eski sınıf temsilcilerine karşı, çıplak zor ve şiddete dayalı yasalar çıkarırken, geçici müttefik olanlar da, bu zordan hissesine düşeni alır.
Sistemin kırılganlığı arttıkça veya kendini zorda hissettiğinde, saldırgan tutum ve olağan üstü önlemler adı altında, çıplak zoru meşrulaştırır. Suç ve ceza değişkendir, hakim sınıfın veya ittifakların ihtiyacına göre şekillenir, tehdit ciddileştikçe çıplak zor ve kendi yasaları değişkenleşir. Bu nedenle suç ve ceza, sistemin sigortası olarak kabul edilir. 
 
SUÇ VE CEZA, SİSTEMİN KENDİSİDİR:

Suç ve cezayı sistemin kendisi belirlerken, çeşitli dini, felsefi veya fikirsel bağlamda bu yapıyı yasallaştırır. Demokrasi, insan hakları veya bireysel özgürlük adıyla ortaya atılan sistemde, suç ve ceza, çok inceltilmiş ve derinleşmiş şiddet ve baskının kendisi olur. Günümüzde sistem, kendisini tüm dünyaya dayatarak, kendi ideolojisini ekonomik  siyasal sisteminin vaz geçilmez, kalıcı tek sistemi olduğunu iddia etmektedir. Günümüzde tüm sistem, dünya çapında sömürünün çok küçük bir azınlığı olan küresel OLİGARŞİK OLİGARKLAR sermayesi ve tek tek ülkelerde, onlarla iş birliği yapan ittifaklarla sürdürüldüğünden, suç ve ceza sistemi de, dünya çapında olmanın kavgasını sürdürmektedir. Tüm dünyaya Avrupa suç ve ceza sistemini dayatırken, Fransız ihtilalinden beri, sistemleştirdiği bu adalet anlayışının, tek doğru olduğunu ispatlamaya çalışıyor.
Zorunlu olarak bu adalet sistemi, kendi ekonomik sistemi içinde anlam bulduğundan, kendi ekonomik sistemini de, tek kalıcı ve gerçek sistem olduğunu dayatmaya çalışarak, dünya çapında yeni bir sınıf ve tek devlet sistemi yaratmaya çalışarak, tüm küreyi denetim altına almanın, son aşamasına ulaşmakta.
Tüm dünyaya hakim olan, tüm dünyadaki sömürü ağını oluşturmaya çalışan bu sınıf, aynı zamanda kendini artık ulusal sınırlardan ve ulus devletlerden kurtararak, uluslararası değil, uluslar ve devletler üstü, dünya hakim sınıfı haline getirme çabası içinde. Bu amaçla her türlü örgütlenmesini yapmakta, dünya mahkemeleri ve adalet mekanizmaları örgütlenmesi ile suç ve ceza sistemini oluşturmakta.
Yenidünya düzeni, yeni suç ve ceza, sistemini yaratıyor. Bu amaçla giderek dünya çapında yapılanmasını oluştururken, her yeni sistemin yaratılması sırasında oluşan, çıplak şiddet ve her türlü baskıdan da geri kalmamakta. Bu zor ve şiddeti yarata bilmek için, her türlü gayri ahlaki yöntemler ve her türlü araçlara başvurarak, kendi sistemini, dünyanın her yerine aktarmaktan vaz geçmemekte.
Genel anlamda, dünya çapında yaşanan suç ve ceza konusunda ki yeni anlayış ve sistemini oluşturmaya çalışmasının nedeni budur. “DÜNYA ARTIK DEĞİSTİ VE BU DEĞİŞİME, HER KES UYMAK ZORUNDA.” Sistemin yeni sloganı ve yeni yaşam tarzı diye dayattığı bu çarpıklık ve çürüme, eski sistemin tüm yapısıyla kendisini kabul ederken, yeni sistemide bu eski sistemle bütünleştirince, krizler ve kalıcı bunalımlar, artık tüm dünya çapında olmakta.
Dünya çapındaki ekonomik, siyasi krizleri bu bağlamda değerlendirince, yaşananın sadece yeni suç ve ceza sisteminin oluşumu olduğu netleşmekte. Kendisine yepyeni düşmanlar yaratmak zorunda olan bu sistem, dünya çapında korkuyu yayarak, kendi yarattığı korkuya karşı, mücadele seferi başlatmıştır. Medeniyetler çatışması veya İslam radikalizmi adı altında yaşanan ve terörizmle taçlanan yeni fobiler yaratıldı. Şu sonucu çok iyi bilmeliyiz, korkuyu yaratanlarda, onu besleyenlerde, OLİĞARŞİK OLİGARK yapının ta kendisidir.
KORKU, ancak sistemlerin yaratılması dönemlerinde önemli işlevlere sahipken, daha sonraları, yaratanların başına bela olan yapılara sahiptir. Sistemin kanser hücre özelliği taşıyan bu yapılar, aynı zamanda sistemin varlığını sürdüren sigortalarda olmakta.
Şiddet temelinde geçiş çözümleri üreten sistem, önce kendi istek ve amaçları doğrultusunda suçu örgütlemekte ve (veya) o suçun oluşumu için uygun iklimler yaratmakta. Günümüzde, eskiye dair ne kadar örgütlenme biçimi var ise hepsi yeniden örgütlenmekte.
 ULUS DEVLET İÇİN ÖLÜM ÇANLARI ÇALINMAKTA
Ulus devletin yok edilmesi temel hedef olsa da, yeni örgütlenmenin biçimi üzerinde kesin mutabakat oluşmadığı için, her ikisi de birlikte varlığını sürdürüyor. Ancak su tespiti yapmak, sanırım yerinde olacaktır. ULUS DEVLET İÇİN ÖLÜM ÇANLARI ÇALINMAKTA! Sistemin özüne ilişkin bu çelişkileri aşmaya çalışırken, sistem geleceği ile ilgili olarak, ciddi kaygılarda duymakta.
Bu çelişkilerden kurtulabilmek için, sınırlı savaşları ve bölgesel çatışmaları körüklerken, geçmişte yapay olarak yaratılan sınırlar ve eski düzenleri de sarsmaya, onlara yeni biçim vermeye devam ediyor.
Enerji ve bilim dünyasında, teknolojik gelişimi denetimleri altında tutarak, bilimsel araştırmalar için, çok büyük ölçekli araştırma fonları ile tüm dünyanın geleceğini ellerine almaya çabalamaktalar.
İnsanın en küçük özgürlüğünü bile yok etmeye çalışırken, bireysel özgürlüğü ve özgür yaşamı ilk kez, kendilerinin sunduğu yalanları ile insanları bu ikiyüzlü politikanın ekseninde, sorgulamadan yaşamaya zorlamaktalar.
Suç ve ceza olarak günümüz dünyası, tam kazanç sistemi üzerine şekillen­miş, bu düzeyde örgütlenmelere gitmiştir. Kurumlar arası mükemmel bir iş birliği ve ortak çalışma oluşturarak, kendi oluşum sürecini, en hızlı bir şekilde örgütlemeye devam etmekte. Buna karşı, mücadele yöntemleri ne olmalı sorusuna cevap arayacak olursak, küresel sermayenin en büyük korkusunu da, dile getirmiş oluruz.
ULUS DEVLETİ SAVUNMAK GERİCİLİKMİDİR?
Günümüz dünyasında buna cevap evet, ulus devlet kapitalizmin şafağında oluşan ve Fransız ihtilalinden beri varlığını sürdüren bu anlayış, ilericimidir? Kendi içinde de, çok fazla sorunu barındıran ulus devletçi anlayış, günümüz dünyasında sürecini tamamlamış mı? Bu sorulara verilecek, aslında da tek bir cevap var, devlet normal olarak sürecini tamamlamıştır.
Bu devlet, işlevsiz kaldığı için, kendisine yeni düşmanlar yaratmak zorunda kalıyor. Toplumsal ilişkileri düzenleme ve denetleme amacı taşıdığı söylenen devlet, bu amacından günümüzde o kadar uzaklaşmıştır ki, bu uzaklaşma, onu işlevsiz hale getirmiştir. Sosyal devlet anlayışını rafa kaldıran devlet, artık günümüzde, varlığını sürdürecek yasal argümentler sıkıntısı içinde çırpınmakta.
Suç ve ceza kavramının, en önemli bileşeninden olan adalet kavramı, günümüzde bireyin yaşamsal standartları adı altında, sadece bireyi yalnızlaştıran ve onu toplum içinde pasif konuma getiren süreci başlatmıştır. Bu süreç, kişisel hak ve hukuk adı altında kutsallaştırılarak, toplumsallığın önüne barikatlar kurulmuştur.
Ceza ise suçun önem ve gerçekliliği ile ilgisiz olarak, istek ve niyetlere göre oluşurken, toplu çıkarlar birliği yaratılmakta. Tüm düşman kardeşler, dinsel, felsefi veya ideolojik bağlamda tüm farklar ortadan kalkarak, küresel birlik ittifakı yaratılmakta.
Bu ittifakın, sahte gerçekler üzerine kurulduğu ortaya çıksa da, “atı alan Üsküdar’ı geçtiğinden,” yeni bir cezalandırma seferine kadar, her şey unutul­makta. Yaşamın tüm alanlarında uluslar ve devletler üstü örgütlenen bu sınıf, çıkarları doğrultusunda hiç bir ahlaki, dinsel veya felsefi değer ve kavramlara bağlı kalmadan, isteyerek onların içini boşaltarak, küresel örgütlenmesinde, artık son aşa­maya ulaşmıştır. Dünya halklarının dikkati dağıtılarak, geçici olarak etkilemek için, yarattıkları korku filminin tüm detaylarını, geniş kesimlerle paylaşmaktalar.
Ne çare ki, artık dünya oldukça küçüldü ve dün söylenen, bugünde hatırlanıyor. Toplumsal direniş ve örgütlülüğün, ilk defa bu kadar güçlü şekilde yok edildiği günümüz dünyasında, kendini ifade etme biçimi haline gelen şiddet, tamda bu temelde, güçlü şekilde suç ve ceza koyucularının isteğine göre şekillenmekte. Bireysel yaşamın, tek yaşam biçimi olduğu, gösterilmeye çalışılmakta.
Toplumsal yaşam ve düşünüş biçimi yok edilmeye çalışılırken, tüm dinsel ve geleneksel yaşam biçimlerinin içi boşaltılarak, korku ve panik havası, tüm topluma egemen kılınmaya çalışılarak, sahte düşmanlar ve sahte hedefler gösteriliyor. Yeni sistem, tüm dünyada egemen kılınmaya çalışılmakta. Bu amaçla, her türlü çıplak şiddet ve pervasız saldırılar yapılmakta.
Tüm dünyada yaratılan sanal bir korku ve panik dünyası, insanları edilgen ve tepkisiz hale getirerek, yeni sistemi oturtma çaba­ları sürmekte. Tüm ulusal devlet egemenlerini, ceza ve suç sistemini, bir üst kurum olarak tanıdıkları kurumlara devrederken, Avrupa ve bağlaşıkları olan eski ulus devletler, bu yapılanmada temel olarak, yenidünya sistemi ve egemen sınıfının hizmetine girmiştir.
Günümüz dünyasında, daha düne kadar devlet, legal şiddeti kullanma hakkına sahipken, bu yetkilerini artık, yeni yetme uluslar üstü sermaye gücü olan, oligarşik oligarklara devir ederek, “yenidünya” düzeninin kurulması gerçekleşmiştir. Bu güçte kendi sistemini; ekonomiden, adalete, sanata, dinden, fel­sefeye, bilime kadar, tüm alanlarda şiddet temelinde yaratmakta. Korku temelinde örgütlediği veya denetlediği dünyayı, pervasızca saldırılarla sarsmakta, ulus devletleri yeniden oluşturmaktalar. Ekonomik gücü, sınırsız sermaye dolaşımı, ulus devletleri ve dünya sermeye güçlerini etkilemekte. İktidarları devirerek, istediği düzeni kurmakta. Bu saldırılara karşı, en güçlü ulus devletler bile, karşı duramayarak, teslim olmak­ta. Ya, anlaşarak, onun silahlı gücü olmakta, ya da onun sermaye gücünün yedeği olmak için, uğraşlara girmekte. Onların yeni düzeninde, yer alabilmek için her türlü kavgayı ve tavizi, gönüllü olarak vermekteler.
Suç ve ceza, artık insanların bilinen kurallarının dışına çıkarılarak, Teksas yasaları olarak nitelenecek, kendi bildikleri kurallar zincirinde, NATO, B.M, AİHM gibi üst kurum ve kuruluşlarla, ulus devletin üstünde kurum ve yasalar yaratıldı. Bu yasalara dayanarak, düne kadar kendilerinin kurduğu ‘’devletleri’’ yıkmaya, yeni oluşumları ve yenidünyayı yaratmaya devam ediyorlar. Bu bağlamda insan hakları ve demokrasi götürdüğünü iddia ettikleri o yalanlarla, suç ve cezaya yeni bir biçim verilmekte.
 
FATİH MEHMET YILDIRIM
29.10.2012 PAZARTESİ. SCHANS STR. LUDWİGSHAFEN
www.yildirimfm@hotmail.de
http//www.fatihmehmetyildirim.com