Tanrısal iradenin temelinde özgürlük var, birey iradesiyle yaptığı tüm eylemden sorumludur. Bu nedenle insan yaptığı eylemliliğine göre, suç ve ceza kavramında ödül veya cezaya uğramaktadır. Kader adı altında dinler bize, kendi irademizin ve özgürlüğümüzün olmadığını söylerken, aslında bize sadakati dayatırken, sistemin kendisine sadakati istemekte.
Tanrı hiçbir zaman bireysel irademize ipotek koymamıştır, öyle ki tüm kadim kitapların tamamında, insan iradesinin kutsallığından bahis etmekte ve buna melekler ve peygamberler de dahil hiç kimsenin müdahalesine izin vermemekte. Gerek Kuran, Tevrat, Zebur ve İncil’de bunu en açık şekilde belirtiyor, diğer yazıların tamamında bu en açık şekilde, gözler önüne serilmiştir. Tanrı insanın özgürlüğüne neden bu kadar önem vermekte, şunu iyi bilmeliyiz, insan kendi kaderinden kendi sorumlu değilse, bana neden buyurdun cennet ve cehennemi. Ne suçum olur, ne de cezam, ne de ödülüm olur. Yapmaktan sorumlu olmadığım ve bana baştan yazılan, neden yazıldığını bilmediğim ve ne yaparsam yapayım, yaşamak zorunda olduğum yaşamın sorumlusu ben değilim. Tanrının El Adil olmasına bu aykırı, Tanrı insanı sevgiyle ve günahsız olarak yaratmışsa, yapacağı tüm eylemlerden onu sorumlu tutmuş, günah ve sevap kavramını buna göre yaratmıştır.
Kader insanın yaptığı eylemliliği, aldığı kararların sonucu, kendisinin ve diğer insanların kader bileşkesi içinde oluşturduğu ve her an değişen, aldığı veya yaptığı her şeyle yeniden oluşan bir süreçtir. Bu sürecin en belirgin özelliği, bunların tamamının, kendi iradesinin direkt sonucu olmasıdır. Tanrı insan iradesini denemekte, kendi kararlarının bu iradenin sonucu olmasını istemekte. Bu nedenle aynı bedende akıl, nefis, ruhu şekillendirip, iradenin tecellisi olarak yaşamı sunmuştur.
İnsan tanrının karşısında kulluk yaparken, kölece bir bağlılık ile değil, aşk dolu bir sevgiyle, kendi iradesinin oluşturduğu kararları ve yaptığı eylemleriyle kul olmakta veya olamamakta. Bu nedenle Tanrı insanı, kendisine de dahil, her şeye ihanet etmeye hazır bir iradeyle yaratmıştır. İnsan gerçeği bulmak için, önce kendisine, sonra kutsal bildiği her kurum ve kuruluşa ihanet ederek arayışa çıkmakta. Her kurum, insanın kendisine kurallarla dolu bir dünya da, tam bir sadakati oluşturmak çabasını dayatmakta. Bunun dışına çıkan her kişi, günah, suç, töreye aykırı yaşamak, sadakatsiz olmakla suçlanmakta. Tanrı bunlara tamamen karşıdır, insan kendi iradesiyle, kendisine de karşı olsa da, affetmeye hazır bir büyük sevgiyle, tam özgürlüğü sunmuş ve özgür iradeyi kutsal kabul etmiştir. Bu kutsal iradeyi, sadece insana vermiştir.
Dinler sistemin devamından sorumlu olduğundan dolayı, insana kölece bir bağlılığı dayatmakta. Sistemin karşısına çıkmak, dinleri sorgulamak günah ve yasaktır. Uymak zorunda olduğun kesin kuralları, yapman gereken biçimsel şekilleri bulunmaktadır. Bunların dışına çıkmak, dinden çıkmaktır, çeşitli yaptırımları ve toplumsal baskıları var. Bu nedenle insanlar, bazen aykırı olmak adına yaşamsal riskler almak zorunda, bu her dinde veya dinsel yapılarda, her zaman karşılaşılan sıradan uygulamalardır. Çünkü dinler insandan şartlanmış kişiliği isterken, Tanrı insandan özgür bir kişiliği istemekte. Özgür insan tüm kararlarını özgürce ve düşünerek iradesiyle oluşturur, yaptığı eylemlerin farkındadır ve sonuçlarını en azından kestirerek, bunların ulaştığı veya ulaşacağı yerleri hesap eder. Düşünen insanın, tüm toplumlarda tehlike olarak kabul edilmesinin nedeni, şartlanmış kişilik olmadığı için, neden, niçin ve sonuç ilişkilerini çok iyi bilmesidir.
Şartlanmaya karşı çıkması ve gerçeği arama sevdalısı olması kendisini, toplumda tehlike olarak görülmesini oluşturmakta. Kesin inançlı olmak, insanın özgür iradesini kullanmasının önünde kesin engeldir, bu nedenle toplum ve dinler insandan kesin inançlı olmasını istemekte. Tanrı kesin inancı iradevi bir kararlılık olarak istemekte, en önemli inanç olarak bunu kabul etmekte. İnsan iradesi, tanrının kutsal kabul ettiği ve bu iradeyi temel aldığı tek kuraldır, onun için KUL HAKKINA, KENDİSİ DE DAHİL HİÇ KİMSE MÜDAHALE EDEMEZ. Bu evrensel yasadır ve bu yasaya her kes uymak zorundadır. Tanrı insandan, özgür iradesiyle gerçeği bulmasını isterken, gerçeğe ulaşmak için, var olan tüm sahte gerçekliliğe, gelenek, toplumsal kurallara ve dinlerin insanlara uyguladığı şartlanmaya karşı çıkarak, özgürce arayışını sürdürmesini istemekte. Bu arayış sadece insanın özgürleşmesi ve tüm şartlanmışlıktan sıyrılması ile mümkündür. Bu şartlanmaya karşı yapılan ihanet, son şeklinde, Tanrı2ya ulaşmanın bir yolu olmakta.

FATİH MEHMET YILDIRIM
28.01.2013 MANNHEIM
Ferit Ve Tutuştu Şafak Eylül’de Romanın yazarı ve şair.
www.yildirimfm@hotmail.de
http//www.fatihmehmetyildirim.com

TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

36 − = 27