Kimselere anlatamadığım bir yalnızlığın pençesinde, saatin tik taklarına hapsolmuştum. Giderek hayatımda anımsayamadığım boşluklar, beni rahatsız etmeye başlamıştı. Sanki ağır bir sarhoşluğun pençesindeydim ve ayıldığımda, hatırlamadığım bir zaman dilimin de yaşamıştım. Kız arkadaşım benim tüm gece boyu nerede, ne yapmakta olduğumu sorguladığında, söyleyecek cevabımın olmadığını fark ettiğimde, içimde oluşan boşluk dayanılmaz oldu.
Hatırlamak istedim, dün gece ben neredeydim ve ne yaptım? Sessiz, sakin yaşamımın içinde, benim kayıp zamanlarımın elbette bir açıklaması olması gerekiyordu. Ama cevapsız bir soru yumağında, kayıp olmuştum. Açıklanması gerekiyor, ben dün gece neredeydim ve ne yaptım? Beynimin tüm kıvrımlarında, sorunun ağırlığı hissediliyordu. Ya bir suç işlediysem, ya da bir suça ortak olduysam, ancak yine de hatırlamam gerekirdi. Gece içtim mi acaba, ağır bir sarhoşluk mu yaşadım. Tabi ki hayır, en azından nereye gittim, içkiye başlamadan öncesi ve belli bir dönemini hatırlamam gerekir. Tek bir kare bile hafızamda yok, gece evdeydim ve ben, kesinlikle dışarı çıkmadım ama Şule bunu neden soruyor? Dün gece neredeydin?
Evden kendimi dışarıya attım, sanki apar topar kaçtım, en sevdiğim mekanlardan başlayarak, takıldığım tüm yerleri dolaştım. Dün gece hiç birisine uğramadığımı söylediler. Ben dün gece neredeydim, ne yaptım veya neler yaptım. Şule bana dünü defalarca sordu, önceleri şaka yapıyor sanıyordum, sorular sıklaşmaya başladıkça, tedirginliğim artmaya başladı, son 3 aydır bu sorularla boğuşuyordum.
Eve döndüğüm de Şule yatak odasında, kaygı dolu gözlerle karşıladı beni:
– Neredeydin Ramiz, yaklaşık 3 saattir yoksun?
Suskun bakışlarım gözleriyle buluştu, ilk kez verecek cevabım vardı:
– Senin sorularını ilk defa ciddiye aldım, İstanbul kazan, ben kepçe, dolaştım durdum tüm kaffeler, lokanta ve türkü barlarda, her yere tek soru sordum, dün gece ben buraya uğradım mı? Cevap olumsuz, 2 haftadır ben zaten çıkmıyorum, evden işe, işten eve, biliyorsun! Onlar da aynı şeyi söylediler, epey oldu dediler, seni görmeyeli, merak etmişler.
Şule inanmaz bakışlarını bir süre kilitledi Ramiz’in gözlerine, tedirginliği artmaya başlamıştı. Kendini savunmak amacıyla konuşmaya başladı:
– Benim sana yalan söylediğimi mi düşünüyorsun? Sen hep evde olduğunu iddia ediyorsun ama evde değildin, bunun için istediğin iddiaya girmeye hazırım. Gerçekten hatırlamıyorsun, ya da hatırlamak istemiyorsun! Ben bu durumdan oldukça rahatsızım, bak çıktın ve nerelere gittiğini rahatlıkla söyledin, istersen düşün canım, çok kötü dahi olsa bana anlat. Seninle yaşam birliği kurmuşuz, ben her şeye hazırım, sadece ihaneti kabul edemem, onun dışında ne olursa olsun, benimle paylaş. Eğer hayatında başka birisi varsa, bana anlat ve hayatından çıkmaya hazırım. Benimle konuş ve bana açıklama getir, buna gerçekten ihtiyacım var, beni anlamak zorundasın, bu kuşkuyla yaşayamam.
Ne anlata bilirim. Bilmiyorum, dün ve önceki günler hakkında en ufak bilgim yok. Dün evdeydim ve kitap okudum, saat 17 olduğunda, Şule gelecekti ve dışarıda yemek yemeye gidecektik, gitmedik çünkü onu görmedim, sabah uyandım ve yataktaydım. Bu ara da ben Şule ile birlikte değilsem, neredeydim?
Böylesi olaylar çok sık olmaya başladı, Şule bilmiyor ama dün iş yerinde patronum Cemal, aynı soruyu sordu. Geçen hafta izinsiz işe gelmediğimi ve neden telefon açmadığımı, bir mazaret bildirmediğimi söyledi. Eski arkadaşım, üniversite yıllarından beri, birlikte çok günler paylaştık, o soruncaya kadar, Şule’nin sorularını ciddiye almıyordum. İş yerinden Canan hanıma sordum, geçen hafta işe gelmediğimde, işin yükü sana mı bindi, evet dediğin de paniğim had safhaya çıkmıştı. Geçen hafta, Perşembe günü işe gelmediğim kesinleşti, bense o güne ait tek hatırladığım, saat 18.30’da kapıyı açtım ve eve girdim, Şule kanepede oturuyordu.
Yaşamadığım kayıp zamanlarımı bulmak zorundayım, ben nerede ve ne yaptım bu zamanlar içinde. Polise gitsem, onlardan yardım istesem, beni takip etseler, bana deli derler, ciddiye bile almazlar. Cemal’den yardım istesem, benim yanımda olsa, ben çıkınca benimle çıksa, nereye gidersem benimle gelse. Yapar mı acaba, yeni kaçışım ne zaman olacak acaba, bu gün ya da yarın, bir hafta sonra, ne zaman? İşte cevapsız bir soru daha, ne zaman?
– Şule sana inanıyorum, ancak inan bana o saatler içinde nerede ve kiminle birlikte oldum, ne yaptım, inan bana bilmiyorum? Bana yardımcı ol, çıkarsam gece, benimle çık, nereye gidiyorum, ne yapıyorum, beni takip et. Bunu istemeye hakkım var mı bilmiyorum? Sonuçları ne olacak, inan bunu da bilmiyorum ancak kayıp zamanlarımı bulmak istiyorum, beni bu çok rahatsız etmeye başladı. Cemal’le konuşacağım, iş yerinden ayrılırsam beni takip etsin, elimden başka bir çözüm aramak gelmiyor. Tek çözüm bu ve denemeye hazırım, sonuçlarına katlanmaya da hazırım. Bir suç işliyorsam, bedelini ödemeye de hazırım ama sana tüm samimiyetimle söylüyorum, inan o kayıp zamanlarda ne yaptım, nereye gittim, kiminle birlikteydim, inan gerçekten bilmiyorum?
Şule dikkatli bir şekilde Ramiz’e baktı, bir süre izledikten sonra kararını vermiş bir insanın rahatlığı içinde konuşmaya başladı:
– Sana inanıyorum canım, sana tüm desteğimi vermeye hazırım, istersen bir psikologa gidelim, eğer dediğin gibiyse olay, profesyonel destek almak zorundasın. Okuldan bizim arkadaş var, kendisiyle yolda karşılaştım, durumu anlattım, eğer gerçekten hatırlamıyorsa, bu şizofrenik bir vaka olabilir dedi. İki veya daha fazla kişilik bölünmesi ve olay yeni olduğu için, kişilikler birbirinden habersiz olur ve bu nedenle, kayıp zamanlar oluşur dedi. Ne diyorsun, arkadaşla görüşelim mi? İstersen hipnoz veya başka bir tedavi yöntemi dener, en azından konuşalım.
Susarak anlattıklarını hazmetmesini bekledi, önce şaşkınlık yaşayan Ramiz sessizce düşünme sürecini başlattı. Babam bir dönem kayıp olmuş ve 1 ay sonra dönmüş, ben doğduğumda o yokmuş, her sene 3 – 5 gün veya bazen 1 hafta sonra döner ve soranlara, saçmalamayın böyle bir şey yok dermiş. Kimse inandıramamış ve bu sır onunla birlikte gitmiş, nerede ve nasıl yaşadığını kimse öğrenememiş. Garip annem bu soruyu hep sorardı, babamda bir türlü cevap vermez, çok öfkelenirse annemi döverdi. Bende hatırlamıyorum, çok sorulduğunda içimde öfke birikiyor, cevapsız sorular artık beni tüketiyor. Bende mi babam gibi oldum, akrabalar arasında bazen deli derlerdi, bazen de o çok akıllı, başka bir hayatı var ve ara sıra kaçarak başka kadına gidiyor derlerdi. Babam çok zeki bir insandı, okumayı asker ocağında öğrenmesine rağmen hep okurdu. Babasına çok kızar, beni okutmadın diyerek öfkesini ara sıra dile getirirdi, çokta düşünürdü, bana bir defasında, Ramiz dünyada en kötü şey, bilmediğin günlerde kayıp olmak, sanki okyanusta boğulmaya benzer derdi. Kendisinden cevap bekleyen Şule’nin farkına vararak, acele şekilde konuşmaya başladı:
– Tamam canım, yarın sabah telefon ederek işten izin alayım, adresi ver, arkadaşına gideyim, bir konuşayım.
Şule rahatlamış bir şekilde arkasına yaslandı ve sevgiyle bakarak:
– Tamam aşkım, kartviziti masada, yarın sabah 10’da seni bekliyor, bu karara varacağımıza emindim, senin adına randevu aldım. Umarım bana kızmadın aşkım, mantıklı davranacağını biliyordum.
İçinde ki parçalanmışlık ve öfke, yalnızlığıyla bütünleşmeye başlamıştı. Mantıklı davranmak, plan ve proje yapılmış, bana deli muamelesi yapıyorlar. Ben çıldırmadım, bu bir komplo ve ben bunun farkındayım. En güvendiğim kadınım bana ihanet ediyor, sanırım bu işin içinde Cemal’de var, başkaları da var. Benim geçmişim nedeniyle bu komplo kurulmakta ancak bunun altından kalkacağım. Yarın ola hayır ola, gün yeni bir yaşama gebe.
Gecenin sessizliğinde sokakta yürüyordu, etrafın kalabalık olması umurunda değildi. Köşe başından çıkan torbacıya baktı, gülerek bakış fırlattı:
– Hey bana Malbora versene, okkalı olsun! Kafalık olsun!
Torbacı tedirgin bakışlarıyla sokağı taradı, tanıdık müşteri olmasa s…. çekecekti. Adam paralı ve sağlam bir müşteri ama bu kadar korkusuz olunmaz, adam aynasızları takmıyor. Görende başbakanın yeğeni zanneder adamı.
– Abi malın hazır ama ben bu gün vermeyeceğim, köşedeki bakkalda aradığın var, benim selamımı söyle. Bu gün ortalık karışık, hem ağabey geçen gün sana selam verdim, almadın. Hayırdır bir sorun mu var, son parti kalitesiz mi çıktı?
Şaşırdı ve tedirgin oldu, ne zaman görmüş beni, ben çok az dışarıya çıkarım. Görsem salağa neden selam vermeden geçeyim. Mutlaka bu salak ben diyerek, Ramiz salağına selam verdi, tabi o bunu tanımıyor.
– Oğlum sen, ben zannederek ikizim salak bir memur bozuntusuna selam verdin, adam seni tanımaz, mal nedir bilmez. O tam benim zıddım, anlasan oğlum, kılık ve kıyafeti hiç bana benzer mi o salağın?
Torbacı şaşkın şekilde bakmaya başladı, adam benle dalgamı geçiyor. Tamam kılığı farklıydı, yürüyüşünde o bıçkınlık, o kıyıcılık yoktu ama sanki fotokopisi mübarek. Neyse beni bu aile meselesi ilgilendirmez, benim derdim malımı satmak ve iyi müşteri.
– Şimdi mesele anlaşıldı ağabey, bende şaşırdım, bizim Cihat ağabey böyle mıymıntı olamaz dedim. Arkandan seslendim adını bile söyledim, dönüp bakmadı, çok gariban birisi birde senin kardeşin olacak.
O sırada karşıdan gelen 3 kişilik gurup, birden üstlerine gelerek kıskıvrak yakaladı ikisini de, şaşkın bir şekilde bakarken, polis olduklarını anladığında, şimdi her şey ortaya çıkacak, şapa oturduk. Ramiz benim varlığımı öğrenecek, bu kötü oldu, Allahtan üzerimde mal yok, daha almadım, 3 gündür kullanmadım ve temizim. Yarın en geç akşama çıkarım, şansım varsa yarın sabaha dışarıdayım. O zaman Ramiz farkına varmaz, olaydan sıyırma imkanım olur:
– Memur bey bir yanlışlık olmalı, hangi gerekçeden dolayı beni tutukluyorsunuz?
Aldığı darbeler üstüne bağırarak küfür etmeye başladığında, etrafa toplanan kalabalık arasında bulunan turistler, bol bol resim çekmeye ve telefondan kayıt yapmaya başladılar. Bu durumu gören sivil kıyafetli kişiler, gelen siyah Renault arabaya tıkayarak, son hızla olay yerinden ayrıldılar. Peşinde oldukları torbacı olduğundan, üstünde bir şey çıkmaz ve kimliği temiz çıkarsa, hemen Salı vermek üzere almışlardı. Birkaç yumruk ve tekmeye razı olursa bu angut, sabaha salıvermeliyim diye düşündü ekip amiri Orhan.
Karakola geldiklerinden 2 saat sonra, tekrar dışarıya çıkmıştı. Bu kadar ucuz kurtulduğuna sevinerek, bir an önce eve ulaşmalı, bu günlük bu kadar macera yeter, sabah yoğun olacak.
Eve girdiğinde şu sevimsiz Şule’yi oturma odasında otururken buldu, tüm masumiyetini takınarak:
– Aşkım sigaramı aldım, bu markette yoktu, birazda dışarıda oturdum, hadi yatalım sabah çok işimiz var.
Odaya doğru giderken, Cihat’ı tanımamış olduğunu fark etti, ilk defa Şule’yle yalnız kalacağım, o şimdi benim, ona ben sahip olacağım ve o artık o mıymıntı Ramiz’den vaz geçecek diye düşündü. Mutlulukla Şule’nin yatak odasına gelmesini beklerken, büyük bir zafer kazanmanın sevincini yaşıyordu.

FATİH MEHMET YILDIRIM
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE
KİMLİK VE ÇAKALLAR SOFRASI romanlarının yazarı.
GÖZLERDEKİ İNCİ TANELERİ şiir kitabının şairi.
13.11.13 MANNHEİM SAAT. 03.15
www.fatihmehmetyildirim.com
www.genelce.com
yildirimfm@hotmail.de

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + 1 =