YILLARIN YORGUNLUĞU VE SEN – 4 FATİH MEHMET YILDIRIM

YILLARIN YORGUNLUĞU VE SEN – 4- FATİH MEHMET YILDIRIM

Deniz ilk defa beni mutlu etmiyordu, oysa dalgalarla dertleşmek, onlara hüznümü anlatmak istemiştim, anlatamıyorum. ‘’Sen kadınım, yeşil gözlerinde biriktirdiğin ve Nisan yağmurları misali, her an dökmeye hazır olduğun o inci tanelerini, benim teslimiyetimin silahı olarak mı kullanıyordun. Seni sevmek ve yıllarca seni beklememin bedelini ödemekteyim ve korkuyorum, sana olan bu tutkumdan. İhanet ve teslimiyeti dayatıyorsun bana ve karşılığında, aşkı sunmaya hazırım diyorsun. Cehennem azapları sunarken bana, tek kişilik cennet vaat ediyorsun.’’
Buluşma zamanı gelmişti, dikkatli şekilde etrafı araştırdığımda, alanın temiz olduğunu görerek rahatladım. Örgüt sorumlusu olan Seyfi’ye tüm gerçeği anlattım, saatler boyu tartıştık, durumu örgüte rapor etmeye karar vererek ayrıldık. Yol boyunca düşünmeye devam etmiştim, giderek içimde kararlarım netleşmekte, kendime olan güvenimi tekrar kazanmaya başlıyordum.
‘’Beni bu düzen yenmedi, senin o gözlerin ve dökmeye hazır olduğun inci tanelerin mi yenecek? Yok, yok güzelim, o üzerindeki resmi elbisen ve halkıma ve dostlarıma ihanet eden sen, silahların beni yenemez. Ben aşkıma ve sana yenilmiştim, o gözlerine, benim en büyük aşkım, halkıma olan bağlılığım, bu savaşı sen çoktan kayıp ettin, sen yenildin aşkım.’’ Çok sevdiğim deniz kıyısında ki kaffeye giderek, dalgaların çoğu zaman insanı acımasızca ıslattığı masama oturdum. Yıllardır beklediğim aşkımı, seni düşündüm, beni ve dostlarımı teslim almak için acımasızca saldırını, bana verdiğin ve yıllardır kendinde sakladığın, aşkının ödülü bekaretini. ‘’Bu aşkımız lanetli sevgilim, sen ve ben lanetlendik, KAN KOKUYOR AŞK VE TESLİMİYET. Benim uyuyor olduğumu düşündüğün zaman, ne güzel anlattın bunu sen, benden nefret etmeme katlanamam, senide, kendimi de öldürürüm. Sana kıyamam, kendimi öldürürüm dedin. Bu nasıl gözü kara, can kıymaya hazır sevda bir tanem. Aşk insanı yaşatmak, nefret öldürmek için var, sense her ikisinde de öldürmeye hazırsın, benim lise yıllarımdaki Aysel, karıncaya ağlayan, onun ölümüne yas tutandı. Bu düzen seni canavar kılmış, şimdi daha iyi anlıyorum, kan ve şiddetin temsilcisi olanlar, dünyalarında kan ve şiddeti dokuyorlar. Ondandır senin dünyanda her kes suçlu, bir tek siz masum. Nedendir bu inançsız ve güvensiz bir dünyayı kurmalarınız. Düşmanlarınızla dolu dünyayı, kendileriniz dışında yok etmeye çalışmanız.’’
Kalkma zamanı gelmişti, köşedeki büfede karnını doyurduktan sonra, ikinci buluşmasına doğru yollandı. İkinci güzel haberi almıştı, ‘’kuş artık kafeste değil’’ dediğinde, mutluluktan uçmaya hazırdı. ‘’Yenildin aşkım, sen yenildin halkıma.
Akşamın serinliği çökerken, yol üstündeki büfeden Rakı’sını alarak, eve doğru yürüdü. Kapıyı açtığında, kurulmuş sofrayla karşılaştığında, sevinç dolu bir heyecanla, mutfağa doğru yürüdü. Aşkının mabeti, arkası dönük çalışmaktaydı, sevgiyle sarıldı.
– Aşkım, bir tanem, ne zaman geldin?
Gülerek döndü Aysel:
-Aşkım, bu gece çok işim var, onun için erken geldim. Birazdan yemek hazır, sen demlenmeye başla, bende sana katılacağım. Aşkımız ve senin için içmek istiyorum, bu gece uzun olacak, onun için içelim aşkım.
Gerilmişti, ‘’bu gece uzun olacak sanıyorsun, seni bu günahtan kurtarmaya hazırım, günah hanenden, sevap hanene geçiyor bu günah.’’ Aysel:
– Sustun aşkım, ne oldu bir tanem, sofrayı beğenmedin galiba? Senin zevkine uygun hazırladım aslında, senin zevklerini çok iyi bildiğimi zannediyordum? Yanılmışım galiba!
Gülerek tekrar sarıldı, çabasına sevgisini sunmaya çalışarak:
– Aşkım, mutluluktan uçmaya başladım. Ne mutlu bana, seninle artık tüme erdim, şimdi içkime başlayacağım. Bir kadehte sana hazırlıyorum artık, kadınımla karşılıklı kadehimizi tokuşturalım, can cana diyelim, can ol benim için, oldu mu güzelim!
Aysel mutluluktan uçarcasına, sevgiyle gülümsedi, uzanarak dudaklarına, tutkuyla öpmeye başladı, dakikalar sonra:
– Aşkım, ölünceye kadar seninim, hep seni sevdim, seni seveceğim, Allah şahit olsun buna. Ben senden ne nikah, ne bağlılık, nede kendi çevrene beni tanıtmanı istiyorum. Senden çocuk istiyorum sadece, onu da sen istersen. Seni sen olarak istiyorum, annenle aran limoni, beni ona bir gün götürürsen sevinirim. Sadece bu isteğim, bir gün torunları olurda, götürmem gerekirse, sen olmazsan, torunlarını tanımaları için.
Mustafa suskunca masaya giderek, kapağı kapalı rakı’yı açtı, iki kadehe içkileri doldurdu, yıllardır dostu olan kadehi önce bir solukta içti. Tekrar doldurdu, kararlı bir şekilde üstüne gelmekte olan Aysel’e, direnme cephesini oluşturmaya karar verdi. İki kadehi hazırlayarak, mutfağa döndü, inci tanelerini dökmekte olan Aysel’e sarılarak:
– Tamam bir tanem, her şeyi istediğin gibi düzenleyeceğim! Annem seni görmekten memnun olacak, 5 yıl önce, daha doğrusu son görüşmemizde oda seni sormuştu, çok şaşırmıştım. Annem seni tanıyor galiba.
Aysel gözlerime bakarak, hüzünlü bir iç çekişle:
– Aramıza yalanı sokmayacağız güzelim, sık sık senle ilgili bilgileri veriyordum, merak etmemesi için. Bu ilgimin nedenini sordu bir gün. Bende anlattım tüm yalınlığıyla, kızmadın ya bana!
Daha ilk günden, kendimi işkence günlerindeki gibi hissetmeye başlamıştım, bir anda tüm hayatımı yönetmeye başladı. Tipik bir bürokrat mantığı, her şeyin en iyisini tanrı bürokratlar bilir. Kullara da buna uymak düşer. Gülerek tekrar Aysel’i kucakladı, havaya kaldırarak, etrafında dönderdi. Neşe dolu bir ses tonuyla:
– Sana nasıl kızarım bir tanem, daha güzel, seni tanıştırma derdinden kurtuldum. Bilirsin, bizimkisi her kesi beğenmez, aranızda çözmüşsünüz, bu dertten kurtuldum! Telefon açarım Antab’e, gideriz. Hadi bir tanem, hoş geldin dünyama, can cana olsun, hep can olarak kal dünyamda.
Neşe içinde kadehleri yudumlayarak, kol kola içeriye geçerek masaya oturdular. Yemek bittiğinde, saatler geçmişti, masayı topladılar, çakır keyif olmuşlardı ve Aysel en az kendisi kadar içkiye dayanıklıydı. Gece yarısı olduğunda, toplanmaya başlayan Aysel, yataktan çıkarak yavaşça giyinmeye başladı. Mustafa’ya dönerek:
– Aşkım, ben çıkmalıyım, işlerim var, sabah dönerim, gecikirsem merak etme. Uyumaya bak. Erken gelirsem kahvaltı yaparız, birikmiş izinlerim var, onları alayım, annene gidelim. Mersine gidelim, denize girelim, ilk kez gönlümce tatil yapayım. Sen ve ben, birde annen isterse o olsun ama başka kimseyi istemem, mutluluğumuzu bozacak kimsecikler olmasın! Ne dersin aşkım? Varmısın, hemen yarın yola çıkarız, benim arabama bineriz, ver elini Antep!
Soru dolu bakışlarını dikmişti, sorgulayan ve kabul ettirmeye kararlı o baş komiser bakışlarını.
Bu bakışlardan rahatsız olmuştum, işkencecilerimin bakışlarını hatırlatıyordu bana. ‘’Sen kadınım, işkence uyguluyordun bana.’’ Yüzüme en sahtesinden bir bakış oturttum. ‘’Mutlu ve bahtiyardım bu karardan,’’ arsız bir bakışla:
– Kabul aşkım, sen ne istersen o olacak dünyamda. O zaman geç kalma, bu kararı hemen hayata geçirelim.
Tedirginlik sırası Aysel’e gelmişti. ‘’Benim her istediğimi kolayca kabul ediyor, neden? O çelik iradeli, inatçı ve düzenle hiçbir zaman uzlaşmayacağına inanılan Mustafa nerede. Bende yaşadığı aşkla ve bedenimde yaşadığı mutlulukla, kendini bunlara feda edecek kadar iradesiz mi? Olamaz, bu kadar çabuk teslim olamaz, bu işin içinde bir bit yeniği var. Keşke takibi kaldırmasaydım, dün neler yaptı, kimlerle görüştü, ne tür kararlar aldılar? Galiba Mustafa’yı çok hafife aldım, bana olan zaafını çok önemsedim.’’
Kendisine dikkatle bakmakta olan Mustafa’nın gözleriyle buluştuğunda toparlanarak, sorgulayan bakışlarına, en içten gülümsemesiyle karşılık verdi:
– Tamam aşkım, sen nasıl istersen, hemen yola çıkalım. İşe gidince hemen izin dilekçemi yazıyorum. 1 saat içinde cevap gelir, seni ararım, evden ayrılma oldu mu aşkım.
Son kez sarıldılar, hızlı bir şekilde toparlandı, o sırada kemer tokası gibi duran şekilden, bip sinyali duyuldu. Aysel tedirgin bir mahcubiyetle:
– Pardon aşkım, seni rahatsız etmemesi için, telsizimi yanıma almıyorum. Bu yeni geliştirilen bir alet, uydu kanalıyla benim nerede olduğumu tespit ederek, bana ulaşılmasını sağlıyor. Aşağıya ekip arabası gelmiş, bu nedenle uyarı yolladılar, aşağıda bekleniyorum.
Umursamaz bir ses tonuyla:
– Sen nasıl istersen aşkım, beni senle ilgili şeyler rahatsız etmez. Rahat ol emi. Ben seni olduğun gibi, sen olarak seviyorum. Bunu lütfen çok iyi anla! Oldu mu aşkım!
Minnet dolu bir gülümseyiş ile bakan Aysel, arkasını dönerek çıkarken:
– Seni çok seviyorum koca bebek, her şey için sana minnettarım. Sen benim her şeyimsin, hep öyle kal emi!
Yarı tehdit gizli bu sözü, bir kenara not etmiştim, ‘’öyle olsun sevgili baş komiserim, nasıl istersen öyle olsun. Bu artık bir aşkın meydan savaşı, kapı kapanmıştı ve ben yine bir başıma kalmıştım. ‘’Nereye gidecek bu aşk, daha doğrusu bu hastalıklı sevda savaşı!
Aysel, arabaya bindiğinde, her kesi selamladı, sessizce selamına karşılık aldığında, Samim olduğu insanların bile, kendine soğuk olduğunu görerek şaşırdı. Önemsemedi, ‘’sen bunlara değersin Mustafa’m, değersin, gerekirse mesleğimden bile ayrılırım. Basılacak eve doğru hareket edildi, evin önüne kadar, kimse konuşmamıştı. Evin önünde hemen harekete geçilerek eve girildiğinde, evde kimsenin olmamasına, en çok Aysel şaşırmıştı. Öfkeyle yanında bulunanlara:
– Nerede bunlar, kim takip ettiriyordu bunları, kuş olup uçtular mı? Birisi bana hemen bilgi versin!
Tedirgin bakışlar, suskunlukla cevapladı soruyu. Her kes aynı soruyu sormaktaydı kendilerine. ‘’Nereye kayıp olmuştu bu teröristler. Acaba birisi haber mi vermişti, içlerinde bir hain mi var! Mafya işi olsa anlaşılır böyle bir şey, ancak bunlara kim haber verir, kim korur bunları. Yoksa bir tesadüfmü kurtardı bunları.’’
Aysel öfkeyle çevresini süzerken, birden aklına gelen şeyle irkildi. ‘’Mustafa, bu sürprizi bana hazırlayan senmisin yoksa.

FATİH MEHMET YILDIRIM
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE ve KİMLİK VE ÇAKALLARIN SOFRASI romanı yazarı. GÖZLERDE Kİ İNCI TANELERİ şiir kitabının şairi.
yildirimfm@hotmail.de